Kürtlerin haklı davası için...

“Ben bir Hollandalı olarak belki Kürtler için savaşabilirim, ama hiç kimsenin bundan haberi
olmaz. Belki de fazla fayda sağlamaz. Ama Kürtler için yapabileceğim bir film, Kürtlerin haklı
davasını daha fazla dünya kamuoyuna taşır.”

KurdishCinema.com / 12 Ocak  2008

20 yıldır yapımcı olan Hollandalı
Annegriet Wietsma, sadece kendisini
etkileyen konuları beyazperdeye taşıyor.
Koma Civakên Kurdistan (KCK)
Yürütme Konseyi Üyesi Nuriye Kesbir’in
yaşamı ve mücadelesini konu alan
Sozdar, verdiği sözü gerçekleştiren
isimli belgesel filmi ile Kürtler arasında
adını duyuran Wietsma, bu belgeseli
çekme amacını şöyle anlattı: “Yıllardır
Kürt sorunu üzerine bir film yapmak
istiyordum. Birinci Dünya Savaşı’ndan
bu yana tüm kadınların özgürlük
mücadelesini ve Kürt kadının özgürlük
mücadelesini düşündüğümde, kendimi Kürt kadını ve Kürt sorunu karşısında sorumlu
hissediyorum. Bundan dolayı uygun zamanı bekledim. Bundan birkaç yıl önce evde radyo
dinliyordum. Kürt siyasetçi Nuriye Kesbir’in Türkiye’ye iade edilmesi için mahkemenin karar
aldığını ve sayın Kesbir’in mahkeme kararını protesto etmek için açlık grevine başladığını
duyurdu. İşte o anda Kürtler üzerine çekeceğim filmin konusunu yakaladığımı düşündüm.
Özgürlüğü için mücadele eden bir Kürt kadını, hemen telefonuma sarıldım onunla ilişki
kurmaya çalıştım.”

Dünya medeniyetinin ayıbı

Avrupa Birliği’nin Kürt sorununa yaklaşımının Türk devletini koruma, destekleme biçiminde
olduğunu söyleyen Wietsma, “Kürt sorunu, Filistin sorunundan farklı değildir. Filistin sorununa
nasıl bir çözüm arayışına girilmişse, Kürt sorununda da aynı arayışa girilmelidir. 40-45
milyonluk bir halkın varlığı ve kimliği 21. yüzyılda hala inkar ediliyorsa, bu dünya medeniyetinin
aybıdır” dedi. Hollandalı bir kadın olarak Kürt sorununu Hollanda kamuoyuna taşımak istediğini
kaydeden Wietsma, “Sadece burada görünen halklar yok, 40-50 milyonluk nüfusa sahip, varlığı
ve kimliği inkar edilen bir halk var. Ama ne yazık ki; her tarafta erkek egemenliği olduğu için Kürt
mücadelesinin profilinde de erkek egemenliği ön planda görülüyor” diye konuştu. Yapımcı
Annegriet Wietsma, Kürt/Avrupa kadını ve ‘Sozdar’ belgeseline ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Uzun zamandan beri Kürt kadınıyla ve Kürt sorunuyla yakından ilgileniyorsunuz. Bir kadın
hakları savunucusu olarak, Kürt kadınını Avrupa kadınıyla karşılaştırdığınızda neler
söyleyebilirsiniz?

Kürt kadını toplumsal mücadelesi içerisinde hem Kürt halkının özgürlük mücadelesini veriyor,
hem de Kürt feodal yapısına karşı mücadelesini sürdürüyor. Avrupalı kadın, bundan 30-40 yıl
önce kadın hakları mücadelesini verdi. Yani annemin kazandığı haklardan bugün ben
yararlanıyorum.
Sozdar da (Nuriye Kesbir) kendi belgeselinde anlattığı gibi, ilk mücadelesini
kadın hakları için başlatmıştı. Ama özgür olmayan bir halkın kadını olduğu için, bireyin tek
başına özgür olması bir anlam taşımıyordu. Onun için Sozdar, önce Kürt halkının özgürlüğüne
kavuşması gerektiğine inandı. Ve Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nde yerini aldı. Avrupalı
kadınların ülkesinin özgürleşmesi gibi bir sorunları yok. Onlar tüm enerjilerini bireysel hakları
için harcıyorlar.

Kürdistan’da gerilla alanlarına Kürt siyasetçi Nuriye Kesbir’i görmeye gittiniz. Özellikle oradaki
kadın gerillaları nasıl buldunuz?

    Kadın ve erkek gerillalar arasında pek bir fark
    göremedim. Son derece doğal bir ortam hakim.
    Herkes birbirine karşı saygı ve sevgi içerisindeydi.
    Herkesin gözünde gerillaların savaşçı ve agresif
    olduğu söylenir veya bilinir; ama ben onların son
    derece dost, arkadaş ve samimi olduklarını
    gözledim. Kendi gencecik bedenlerini halkının
    özgürlüğü için ortaya koyduklarını gözledim. Onlara
    insan o kadar yakınlık hissediyor ki, birkaç dakika
    içerisinde insan hemen arkadaş olabiliyor. Onların
    gözünde nasıl bir insan sevgisi olduğunu
    görüyorsun. Ben Kürtçe ve Türkçe bilmiyorum ama
    benim tercümanım bana şunları söyledi:
    ‘Annegriet, Avrupa ülkelerine gittiğinde insanların
    birbirlerine karşı dürüst olmadığı, kızdıklarını, küfür
                          Nuriye Kesbir                            ettiklerini ve birbirilerine güvenmediklerini
görüyorsun. Ama kaç gündür buradayız kesinlikle hiçbirinin birbirine karşı en ufak bir
saygısızlığını görmedim’. Sanki hepsi bir aile gibi, hepsi iyimser. Kendimi orada çok rahat
hissettim.

Kesbir’in filmini çekme fikri sizde nasıl oluştu?

2. Dünya Savaşı’nda Hollanda işgal altındaydı. Bir sürü insan
işgale karşıydı ama bir şey yapamıyorlardı. Burada belki Kürt
sorunu 2. Dünya Savaşı’yla karşılaştırılamaz, ama birçok
Kürt genci gönüllü olarak gerilla saflarında yer alıyor. Bende
bir Hollandalı olarak belki Kürtler için savaşabilirim, ama hiç
kimsenin bundan haberi olmaz. Belki de fazla fayda
sağlamaz. Ama Kürtler için yapabileceğim bir film, Kürtlerin
haklı davasını daha fazla dünya kamuoyuna taşır.

Siz Kesbir’in belgeselini çekmek için 1,5 yıl boyunca onunla
birlikte hareket ettiniz. Çekim sırasında en çok sizi etkiliyen
olay neydi?

Bir iki olay değil, birçok olay oldu. Ama bunlardan birisi; bir
gün internette birkaç arkadaşın şehit düştüğü haberini
okurken gözlerinden çeşme çeşme yaş akıyordu. Daha önce
hiç ağlamadığını söylemişti. Bu arkadaşlar onun yakından
tanıdığı gerillalardı. Türk askeri onların gözlerini oymuş, burun ve kulaklarını kesmişti. Biz film
çekiyorduk, aşırı bir şekilde duygulanmıştı. Hemen oradan uzaklaşmak istedi. Başka bir anım
da; Bir evdeydi, bahçede ateş yakmıştık; ikimiz de bir saat boyunca sessiz bir şekilde ateşi
seyretmiştik. İkimiz de kendi dünyası içerisinde, aynı yerdeydik. Bu beni çok etkilemişti.

"Sozdar, verdiği sözü tutan" belgeseli Hollanda’nın başkenti Amsterdam Uluslararası Belgesel
Film Festivali’nde (IDFA) Kasım 2007'de gösterilmişti.

Roni Yildirim / Amsterdam / Yeni Özgür Politika