Ziyaretçi Defteri

Kürt sineması ve
sitemizle ilgili görüş
ve önerilerinizi  
Ziyaretçi Defteri'ne
yazabilirsiniz!

Öfkeli ve özgür yönetmenler *

KurdsihCinema.com / 19 Mayıs 2007

Bağımsız sinemanın ilk yönetmenleri Lindsay Anderson, Karel Reisz
ve Tony Richardson’du. Daha sonra onlara John Schlesinger, Ken
Loach gibi yönetmenler de katıldı.

İngiliz “Özgür Sinema/Free Cinema”yı da tıpkı Fransız “La Nouvelle
Vague/Yeni Dalga” gibi eleştirmenler yarattı. 1950’li yılların ortalarında
Lindsay Anderson, Karel Reisz ve Tony Richardson, sinemada
stüdyo sistemini eleştirerek 60’larla beraber kamerayı sokağa, sıradan insanların hayatına
taşıyarak uzun metrajlı filmlerini çekmişlerdi. Onlar, sinemanın ilk bağımsız yönetmenleriydi.

“Sequence” adlı dergide savundukları belgesel tadındaki gerçekliği beyazperdede yarattılar.
Anderson, sanat yaşamı boyunca savunduğu görüşlere uygun yapıtlar ortaya koydu. Reisz ve
Richardson, Hollywood’a gittiler ve orada az da olsa kendi sinema bakışlarının yakınında
dolaşan filmler çektiler. 1923’te Hindistan’da doğan ve 1994’te Fransa’da ölen Anderson, bu
akımın kuramcılarındandı. Çek kökenli Reisz 1926’da doğdu. İngiltere doğumlu Richardson da
1928’de Yorkshire’da doğdu. Daha sonra onlara John Schlesinger, Ken Loach gibi
yönetmenler de katıldı. İlk dönemlerinde belgesel ve kısa filmler çeken akımın yönetmenleri,
‘60’larla beraber dramatik uzun metrajlı filmlere yöneldiler.

Anderson Oscar kazandı

    Lindsay Anderson, 1948’den itibaren kısa ve belgesel filmler
    çekmeye başladı. 1953’te ilk kısa belgesel filmini çekti. “Thursday’
    s Children-Perşembenin Çocukları” 1955’te Oscar kazandı.
    Anderson’un 1956’da çevirdiği “O Dreamland-Ey Hayaller Ülkesi”,
    onun bir başka belgesel filmidir. Film, Margate’teki bir lunapark
    çevresinde çağdaş dünyanın huzursuzluğunu ortaya koyar ve
    kitlelerin alışkanlıklarına saldırır. 1957’de çektiği “Everyday Except
Christmas-Noel’den Başka Her Gün”deyse bir markette geçen hayatı yansıtır. İnsancıl ve
arkadaşça yaşayan çalışkan insanların yaşamlarından duygusal anlar sunar bu kısa filmde.

Anderson, 1956’da televizyon dizisi “Robin Hood’un Maceraları”ndan bir
bölüm çekti. Film eleştirmenliğinin yanında 1963’e kadar tiyatroda çalıştı ve
televizyonda diziler yönetti. Anderson, 1963’te “This Sporting Life-Bu
Sporcunun Hayatı”yla ilk uzun filmini çekti. Anderson, emekçilerin hayatını
perdeye aktarmak gerektiğini söyledi hep. Filmlerinde gerçeküstücü
anlatımlara da yöneldi. Ayrıca, geleneksel mizahın ötesinde seyirciyi
şaşırtan hiciv yüklü ve sosyal içerikli filmler yaptı. Düşünsel olarak da Brecht
estetiğinin etkisinde kaldı yönetmen. Gerçekliğin ‘ayna’ olarak görülmesine
de karşı çıktı. Anderson, “Gerçeklik, gerçekliğin değil, onların gerçekte ne
olduklarının gösterilmesidir” der bir konuşmasında. Ama, geriye dönüşler ve doğal oyunculuk
içeren “Bu Sporcunun Hayatı”, sanatsal kaygıya rağmen klasik anlatıma yönelmiştir. 1968’de,
kendisinin de içinden çıktığı İngiliz eğitim sistemini yerden yere vurduğu “If...-Eğer...” filmini
çekti. 1973 yapımı “O Lucky Man-Ah Şanslı Adam” filminde, sert eleştirilerini tüm çağdaş Batı
toplumlarına yöneltti. Sözlerini çekinmeden söyleyen ve uzlaşmayı reddeden Anderson, sanat
yaşamı boyunca çok az film yapabildi. Tıpkı Karel Reisz gibi.

Öfkeli yönetmen Richardson

    Tony Richardson, “Özgür Sinema”nın en öfkeli yönetmenlerinden biriydi.
    Richardson’un John Osborne’un oyunundan 1958’de uyarladığı “Look
    Back in Anger-Öfke”nin başrollerinde Richard Burton ve Claire Bloom
    vardı. Bu, modern dönem filmidir. Sistemdeki yanlışlıkların büyük ölçüde
    farkında olan, ama bunlara çözüm bulamayan yitik nesilden Jimmy’nin
    hikayesini anlattı bu filmde. Richardson, filmde, öfkeden çok ona neden
    olan çaresizliği konu alan mükemmel bir dramı yansıttı. “Öfke”,
yönetmenin ilk uzun filmidir. Richardson, 1961’de “A Taste of Honey-Baldan
Tatlı” filmini çekti. 1962’de çok önemli filmi geldi. Alan Sillitoe’nun senaryosunu
yazdığı “The Loneliness of the Long Distance Runner-Uzun Mesafe
Koşucusunun Yalnızlığı”, bir ıslahevinde açılıyor. Colin Smith, iyi bir koşucudur.
Çünkü, bu genç çocuk, hırsızlık suçundan oradadır. İşçi sınıfından ailesi çok
yoksuldur. Geleceksiz Colin hırsızlık yapar. Ve yakalanmamak için de hızlı
koşmak zorundadır. Film, geriye dönüş yapar ve yoksulluk üzerine hikaye de
başlar. Richardson’un 1963’te çektiği “Tom Jones” filmi Oscarlar kazandı.
Hollywood’da da birçok film çekti. Richardson, 1991 yılında Los Angeles’ta AIDS’ten öldü.

Reisz da belgesellerle başladı

    2002’de Londra’da ölen “öfkeli delikanlı” diye anılan Karel Reisz, iki dostu
    Richardson ve Anderson gibi belgesel filmlerle sinemaya giriş yaptı. İlk uzun
    filmini 1960’da “Saturday Night and Sunday Morning-Sevişme Günleri”yle yaptı.
    Alan Sillitoe’nun kendi romanından uyarladığı “Sevişme Günleri”, ‘60’ların İngiliz
    sinemasına damgasını vuran ‘öfkeli’ filmlerin en iyilerinden biriydi. Film, işçi
    sınıfı yaşamının umutsuzluğunu perdeye yansıtıyordu. Girişken bir genç olan
    Arthur Seaton, büyük bir fabrikada çalışırken gelecekteki güzel günlerini düşünür
sürekli. 1968’de başrolünde Vanessa Redgrave’in oynadığı biyografik film “Isadora”yı çekti
Reisz. Çağdaş dansın öncülerinden Isadora Duncan, Amerikalı bir dansçıydı. 1981 yapımı
“French Lieutenant’s Woman-Fransız Teğmenin Kadını” filmi John Fowles’ın
romanından uyarlandı. Senaryoyu da Harold Pinter yazdı. Filmin senaryosu
yaratıcıydı. Hayal karakterlerle gerçek hayattaki karakterler içiçe anlatılmıştı.
Filmin iki başrol oyuncusu Anna ve Mike, gerçek hayatlarında başka insanlarla
evliler; ama, birbirlerini yasak bir aşkla seviyorlar. Bu gerçek yaşamın yanında
Victoria döneminde geçen hikayenin başkarakterleri Sarah ve Charles’ın da
yasak aşkları yansır perdeye koşut olarak. Reisz, 1985’te yine bir biyografi
çekti. 1961’de söylediği “Crazy” şarkısıyla ünlü country şarkıcısı Patsy Cline’ın
hayatını anlatan “Sweet Dreams-Tatlı Düşler”in başrolünde Jessica Lange vardı. Üstat son
filmini 1990 yılında gizemli bir polisiye olan “Everybody Wins-Kaybeden Yok”la çekti. Senaryoyu
Arthur Miller kendi oyunundan yazmıştı.

* 03 Subat 2007 – Yeni Özgür Politika