Portakal suyu satıcılığından Usta bir Kürt Yönetmene; Bahman GHOBADİ *

KurdishCinema / 24 Kasım 2009                               

1969 yılında İran’ın Kürt
bölgesinde bulunan Bane
kentinde doğan Bahman
Ghobadi, çok genç yaşta
Sanadaj kentinde elma ve
portakal suyu satarak
geçimini sağlıyordu.
Yaşamının en önemli 2
tesadüfünden biri bir
fotoğraf dükkanının önünden
geçerken bir resmin ilgisini
çekmesiyle başlamış. Sonra
Sanadaj kentinde bir
kütüphaneden aldığı
‘Animasyon fimleri’ adlı
kitabını tesadüfen eline
aldığı zaman nerden
bilebilirdi ki yaşamının en
önemli anını yaşadığını. İran
ve Irak sınırına yakın bir yer olan Bane’li ünlü Kürt Yönetmen Bahman Ghobadi’nin yaşam
öyküsü işte böyle başlıyor. Kendi deyimiyle “Eğer kütüphaneden o kitabı almasaydım. Bugün bir
uyuşturucu bağımlısı olacaktım” diyerek, yaşamının nasıl bir tesadüfün eseri olduğunu anlattı
Ghobadi. Özellikle Sarhoş Atlar Zamanı ve Kaplumbağalar’da uçar adlı filmleriyle bilenen ünlü
Yönetmen Ghobadi, bugüne kadar 40’a yakın kısa film ve 3 uzun metrajlı filme imza attı. 1995-
1999 yılları arasında birçok ulusal ve uluslararası yarışmalarda ödül kazanan 10 kısa filme
yönetmenlik etmiştir. Bunlar arasında Clermont-Ferrand Festivali’nde Jüri Özel Ödülünü
kazanan ” Siste Yaşam ” filmi de bulunmaktadır.

1999 yılında, Abbas Kierostami’nin ” Rüzgar Bizi Taşıyacak ” filminin çekimlerinde baş asistan
olarak çalışmış, Samira Makhmalbaf’ın ” Kara Tahta ” isimli filminde başrollerden birini
oynamıştır. Ghobadi, son filmi ” Sarhoş Atlar Zamanı ” ile 2000 yılı Cannes Film Festivali’nde
“Altın Kamera Ödülü”, ” Genç Sinema Ödülü ” ve ” PIPRESCI Ödülü “ne layık görülmüştür. 52.
San Sebastian Film Festivali’nde “Altın Midye – En İyi Film Ödülü” ve “En İyi Senaryo Jüri Özel
Ödülü”nün yanı sıra Berlin Film Festivali’nde de “Barış Ödülü”nü kazanan “Kaplumbağalar da
Uçabilir” Saddam sonrası Irak’ta çekilen ilk film özelliğini taşıyor.






Pek çok uluslararası festivalde ödüle layık görülen uluslar arası bir Yönetmen olan Ghobadi,
yaşadığı Kürt coğrafyasında  hiçbir sinema okulu olmamasına rağmen nasıl bu duruma
geldiğini katıldığı Batman Kültür ve Sanat Festivali’nde DİHA’ya anlattı.  merak konusudur
“Kaplumbağalar da Uçar”, 2006 Oscar ödülleri için de İran tarafından “En iyi yabancı film”
dalında aday adayı gösterildi. Ghobadi, Kürtler’in yaşamını bir trajedi olarak ele alıyor. Ve
filmlerinde sınırlardan ve çocuklardan vazgeçmeyerek Kürt trajedisini beyaz perdeye sosyolojik
bir dille yansıtıyor.

*Sinema yaşamınız nasıl başladı?

Ben aslında sinemayı sevmiyordum. Sinemayı ben seçmedim sinema beni seçti. Kürdistan’da
sinema için bir üniversite yok, okul yok. Sinemayı öğrenmen için bir eğitim alanı yoktur. Benim
geçmiş hayatım bana sinemayı öğretti. Sınırda yaşayan bir çocuktum. Aile hayatım zorluklarla
doluydu. Hayat içersinde sinemayı öğrendim.



*Hayatınız sinemanın içersine nasıl girdi?

17 yıl önce animasyon filmleri ile başladım sinemaya. İran’ın Sanadaj kentinde. Bundan önce
sokakta elma suyu ve portakal suyu satıyordum. Küçük bir büfem vardı. Her gün spora gidip
geliyordum. Büfemin olduğu yerde küçük bir fotoğrafçı dükkanı vardı. Bir gün ordan geçerken, bir
foto gözüme çarptı. Dükkana girdim. Sahibi bana daha fazla fotoğraf gösterdi. Ve ben
fotoğrafçılığa fotoğrafa aşık oldum. O fotoğrafçı benim ilgimi görünce bana “Dağlara gelip
fotoğraf çekermisin” dedi. Bende kabul ettim. Birlikte dağlara çıktık. Orada bir filmin yarısını ben
çektim yarısını da o çekti. Bir hafta sonra fotoğrafçı beni stüdyosuna çağırdı. Çektiğimiz filmleri
gösterdi. Çektiğim fotoların mükemmel olduğunu söyledi bana. Fotoğrafların kompozisyonunu
çok beğenmişti. Ondan sonra ilgim başladı. Bende o fotoğrafçıya fotoğraf sanatına ilişkin bana
yardımcı olabilmesini istedim. O da bana ‘Kütüphaneye git. Orada fotoğraf üzerine kitaplar oku’
dedi. Gittim kütüphaneye ve fotoğraf üzerine bir kitap aldım. Ancak bir kitap daha aldım oradan.
Adı “Animasyon filmleri” idi. Tamamen rastlantı oldu bu kitabın elime geçmesi. Ben Animasyon
kitabını aldım okudum. O kitabı okurken bir animasyon filmi yapabilirmiyim diye kendi kendime
sordum.

Ben daha sonra büfemi kapattım bunun üzerine. Annemle birlikte Tahran’a taşındık. İlk çekimi
şöyle gerçekleştirdim. Bir resmin üzerinde futbol sahası vardı. Bu futbol sahasının üzerine
uluslar arası sigaraları yerleştirdim. Bunları birbiriyle animasyonlu futbol oynattım. Bu
animasyon filmini annemle birlikte çektim. İlk filmimi annemle yaptım.

Yaşınız kaçtı o zaman? Çok gençtiniz herhalde

O zamanlar daha 16 yada 17 yaşında idim. Daha sonra bir
gazetede bir film festivali reklamı gördüm. Ben bu sigaraları
oynatarak yaptığım animasyon filmini o festivale gönderdim. Ve
ben buradan ödül aldım. Bu ödülle birlikte yeni çalışmalar
düşünmeye çalıştım. Çünkü bu bana büyük bir güven verdi.  
Ben kendime güveniyordum. Yeteneğimin olduğuna
inanmıştım. Bu konuda çalışmalar yapmaya başladım.
Yönetmenlerle tanıştım ve geliştirdim kendimi. Sinema ya
böyle atıldım işte. Bir kısa animasyon filminden başladı.

O kitap olmasaydı. Bugün siz ne yapıyor olacaktınız?

Tahran büyük bir şehir ve genç erkekler, daha çok uyuşturucu
kullanıyordu.  İçki, uyuşturucu gibi şeylerle uğraşıyorlardı.
Benimde bunlara bulaşma ihtimalim çok büyüktü. Ben o
zaman rastlantı sonucu fotoğrafa ilgi duymasaydım. Bende
bugün uyuşturucunun içersinde olurdum. Bu biraz bir şanstır.
Şansıma fotoğrafa ilgi duydum.

*Peki uzun metrajlı filmlerine gelelim o zaman. Hem Sarhoş Atlar Zamanı hem de
Kaplumbağalar da uçar filminde çocuklardan vazgeçmediniz. Neden?

Benim yüreğim bir çocuk yüreğidir. Kürt halkı çocukluğunu yaşamadı ki. Ben hiç çocukluğumu
yaşamadım ki. Benim çocukluğum sınırlarda geçti. Ben çocukluk yaşlarımı yaşamadım. Sınırda
yaşayan bir çocuk doğarken 20 yaşındaki biri olmuş gibi doğuyor. Hayatım çok zorluklar geçti
anlıyormusun? Ben inanıyorum ki Kürt çocuğu dünyaya geldiğin de yaşadığı zorluklardan dolayı
yaşının çok ötesinde yaşıyor. Beden olarak çocuk ama ruhsal ve düşünsel daha büyüktürler.
Filmlerimdeki çocuklarda aslında çocuk değiller. Ben çocuklarla işte bu bahsettiğiniz filmleri
yaptım. Gelecekte yapacağım 2 projem var. Ama onlar da çocuk olmayacak.

Sınırlardaki trajik yaşamları ele almışsınız. Sınırlar trajedinin simgesi mi?

Ben sınır kentinde doğdum ve yaşadım. Bu benim sorunumdur. Sınırlarda yaşananlar benim
sorunumdur. Yaşamımdır ve bende bir komplekstir. Bu koşullarda yaşadım ve bu benim bakış
açımdır. Ve ben bu koşullara göre bir hayal  gücüm var. Bunu yansıtıyorum filmlerime. Ama
Sınırlarda yaşananlar büyük bir  trajedidir. Bence Kürt halkının yüzde 95’i zaten bir trajedi
yaşıyor. Türkiye, İran, Irak, Suriye Kürtler’inin hepsi bu trajediyi yaşıyor. Geri kalan yüzde 5’i
bilmiyorum ne durumdalar. İşte bak ben Kürdüm sen de Kürtsün. Ama ikimiz de birbirimizi
anlamıyoruz. Bu bir trajedi değimlidir. Bu büyük bir trajedidir. Ama ben filmlerimde bu trajeyi
mizahi bir şekilde de ifade ediyorum.

Kaplumbağalar’da uçar nasıl oluştu?

Son filmimin konusu bir savaştır aslında. Saddam’ın devrilmesinden 2 hafta sonra Irak’a gittim.
Ben ilk o filmi yapmaya gittiğimde. Aslında normal bir film çekecektim. Gittim, baktım ki,
çocukların kolları, ayakları yok. Mayınları gördüm. Ve çekmek istediğim filmin senaryosunu
değiştirip. Çocuklarla yapmaya karar verdim. O filmdeki çocukların hiç biri oyuncu değiller. Ama
profesyonel oyunculardan kat kat daha iyi oynadılar. Çünkü kendilerini oynadılar. Çocukları
seçmemdeki neden geleceğin temsilcisi olmalarıdır. Çünkü gençlerin, ve yaşlıların çok bir
şansları yok. Bir şeyi değişriremez ve kendileri de değişemez kolay kolay. Ama çocuklar
gelecektir. Çocukları anlatmak gerekirdi. Anlattım.

Peki siz yaptığınız filmlerin politik ve siyasal içerikli olmadığını söylüyorsunuz. Ancak politik
mesajlar veriyor?

Hayır benim filmlerim sosyolojiktir. Sosyal yapıyı ele alıyorum. Genellikle Kürtlerin sorunları dış
dünya tarafından politize  ediliyor. Politik bir bakış açısıyla bakılıyor. Kürtler’in politik sorunları
var. Filmlerim politik olarak ta algılanıyor buda bir gerçek. Ama ben sosyolojik ele alıyorum. Ben
politikadan anlamıyorum aslında. Nefrette ediyorum politikadan.

ABD’nin bölgeyi cennete çevireceğine inanmıyorsunuz……

Amerika’nın bir şey yapmayacağına inanmıyorum. Biz bir şeyleri değiştirebilirsek ancak iyi
şeyler olur. Buna inanıyorum.

Türkiye Kürtler’ini nasıl bir durumda buldunuz?

Türkiye’deki Kürtler’e uygulanan politikalara karşıyım. Türkiye
her ne kadar demokratik adımlar attığını söylesede bunu
uygulamıyor. Demokrasinin olup olmadığı şurdan da belliydi.
Batman Belediye Başkanı’nın odası kurşunlanmış. Türkiye’nin
ne kadar demokratikleştiği ordaki kurşunlardan da görülüyor.
Türkiye’de batı ve doğu arasındaki fark o kadar büyük ki. Bunlar
arasında denge kurulmadığı sürece AB bile Türkiye’nin
durumuna bir şey yapamaz. Ben anlamıyorum zaten Türkiye
neden doğu ve batı arasında bu kadar büyük bir ayrım yapmış.

Bölgedeki bir çok festivale katıldınız. Nasıl buldunuz?

Festivaller kapsamı
çok dar ve etkinlikler
açısından fakir.
Kürtler’in kendisi
fakir ve yoksul bir
halk. Daha geniş bir
organizasyona
sahip olması
gerekiyordu
festivallerin. Hem
ulusal hem yerel
basın yeterince
işlemiyor festivali.
Diğer parçalardaki
Kürtler’in de
katılımıyla festival
zenginleştirilebilirdi.
Bu konuda eksiklik
var.

İstanbul ve Diyarbakır’da bir sinema filmi yapacakmışsınız? Biraz anlatırmısınız.

İstanbul ve Diyarbakır’da yapacağım bir film vardı. Ama şu anda ortam çok gergin. Yine de
projeyi geliştirmeye ve alt yapısını oluşturmaya çalışıyorum. Şu anda çalışmam devam ediyor.
Şunu diyebilirim bu filmin yarısı Diyarbakır ve yarısı da İstanbul’da çekilecek.

Kürt sinemasını hangi aşamada sizce?

Kürtler tek bir ülkede yaşamıyor. Kürdistan 4 parçaya bölünmüştür. Hiç birinde de sinemaya
yönelik ciddi bir kurum yok. Kürt sineması da bir merkezde toplanmamıştır. Kürt sineması büyük
zorluklarla karşı karşıya. Kürtler’i 4 parçada buluşturacak bir sinema dergisi bile yok 40 milyon
Kürt var ama bu kadar Kürdün bir sinema yapacağı doğru dürüst bir kurumu yok. 40 milyon
Kürdün 10 sineması ancak var. Tabi Kürtler de bu yüzden sinemadan uzak kaldılar. Kürtler’in
sinema kültürü kazanması gerekiyor.

*Hiner Saleem’in Sıfır Kilometre ve sizin filmlerinizle Kürt sineması oluşmaya mı başladı?

Kürt film dünyasında  başarılı olan bizler. Şans üzerine bu kadar başardık. Doğru dürüst bir
koşuldan değil. Tamamen rastlantıdır. Koşullarımız hiçbir zaman elverişli olmadı. İmkanlarımızı
kendimiz yarattık. Kimse bize destek olmadı. İran Kürdistan’ında nerdeyse 400 tane kısa film
yapımcısı var. Bunların hepsi de kendi imkanlarıyla yapıyor bunu. Başarılı insanlar ama bunların
imkanı yok Yeni Kürt filmleri ile Kürt sinemasına yeni bir bakış açısı kazandırdığımızın
farkındayım. Kürt sinemasının inanıyorum ki 10 yıl sonra daha iyi olacaktır. Çünkü bizim
yaptığımız filmlerle Kürt sinemasına yabancılar da ilgi duymaya başladı. Bu açıdan gelişeceğini
düşünüyorum. Bu filmler Kürt gençlerinin önüne de açıyor.

Kürt sineması beyaz perde de daha iyi bir yer bulacak mı?

Evet

Röpörtaj:Hikmet Erden | Leyla Güleç - www.sinemadicle.com
Yorum ve Röportajlar

Bêzar ve Alataş: Min Dît
ile gerçekleri anlattık

“Gitmek” ve Türk kızı
Kürt oğlana aşık olursa:
Hakim ulus kadınlık
rolünü asla kabul
benimsemez / Müjde
Arslan *

Dizi dizi şovenizm /
Ömer Leventoğlu

Hollywood'a karşı
alternatif sinema /
Özlem Galip

Bahoz - Bir kuşağı
anlamak / Ewrehmun
Baydemir

Bahoz/Fırtına Üzerine /
İsmail Beşikçi

Mansur Tural ile ‘Orası
Soğuk' filmi üzerine
söyleşi

Kürlerle Türk Sineması
/ Müjde Arslan

Bahman Ghobadi ve
Sisin Metafizik
Sineması / Kamuran
Çakır

Kürt sineması için ortak
bir strateji arayışı

“Pars - Narkoterör”ün
Kürtçe Dil Politikası /
Omer F. Kurhan

Bir hatırlama çabası: 38
Belgeseli üzerine

“Kürt sineması
estetikten ödün
vermemeli” / Medet
Dilek'le röportaj

Kürtlerin haklı davası
için...

2007’de Kürt Sineması
/  
Devrim Kılıç

"Kürt Sineması
gelişmeye açık"

'Trajedilerin hepsi
senaryo oldu’

Bertrand Blier den
sinema dersleri

1. Paris Kürt Film
Festivali başarılı geçti

Yeni bir film " Phêti " /
Caner Canerik

Kağıtçılar:  “Doza we,
dozame ye“ / Medet
Dilek

Belçim Bilgin'le
röportaj: Kürt değerleri
ile büyüdüm

Dol: Güzel bir konunun
kötü anlatımı

Nazmi Kırık sınırları
aşıyor

Bir gün şehre bir film
gelir

Jalal Jonroy: 'Kürtler'in
sinemaya ihtiyacı var'

Genç yönetmen Buket
Aydın’dan iddialı bir
belgesel : İnsan-i Kamil

Gerçekliğin karanlık şiiri

Kürdistan artık çok
‘yakın’

Bir sürgün sineması
olarak Kürt Sineması:
Kendini
sesini görmek

Belgesel-kuşku ilişkisi

Öfkeli ve özgür
yönetmenler

Nasıl bir sinema?

Sarhoş Atlar Zamanı
filminin dramatik
çözümlemesi

Caner Canerik'ten
çarpıcı bir belgesel:
Was

Yangında filizlenen
çiçek

Ünlü İtalyan yönetmen
Passolini

Kürdistani bir sinema
yaratmamız gerekiyor

Takeshi Kitano'dan
yönetmenlik dersleri

Sessizlik kelimelerden
daha fazlasını anlatır

Ghobadi'nin Altın Lale
yolculuğu

Diyarbakır'da Kürt Film
Festivali

Çarpici bir belgesel
örnegi; Can Baz

Yılmaz Güney'in
Kürtlüğü

Özgürlesme sorunu ve
sinema

Dersim 38

David ve Leyla:
Kültürel önyargilarin
elestirisi

Gölgenin sesi: Si u Ba

David ve Leyla

Si u Ba (Gölge ve
Rüzgar)

Kürt düsmanligi üzerine
bir film

Nergisler Açmali

İlk Kürt filmi Zere

Türk Sinemasi'nda
Kürtler

Yilmaz Güney'le röportaj

Yusuf Yesilöz ile
röportaj

Makale Arşivi  >>>