"Yaşananlar ütopya gibi ama ben yine de temkinliyim" *

KurdishCinema / 16 Mart 2010                            

PKK ilk silahlı eylemini yaptığında üç yaşında olan sinemacı Arslan'la savaş yıllarında geçen
çocukluğunu ve gençliğini, çatışmaların hayatına ve ürettiklerine etkilerini, Barış Grupları'nın
Türkiye'ye gelişlerini ve Kürt sanatının bu süreçten nasıl etkileneceğini konuştuk.
   

PKK ilk silahlı eyleme başladığında üç yaşındaydınız? Okul yıllarınız boyunca Türkiye'de savaş
vardı. mezun oldunuz, gazetecilik yaptınız, ardından sinema geldi. Siz üretirken bu ülkede faili
meçhuller, gözaltında kayıplar, her gün kalkan cenazeler yaşandı. Bu savaş yılları Müjde Arslan'ı
nasıl etkiledi? Kişisel hikayenizin neresinde duruyor?





















Ben doğduğumda babam adımı Mizgin (Müjde) koymuş; bu aslında o dönemin coşkusunu,
hayallerini temsil ediyor; benim yaşımda birçok Kürt gencinin adının Bawer (İnanç), Özgür,
Özlem olması tesadüf değil. Babam ben henüz iki aylıkken Suriye'ye geçerek, gerillalara katıldı,
onu bir daha da hiç görmedim, bana sadece adımı verdi; 1997 yılında üniversiteye başladığım
yıl 'şehit' düştüğü haberini aldık; ona dair çok az şey biliyorum; nenem ve dedem büyüttü,
hayatta kalmamı sağladılar; köyde yaşıyorduk ve jandarmalar sürekli köyü basıyordu; kendimizi
gizlemeyi tembihledi dedem bize. Nüfus cüzdanımın çıkarılmasıyla adım Müjde oldu; Müjde'yle
hiç barışmadım, hep başkasının adını söyler gibi söyledim, hiçbir zaman içselleştirmedim;
sanıyorum benim kişisel tarihim, Kürtlerin tarihiyle özdeşlikler taşıyor; babamdan bir kaset
gelmişti; o zamanlar iletişim için tek yol buydu; o kasette bana 'bunu yaşayan tek çocuk
olmadığımı' ve bunu cesaretle taşımam gerektiğini söylüyordu, gerçekten çok daha acısını
yaşayan binlerce annesiz babasız Kürt çocuğuna büyüdükçe şahit oldum.

Şimdi kendi kişisel hikayemden yola çıkarak geride kalan çocukların hikayesini anlatacağım bir
senaryo yazıyorum; film dört yerde geçecek: Mardin, Mahmur Kampı, İstanbul ve Erivan.

Aslında tam da savaşla doğduk büyüdük; aile kavramını hiç bilmedik; sayısız aile parçalandı bu
sebepten ve cesur olmaktan başka hiçbir şansımız yoktu. Yine de yaşadığımız travmalardan en
az hasarla çıkmaya, akıl sağlığımızı korumaya çalışıyoruz. Bugün yeni bir süreç ve bir ütopyaya
benzer sahneler yaşanıyor; ben hala çok temkinli ve endişeliyim, henüz tüm bunlardan bir
mutluluk yaşamak için erken olduğunu düşünüyorum, zira bilinçlerimiz hala yaralı ve hala
binlerce kişi cezaevlerinde ve köylerinden kopmuş, dağılmış aileler, kimsesiz kalmış,
Diyarbakır'da hırsızlık yaparak, selpak satarak hayatta kalmaya çalışan binlerce çocuk var.

Yazan ve çeken bir insansınız. Tüm bu yaşananların ürettiklerinize etkileri neler oldu?

Bunlar önce susmama yol açtı; çocukluğum
boyunca neredeyse hiç konuşmadım, çabucak
büyümek istiyordum; sonra elime bir araç aldım,
önce kalem, fotoğraf makinesi, şimdi kamera;
hepsi aynı amaca aracılık ediyor; şimdi anlatmak
istediğim, kızdığım, öfkelendiğim, haksızlık
olarak gördüğüm her şeyi anlatmaya çalışıyorum,
bunlar elbette ki Kürt kimliğiyle ezilmekle ilgili
öfkeler, kadın olmakla ilgili kendi toplumuma
duyduğum öfkeler, doğduğum zamanın
karmaşasına duyduğum öfkeler, ülkeme ve
dünyada değiştirmek istediklerimle ilgili hikayeler. Sinema, en etkili ve bir o kadar zor olanı
sanatlar arasında; zaman zaman yaşadıklarım beni yorgun düşürdüğünde, geçmişim bir rüya
olup karşıma çıkıyor...

Bütün bunları düşününce Barış Grubu'nun Habur Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye girmesini nasıl
değerlendiriyorsunuz?

O anları izlemek Türkiye'de bunun için mücadele eden herkes için bir düş olmalı. Türkler büyük
zorluklar yaşadılar bu süreçte; ama Kürtler bunun daha ağırını yaşadılar. Yeni bir dönem
başlıyor yalnız bu dönemin de kendi içinde çok riskli tarafları var. 30 yılda bu yıkım yaşanmışsa
bence toparlanması da bir o kadar yılı kapsamayacaktır. Burada sinemacılara, gazetecilere,
aydınlara çok iş düşmektedir.

Sizin birçok yaşıtınız savaşa asker ya da gerilla olarak katıldı. Bazıları hayatını kaybetti. Şimdi bu
ihtimalin de ortadan kalkma ihtimali gündemde. Neler söyleyebilirsiniz?

Gençlerin ölümünü çok küçük yaşta gördük. Gerilla demek, ölmek demekti; ve insanlar bunu,
ölümü göze alarak gittiler; askere gitmek de aynı anlamdaydı; ailemin yarısı askere diğer yarısı
gerillaya gitti. Kürt gençleri bu sürede askerlik yapmadılar mı yaptılar, kim kiminle karşı karşıya?
Ölen kim, öldüren kim? Kürt ve Türklerin birbirinden ayrılamaz bir tarihleri var; herkes akraba bir
kere. Bu yüzden birlikte yaşamak ve belki de dünya halkları için, yoksul insanlar için birlikte
mücadele edilmeli: mücadele bir yaşam biçimidir, Kürtlerin hakları ya da Kürt-Türk çatışmasının
bitmesiyle sınırlı değildir.

Bu kadar acının ardından barış hakkında konuşmaya başlamamıza dair düşünceleriniz neler?

Biraz burukluk yarattı bende; duygusal bir an; zira tüm yaşananları göz önüne aldığınızda 'bu
daha önce neden olmadı' diye düşünüyorsunuz; buna kişisel olarak yaşadıklarımı değil, çok
daha acısını yaşadığını bildiğim, okuduğum, birebir şahit olduğum tüm insanlar için
söylüyorum, Türkiye'de yaşayan tüm halklar için; çünkü bu savaş Kürt ve Türk'ün savaşı değildi,
tüm halklar bundan etkilendiler; yoksul düştüler, yaşamlarını kaybettiler.

Bu süreç Kürt dilini, sanatını, edebiyatını, sinemasını nasıl etkileyecek sizce?

Olumlu açıdan etkileyeceğini şimdiden bile kestirebiliriz; zira Kürt dili üzerine yazılar yazılmaya
başlandı; ne kadar köklü ve zengin olduğu konuşuluyor. Kürtçe sinema ülkenin en büyük
festivalinde gösterildi; ben üç yıl önce ilk kısa filmimi yaptığımda diyalogsuzdu, hangi dilde
konuşacaklarını bilmiyordum; sonraki filmimden itibaren bu hiç tereddütsüz Kürtçe oldu ama bu
filmi nerede gösterecektik. Belki bugün yapılan o Kürtçe filmlerin gösterilme olanakları
yaratılmış olur; bu da daha çok Kürtçe filmin çekilmesine dönüşecektir. Kürt sanatı ve Kürtler bu
ülkeye çok şey katacaklardır, buna inanıyorum.

Müjde Arslan kimdir?

Gazeteci ve yönetmen Müjde Arslan 1981'de
Mardin'de doğdu. Öğrencilik yıllarında Dicle Haber
Ajansı'nın (DİHA) Diyarbakır şubesinde gazeteciliğe
başladı. Ardından kültür ve sanat muhabiri olarak
ajansın İstanbul şubesine geçti.

Gündem Gazetesi'ne geçene dek DİHA'da
muhabirlik ve editörlük görevini yürüttü.
Gündem'de sinema yazıları yazdı, kültür-sanat
editörlüğü yaptı.

Aralarında Virgül, Varlık, Edebiyat Eleştiri,
Cumhuriyet Pazar ve Mesele'nin de bulunduğu çok
sayıda yayında sinema ve edebiyat yazıları yayımlandı.

"Son Oyun" adlı bir kısa film çeken Arslan, yurtiçinde ve dışında çeşitli ödüller aldı. Daha sonra
"Nora" adlı bir kısa film ve Londra'da yaşayan Türkiyeli yaşlıların yaşamlarını anlattığı "İkinci
Adres" adlı belgeseli yönetti.

Dicle Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nde başladığı eğitimini Marmara Üniversitesi İletişim
Fakültesi Sinema Bölümü'nde devam ediyor.

"Rejisör: Atıf Yılmaz" adlı bir derleme kitabı bulunan Arslan'ın 2009 yapımı "Kirasê Mirinê: Hevîtî"
(Ölüm Elbisesi: Kumalık) isimli filmi 28. İstanbul Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde
prömiyer yaptı.

Sinema çalışmalarına devam eden Arslan, son olarak alanında ilk olan "Kürt Sineması:
Yurtsuzluk, Sınır ve Ölüm" (Agora Kitaplığı) adlı bir kitap yayımladı.(BÇ)

* Bawer Çakır, Bianet
Yorum ve Röportajlar

Bêzar ve Alataş: Min Dît
ile gerçekleri anlattık

“Gitmek” ve Türk kızı
Kürt oğlana aşık olursa:
Hakim ulus kadınlık
rolünü asla kabul
benimsemez / Müjde
Arslan *

Dizi dizi şovenizm /
Ömer Leventoğlu

Hollywood'a karşı
alternatif sinema /
Özlem Galip

Bahoz - Bir kuşağı
anlamak / Ewrehmun
Baydemir

Bahoz/Fırtına Üzerine /
İsmail Beşikçi

Mansur Tural ile ‘Orası
Soğuk' filmi üzerine
söyleşi

Kürlerle Türk Sineması
/ Müjde Arslan

Bahman Ghobadi ve
Sisin Metafizik
Sineması / Kamuran
Çakır

Kürt sineması için ortak
bir strateji arayışı

“Pars - Narkoterör”ün
Kürtçe Dil Politikası /
Omer F. Kurhan

Bir hatırlama çabası: 38
Belgeseli üzerine

“Kürt sineması
estetikten ödün
vermemeli” / Medet
Dilek'le röportaj

Kürtlerin haklı davası
için...

2007’de Kürt Sineması
/  
Devrim Kılıç

"Kürt Sineması
gelişmeye açık"

'Trajedilerin hepsi
senaryo oldu’

Bertrand Blier den
sinema dersleri

1. Paris Kürt Film
Festivali başarılı geçti

Yeni bir film " Phêti " /
Caner Canerik

Kağıtçılar:  “Doza we,
dozame ye“ / Medet
Dilek

Belçim Bilgin'le
röportaj: Kürt değerleri
ile büyüdüm

Dol: Güzel bir konunun
kötü anlatımı

Nazmi Kırık sınırları
aşıyor

Bir gün şehre bir film
gelir

Jalal Jonroy: 'Kürtler'in
sinemaya ihtiyacı var'

Genç yönetmen Buket
Aydın’dan iddialı bir
belgesel : İnsan-i Kamil

Gerçekliğin karanlık şiiri

Kürdistan artık çok
‘yakın’

Bir sürgün sineması
olarak Kürt Sineması:
Kendini
sesini görmek

Belgesel-kuşku ilişkisi

Öfkeli ve özgür
yönetmenler

Nasıl bir sinema?

Sarhoş Atlar Zamanı
filminin dramatik
çözümlemesi

Caner Canerik'ten
çarpıcı bir belgesel:
Was

Yangında filizlenen
çiçek

Ünlü İtalyan yönetmen
Passolini

Kürdistani bir sinema
yaratmamız gerekiyor

Takeshi Kitano'dan
yönetmenlik dersleri

Sessizlik kelimelerden
daha fazlasını anlatır

Ghobadi'nin Altın Lale
yolculuğu

Diyarbakır'da Kürt Film
Festivali

Çarpici bir belgesel
örnegi; Can Baz

Yılmaz Güney'in
Kürtlüğü

Özgürlesme sorunu ve
sinema

Dersim 38

David ve Leyla:
Kültürel önyargilarin
elestirisi

Gölgenin sesi: Si u Ba

David ve Leyla

Si u Ba (Gölge ve
Rüzgar)

Kürt düsmanligi üzerine
bir film

Nergisler Açmali

İlk Kürt filmi Zere

Türk Sinemasi'nda
Kürtler

Yilmaz Güney'le röportaj

Yusuf Yesilöz ile
röportaj

Makale Arşivi  >>>