Ziyaretçi Defteri

Kürt sineması ve
sitemizle ilgili görüş
ve önerilerinizi  
Ziyaretçi Defteri'ne
yazabilirsiniz!

Nasil bir sinema?

Arin Arjen - 5 Mayıs 2007 *

KurdsihCinema.com /11 Mayıs 2007

Louise Lumiere 1895’te sinematografiyi (kamera) keşfederek, ilk
filmi (belgesel) çekip halka açık ilk gösterimi de yaparak, sinemayı  
başlatmış oldu.

Lumiere bu yeni serüveni başlatırken, kendi sinema anlayışıyla
birlikte nasıl olmalı sorusunu da doğurdu.

Ve “sinema nasıl olmalıdır” sorusunun hemen ardından,
sinematografinin kapsam ve olanakları çerçevesinde, sinemayla ilgili günümüze de
damgasının vuran bir çok sinemacı,  ilgili bir çok kuram, anlayış gibi farklı sinemasal kavramlar
doğrudan ya da dolaylı olarak, bu soruyla  beraber ortaya  çıktı.

Sinemanın doğuşunun üzerinden yüz yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen, günümüze
kadar bu soruya sayısız cevap verilirken bir yandan da halen cevap(lar) aranmaktadır.

    Sinema edebiyat,tiyatro ve müzikten bağımsız olmalıdır diyen  
    Dziga Vertov da, sinema demokratik idealler taşımalıdır diyen
    İngiliz Grierson da bu sürece dahilen bu sözleri söylemişlerdir. Ve
    böyle bir anlayışla sinemasal faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.

    Yeni Dalga, Yeni Gerçekçilik, Yeni Sinema, Fransız, Hollywood,
    İran sinemaları anlayış-yaklaşım olarak doğrudan ya da dolaylı
olarak bu soruya cevaben şekillenip kendine özgü bir yapı oluşturarak ortaya çıkmış ve bu
sorunun cevabı bir anlayışla halen hareket etmekte ve  yine kimileri yeni cevaplar
aramaktadırlar.

Bugün de, yolun başında olan Kürt Sineması mevcut yapıtlarıyla bu soruya cevap verirken aynı
zamanda soruya cevap da aramaktadır.

Ülke ve akım sinemaları ortaya çıkarlarken, yaşadıkları toplumun ve dünya
gerçeklikleri doğrultusundan hareketle bir cevap verme arayışı içinde
olmuşlardır. Bu gerçekliklerden hareketle doğru cevap veren anlayışlar
günümüze kadar kendilerini taşıyarak yaşayabilmişlerken; aynı zamanda
dünyaya ve kendi toplumlarına eğitim, gelişim gibi anlamlarda da bir çok
katkı sunarak, evrensel ve toplumsal sorumluluk da üstlenmişlerdir.

Rus yönetmen Eisenstein, devrimin işleyiş şekli hakkında halkını
aydınlatmaya, devrime adapte etmeye çalışarak toplumsal bir amaç
güderken, “Nanook of the North” (Kuzeyli Nanok) filmiyle Robert Flaherty, buzullarda yaşayan
insanlardan hareketle, bir bakıma insanlığın gümüze ne güçlüklerle kendini yetiştirdiğini
işleyerek evrensel, insani ve barışçıl bir anlayış güdmüştür.

Bütün bunların yanı sıra, gerektiğinde yaşadıkları toplumu da eleştirmeden edememişlerdir.
İsveçli yönetmen Bergman “Yedinci Mühür” filmiyle hem 14. yüzyıl kilisesini hem de 2. Dünya
Savaşı’na götüren süreci eleştirirken; yaşadığı toplumu ve sanatçı anlayışını da yerden yere
vurmaktan kaçınmamıştır.

    Günümüze kadar kendini  taşıyabilen ve üst basamaklarda yer alan
    sinemalar, böyle bir anlayış içinde olmuş ve halen böyle bir  anlayış
    sergileyerek, evrensel ve toplumsal anlamda insanlığa katkı sunmaya
    devam etmektedirler.

    Kürt Sineması da günümüz çağdaş-dünya anlayışlarının, evrensel,
toplumsal ve insani yararı gözeten değerlerinin sonucunda ortaya çıkmıştır.

Kuşkusuz Kürt Sineması böyle bir anlayıştan hareketle, dünya gerçekliklerini ve toplumsallığı
ön planda tutacaktır; tutmak zorundadır.

Bu değerler üzerinden hareketle kendini var etmiş olan Kürt Sineması, yine varlığının devamı
için bu değerlerle hareket etmek zorunluluğundadır.

Sıradan, kaygısız, evrensel ve toplumsal amacı olmayan belirli bir
bilinç ve görevle hareket etmeyen bir sinemanın yaşamsal hiçbir
ifadesi yoktur; bu nedenle de ölüdür.

Kürt Sineması da, üzerine kurulduğu değerlerden hareketle,kendini
yok etmek gibi bir arzu içinde olamayacağına göre, “Nasıl bir sinema”
sorusuna var-oluşuyla en doğru cevabı vermiştir.

Kaldı ki, az da olsa mevcut yapıtlarıyla da bu sorunun cevabını vermektedir.

Bütün bunlarla beraber, Kürt Sineması’nın varoluşu, üzerine kurulduğu değerlerle hareketi,
dolayısıyla da yaşayabilmesinin bir diğer unsuru da hizmet ettiği toplumun desteğidir.

Toplumuna hizmet eden Kürt Sineması’nın hizmet ettiği toplumdan aynı şekilde karşılık
bulması, Kürt toplumu tarafından ödenmesi gereken bir borç olarak algılanmalı ve Kürt
toplumunun da bu borcu onu yalnız bırakmayarak, ona  destek sunarak ödemesi gerektiği
kabul edilmelidir.

* Arin Arjen: Kaos adlı 9 dakikalık kısa bir filmi var.

Yazarın diğer yazıları:

-
Yangında filizlenen çiçek: Kürt Sineması