Belçim Bilgin'le röportaj: *

"Kürt değerleri ile büyüdüm"

KurdishCinema.com - 2 Eylül 2007

Belçim Bilgin, genç yaşına rağmen dünyanın en prestijli
sinema festivallerinden olan Cannes Film Festivali"nde
boy gösteren bir Kürt kızı. Çünkü Bilgin; Cannes Film
Festivali"nde Altın Palmiye için yarışan Kürt filmi “Sıfır
Kilometre”nin kadın başrol oyuncusu. Kendine son
derece güvenen tavırlarıyla dikkat çeken bu neşeli Kürt kızı,
bunu ailesinden aldığı eğitime bağlıyor. Çünkü klamlarla
büyüdüğünü söyleyen Belçim Bilgin, Şeyh Said"in
ailesinden geliyor.

Belçim Bilgin"le sinema rüyalarının gerçeğe dönüştüğü
mavi bir Cannes gecesinde yaşamını, Sıfır Kilometre"yi,
festivali ve sinema rüyasını konuştuk. Elbette “Sıfır
Kilometrenin” irdelediği Kürtlerin acılarını da.

Önce bize kendinizi tanıtır mısınız?

1983"te Ankara"da doğdum. 1999"da liseyi bitirdikten sonra 2001"de Hacettepe Üniversitesi
Bilgi Belge Yönetimi Bölümü"nü kazanarak üniversiteye başladım. İkinci sınıfta iken böyle bir
film projesi çıktı. Bilgi belge istediğim bir bölüm olmadığı için beni tatmin etmiyordu.
Küçüklüğümden beri sanata karşı bir eğilimim var ama muhafazakar bir aileden geliyorum. Bu
yüzden sanata karşı yönelimim babam tarafından önceleri bastırıldı diyebilirim. Okul hayatım
boyunca hep oyunculukla ilgilendim, amatör tiyatrolarda oynadım.

Küçüklüğünde sorduklarında ne olmak isterdiniz?

Küçüklüğümde de her zaman oyuncu olmak isterdim. Üç yaşında da bana ne olmak istiyorsun
diye sorduklarında oyuncu olmak istiyorum dediğimi söyleyebilirim.

Profesyonel olarak sinema nasıl başladı?

Bir arkadaşım aracılığıyla Yılmaz Erdoğan"la tanıştım. Yazın BKM"ye gittim, o zaman bana
müsait bir oyun olmadığını ama benim oyuncu potansiyelim olduğunu söylediler. Aradan iki
hafta geçti Hiner"in oyuncu seçimine davet edildim. İlk filmimin bir Kürt filmi olması benim
sinema rüyamı gerçekleştirdi diyebilirim.

    Aileniz nasıl karşıladı?

    Her şey çok hızlı başladığı için önce çok tedirgin
    oldular. İşte sinemadır, okuldur bütün bunlar birlikte
    nasıl olacak, nasıl bir film olacak, gibi tartışmaların
    ve ikna çalışmalarının ardından sonunda kabul
    ettiler. Onlar da beni zapt edemeyeceklerini bir
    şekilde anladılar. Ben eninde sonunda oyunculuk
    yapacaktım. Tabii ki bu filmin bir Kürt filmi olması ve
    Kürdistan"da çekiliyor olması ailem için ve benim
    için onur verici bir şey. Bu yüzden beni desteklediler.

Filmin Kürt filmi olması ve Kürdistan"da çekiliyor olması sizin için neden bu kadar önemliydi?

Kimliğimizin etkisinden tabii ki. Ben Türkiye"de yaşayan bir Kürt olarak, böyle bir filmde
oynayarak orada yaşanan şeylerin dünyaya, Türkiye"ye aktarılmasında bir rol oynadıysam bu
beni çok mutlu ediyor. Bu filmin hikayesinin gerçek yaşamdan alınması, Irak Kürdistanı"nda
yaşayan insanların acılarını anlatıyor olması benim ve ailem için yeterli sebepti. Tabii ki bunun
yanında Kürt değerleri ile büyümüş olmam yeterince etkili. Zaten sanatı temaları
evrenselleştiren bir unsur olarak görüyorum.

Kürt değerleri derken neyi kastediyorsunuz?

Şeyh Said benim babamın dedesi, daha doğrusu dedesinin büyük abisi. Ordan gelen bir
misyona sahibiz. Anne tarafımdan ise tam olarak yaşayageldikleri, bütün örf ve adetleri ile
yaşadıkları tam bir aşiret kültürü aldım. Hayal kırıklığı yaşayan insanların hikayelerini dinledim.
Hayal kırıklığı yaşayan insanlar derken Kürtleri kastediyorum.

Orada insanlar bize evlerini kapılarını açtılar, inanılmaz cömertce karşıladılar bizi. Bu çok
duygulandırıcı bir şeydi. Ama bazen küçük çocuklar görüyordum anatomik bozuklukları olduğunu
düşündüğüm ama sonra onların Saddam"ın attığı kimyasal bombalardan dolayı, genetik
etkenlerden dolayı öyle olduklarını öğrendim. Kürtler hayal kırıklığı yaşamışlar çünkü hiçbir
zaman birlik olmamışlar ve bence Kürtlerin en büyük sorunları da bu zaten.

Filme seçildiğinizi duyduğunuzda neler hissettiniz?

Tabii ki çok sevindim. Bir de söylemeden geçemeyeceğim
sadece filmde yer alacağım için değil Irak Kürdistanı"na
gideceğim için de çok sevindim. İnanılmaz bir duyguydu. Çünkü
biz Türkiye"de çok fazla duymuyoruz, birçok şeyden haberimiz
olmuyor. Ama orda yaşanan çok büyük acılar verilen çok büyük
bir mücadele oldu. Artık yavaş yavaş her şey değişiyordu ve ben
de tam böyle bir süreçte gittim. Bu da benim için inanılmaz bir
duyguydu. Dediğim gibi filmin orda çekiliyor olması da ailemin
izin vermesinde çok etkili oldu.

Sıfır Kilometre ile Eko ve Selma ile nasıl bir ilişki kurdunuz
kendi dünyanızda?

Tabii ki Nazmi çok iyi bir oyuncu olduğu için onun yanında,
zaman zaman acaba ben yapamayacak mıyım, rolün içine nasıl
girerim diye bir sürü çelişki yaşadım. İlk günlerde biraz zorlandım.
Sonra kör bir çocuğu olan çok güzel ve kocası tarafından çok
sevilen, birazcık narsist yanı da olan Selma olmaya çalıştım. İşte Selma bunu nasıl düşünür,
şunu nasıl hisseder diye kendime sürekli sordum. Selma biraz kendine de güveni olan, yaşlı
babasını bırakmak istemeyen bir kadın.

En çok zorlandığınız sahne hangisiydi?

Sinir krizi geçirdiğim sahne benim için çok zordu zaten 16 kez çekildi. Ama artık geriye dönüş
yoktu o saatten sonra beni atamazdı Hiner Salem.

    Savaşın acılarını Kürt trajedisini yakından yaşayan bir Kürt
    annesi olan Selma"yı düşünürken, oynarken neler
    hissediyordunuz?

    Selma çok güçlü bir kadın aslında. Güçlü her şeyi kendi
    içinde yaşayan ama bunun yanında elindekilerle mutlu da
    olan bir kadın. Kocası sürekli gidelim burdan diyor ama
    babasından dolayı gidemiyor ve sürekli ne yapaparım diye
    düşünüyor.

    Selma sizi değiştirdi mi hiç?

    Selma mı beni değiştirdi yoksa Kürdistan mı beni
    değiştirdi, Hiner Salem mi beni değiştirdi, yalnızlık mı beni
    değiştirdi, bir sürü şey bir arada. Çünkü bu sene bu
    filmden dolayı Paris"e geldim, hem çalışmak hemde
    Fransızca öğrenmek için. Ama açıkçası bu bir yıl beni o
kadar büyüttü ki kendi kendimi tanıdım. Ve her şey beni çok değiştirdi çok olgunlaştım.

Sıfır Kilometre"den beklentileriniz neydi, Cannes"a gelmeyi hayal etmiş miydiniz?

Benim ilk filmim olmasından dolayı çok büyük beklentilerim olmamasını doğal olarak
getiriyordu. Benim için bir başlangıçtı bu. Bunun yanında çok gerçek bir senaryo olması, gerçek
bir acıyı anlatması çok inanarak bu işte yer almam ve bir sürü şey öğrenmem zaten bana
beklentilerimin karşılığını verdi. Ama Hiner Salem"in yüreğini bütün gücünü ortaya koyarak işini
yaptığını gördüğüm için ve istidiklerini çok samimi dile getirdiği için bir yerlerden onay alacağına
kesinlikle bütün kalbimle inanıyordum.

Cannes"da olmak nasıl bir duygu?

Sinemanın bu ünlü isimleri ile aynı festivalde yer almam benim için inanılmaz bir duygu.
Filmimize çok inanıyorum çok güveniyorum. Garip bir duygu nasıl oldu bilmiyorum ama daha
sinemaya yeni başlamış olsam bile ben kendimi buralarda görüyordum. Belki de dedemin ruhu
şeyhlik falan, bilmiyorum ama gerçekten çok büyük bir inancım vardı.

* kaynak: Bilgin'in 21 Mayıs 2005 tarihinde Evrensel'e verdiği röportaj