Dersimli genç yönetmen Buket Aydın’dan iddialı bir belgesel :

İnsan-i Kamil

KurdishCinema.com - 2 Temmuz 2007







Caner Canerik

Dersim Ovacık’da yaşayan Firik Dede’nin hayatı
özelinde, bölgedeki yaşamı aktaran “insan-ı
kamil” belgeselinin galası İstanbul, Fransız
Kültür Merkezi’nde yapıldı.

Çekimlerine 2005 Yılında başlanan ve iki yıl
süren filmin galasında konuşan yönetmen
Buket Aydın, Firik Dede’nin bir tek gülümseyişini
yakalamak ve bunu seyirciye aktarmanın bile
kendisi için büyük mutluluk kaynağı olduğunu
söyledi. Çalışmasında ailesi ve arkadaşlarından büyük destek aldığını belirterek, konuşmasını
şöyle sürdürdü. “Bir Hızır perşembesinde köhne ama içten hazinesine konuk olmuştum. Bir kat
yatak, bir kuzine, bir saz ve dört duvar… Ama içten.. Ama sıcak.. Ama huzur dolu… Ve bütün
dünya mallarından arınmış arı bir mekandı. Evden ayrılırken aklımda tek bir  düşünce vardı.
Değerlerini kaybedenler bir daha asla kendileri olamazlar, kendileriyle olamazlar. Asla
geçmişlerini bilmez ve bu günü yaşayamaz ve yarına hazır olamazlardı.”

“ İnsan- ı Kamil ”

    “ Tam da dört dağ içinde terk edilmiş bir
    kentte bir asır yaşam… Adımlar ağır ağır,
    bakışlar tane tane… Ne acelesi var
    görünürde, ne de geride kalanlara
    söylenecek son bir sözü… Belki bizim
    gibilerin aradığı adamdı o… Belki
    beklediğimiz son klam onun dilinde saklı…
    Bir sona yaklaşmaktayız hepimiz. Sahi kimin
    sonudur bu?  Bizim mi? Yaşlı adamın mı?
    Yoksa İnsan-ı Kamilin mi…? “

    Peşi sıra sürüklenen bir sürü soruyla
başlıyor Buket Aydın’ın “İnsan-ı Kamil” i Bir tek sorunun bile, değil cevabını vermek, anlamıni
çözemeden peşi sıra ikinci, üçüncü sorular izliyor birbirini… Dersim’de, gözlerimiz önünde akıp
giden ve yitirmekten korktuğumuz gerçekliğimizle bir kez daha ve hemen ilk dakikanın içerisinde
karşı karşıya bırakıyor bizi Aydın, karanlık üzerinde beyaz küçük harflerle büyük sorularla…
Bembeyaz bir yolculukla başlıyor film… Dersim’den Ovacık’a Munzur’a paralel uzanan,
bembeyaz karla kaplı bir yol soruların büyüklüğünü ve adeta tüm yaşamı kapsadığını
çağrıştırtıyor izleyiciye… Ağır ve sakin adımlarla Ovacık’a ve ardından da , “İnsan – ı Kamil” e yani
Firik Dede’ye konuk oluyoruz… Hayvanlarına su taşıyan, ekmek pişiren, yemek yapan, kar atan
ve toprak evinin üzerine taş silindir çekerek sıkıştıran insanlar gibi hayatını devam ettiren Firik
Dede’nin kamil kişiliğini gösterircesine, sakin bir şekilde çalışarak çıkıyor karşımıza evinin
hemen önünde.  Ardından “kahvaltı” için içeri yapılan bir davet ve bir asırı devirmiş, hayatı
boyunca büyük trajedileri bizzat yaşamış ve acılara tanıklık ettirilmiş bir insanın, pencerenin
önünde, yatağının üzerinde yüz yılın efkarını dağıtmak istercesine tüttürdüğü tütün dumanıyla
yükseliyor bakışlarımız; beyazlamış saç ve sakallarının arasında parıldayarak bakan bir çift göz
ve o gözün gördükleri acıların çentik çentik işlendiği alnına… Koskocaman bir asır devirmiş ve
hala ayakta olan bir çınar…

Firik Dede’nin hikayesi…

Buket Aydın, klasik biyografik
belgesellerden farklı olarak Firik
Dede’nin hikayesini, Ovacık’da akıp
giden yaşamın içerisinden seçtiği
sekiz mevsim ve hayatın içerisinden
yüzlerce tanıklıkla aktarıyor. 105
yaşına gelmiş olmasına rağmen,
tüm ihtiyaçlarını kendisi gideren,
hayata ilk günkü kadar bağlı bir
insan portresi çıkıyor karşımıza.
Bandolar eşliğinde öğrencilerin
geçit törenini izliyor kimi zaman…
Uzun yollardan yalnız başına
yürürken kimi zaman çıkıyor
karşımıza… Baharda, ya da kara
kışın içerisinde, Ayin-i Cem’e
giderken ve burada fiziksel
zorluklara rağmen “gereğini” yerine getirmesine tanıklık ediyoruz. Kameranın kendisini
görüntülediğini farkında olsa da, oturduğu tabureyi ters çevirip önünden akıp giden insanları
izlemesi, uzandığı yatağında yaşın getirdiği olgunluk ve rahatlıkla usulca konuşmaları…

Tüm bu dingin ve kamil havayı dağıtmak istercesine, Dersim’in asi yüzünü ortaya koyarcasına
Yönetmen Aydın, Ovacık’daki hayatla paralel olarak Firik Dede’nin öyküsünü aktarırken, şaşırtıcı
bir tarza imza atmış. Olmadık yerde ortaya çıkan bir kız çocuğunun popüler bir türkü söylemesi,
üç köpeğin koşuşturması, sonbaharda otlayan koyunlar, kışın karın içerisinde kendini
temizleyen bir kısrak, durmadan ekmek pişiren kadınlar, içilen sigara ve çayın bolluğu…
Gündüzden geceye geçişler… Cem yapılırken, ekmek pişiren bir kadının araya girmesi ve üç
cümle etmesi… Bu ve buna benzer alışılmış kalıpların dışında filme ilgiyi sürekli kılan radikal bir
yöntem… Üç kadının, iki adamın ya da Firik Dede’nin tatlı sohbetine tam kendini kaptırırken,
anlatının sert bir şekilde kesilmesi ilk anda, izleyiciyi ciddi olarak rahatsız ediyor. Ama bu
rahatsızlık, bu canlanma seyirciyi değim yerindeyse “izleyici – seyirci” olmaktan çıkartıp “tanık”
konumuna getiriyor, bir sonraki anlatıya daha dikkatli yönelmesini sağlıyor.

Eski toprağın güzelliği

İlerlemiş yaşı nedeniyle Firik Dede filmde hiçbir şey yapmayan ve varlığıyla yeten bir başrol
oyuncusu imajı uyandırıyor. Ekmek pişiren bir kadın, hayvanları otlatan bir adam hayatlarının
içerisindeki Firik Dede’ye ilişkin anılarını anlatıyor ve onun “insan-ı kamil” mertebesine
yükselişine dair tanıklıklarının altını çiziyorlar. Ama, yönetmenin filmi çektiği bölgede kurduğu
sıcak ilişkiler, filmi daha izlenir kılıyor. Yaşlı insanların sohbetleri ve inatla birbirlerine yönelik
bilgece tuzak soruları ve bunlara karşılık verilen bilgece yanıtlar şaşırtıyor. Örneğin, filmin
ortalarında, Firik Dede’nin tanıklığında sohbet eden üç yaşlı, “Ahiret” günü esprileri yapıyor.
Ömürlerinin sonbaharını, ilk bahar güzelliğiyle yaşayan Dersim yaşlıları, “Sana, ahirette,
‘dünyada ne yaptın?’ diye sorulursa, ne cevap verirsin ? ” sorusuna, “Hiçbir cevap vermem. ‘Ne
Türkçe, ne Kirmanciki, nede Gurmanciki biliyorum’ derim onlara” gibi ölüme, kendilerine
dayatılan korkulara Alevi felsefesinin getirdiği rahatlık içerisinde zeki cevaplar veriyorlar…
Birbirlerini sevgi dolu bakış ve gülüşlerle iğneleyen sorular, kameranın varlığını farkında olarak
devam eden “resmi” sohbetten bıkma ve bir süre sonra kendisi olma ve son cümleyi seyirciyi
kahkahalarla güldürecek kadar yapılan zekice espriler… Filmin en önemli ve en ilgi çekici
bölümlerinden birisinin, birbirleriyle yaşıt – yaşlı - insanların diyalogları oluşturuyor. Dönem
dönem karenin içerisine giren gençlerin sohbetleri çoğunlukla Türkçe konuşmanın getirdiği
resmiyeti barındırırken, yaşlılar, Kürtçe’nin getirdiği rahatlığı sonuna kadar kullanıyor ve açıkçası
gençlerin papucunu dama atıyorlar…

Erzincan’da dedelik eğitimi…

















                                                               
                                        Firik Dede sanatçı Ferhat Tunç'la (ferhattunc.net)

Film’de çocukluğundan başlayarak bu güne kadar gelen sıralı bir yaşam öyküsü bulunmuyor.
Yönetmen Aydın, bunun yerine, filmin çeşitli yerlerine başarılı bir şekilde serpiştirdiği anlatı ve
tanıklıklarla öyküyü film sonunda başarılı bir şekilde tamamlatıyor. Görsel olarak yaptığı başarılı
kurguyu sözlü olarak da başarıyla gerçekleştiriyor. Her tarafta bırakılan bir parça,
bir, iki, üç diye beklerken dördüncü anlatımda tamamlanıyor.  Ancak Firik Dede ve Ovacık
Aleviliğine dair tanıklıkta ilginç bir gerçeklikle karşılaşıyoruz. Kürt Alevileri'nden olan Ovacık
bölgesinde, filmde göründüğü kadarıyla ibadet dili olarak Türkçe çıkıyor. Filmde, konuşma ve
şarkıların Kirmanciki ve Türkçe olarak iki farklı dilde olduğunu da küçük bir parantez olarak
belirtmeliyim burada. Ayin-i Cem yaparken, Munzur kenarında çıla –mum- yakıp dualar edilirken
Türkçe’nin ibadet dili olduğuna tanık oluyoruz. Günlük yaşamda Kirmanciki – Zazaca- kullanan
insanların ibadet dili olarak Türkçe’yi seçme nedenini ise filmin sonuna doğru öğreniyoruz.
Birkaç nesildir dedelik yapan aile, oğulları Firik Dede’yi eğitim için Erzincan’a, Türk Alevilerin
yanına göndermiştir. Dersim’in diğer bölgelerinde yer alan Kürtçe ibadetlerin yerini Firik Dede’
nin yönettiği ayinlerde Türkçe’nin almasının tek nedeni de bu olsa gerek… Pülümür, Nazımiye
ve Dersim Merkez gibi bölgelerde daha çok “Düzgün Bava” vurgusuna tanık olurken, Firik Dede’
nin ettiği dualar ve katıldığı ayinde Hazreti Ali  ve Pir Sultan Abdal, Hac, Müslümanlık ve Allah
vurgusu daha ön plana çıktığına film sayesinde tanıklık ediyoruz.

Dersim’in tüm renkleri

Buket Aydın ile “İnsan-ı Kamil” üzerine yaptığımız söyleşide, çalışmasının sadece bir portre
olmadığını, Dersim kültürünü Ovacık özelinde aktarma çabası içerisinde olduğunu söyledi.
Aslında 2 yıl gibi uzun ve zorlu çalışmasıyla da bu çabasında başarılı olduğunu belirterek hakkını
vermemiz gerekiyor. Aydın, Munzur kenarında yapılan bir dini ritüeli görüntülerken ya da ev
içerisinde yapılan bir sohbette kültüre dair ayrıntılar yakalamayı gerçekten iyi bir şekilde
başarmış. Ayin-i Cem sırasında giyinilmesi gereken kılık kıyafet, ayak şekilleri, bu sırada
gecenin karanlığına, karın beyazlığına inat dörtnala koşan bembeyaz bir atın efsanevi havası,
ekmek yapılırken saçın altının küllenmesi, edilen dualardaki yakarışlar, genç ve yeni neslin var
olan kültürel değişimdeki simgesel anlamları… Elbette ki bütün bu bir saat içerisinde, bir insan
hayatını aktaran filmde, o insanın yaşadığı bölgedeki hayata dair tüm renkleri ve ayrıntıları
bulmak mümkün.

Genç yönetmenin cüreti

Başlarda da söylediğim gibi Marmara Üniversitesi İletişim fakültesi Sinema - Tv bölüm mezunu
Buket Aydın’ın Dersim kokan kişiliğini filmde bir çok özgün ve alışıldık tarzların dışındaki
karelerle ortaya koyması ayrı bir “tarz” yaratmış. Hiç gösterilmeyen, kameranın milim oynamadığı
ve söyleşi yapılmak üzere bekleyen bir yaşlı teyzenin sesini bölge üzerinde dolaşan savaş
uçaklarının sesi bir dakikaya yakın bir süre bastırıyor… Var olan en önemli gerçekliklerden birisi
bu… Buradayız anlamında… Firik Dede’nin nasıl olduğu anlatılmasa da yakılarak öldürülen
oğlunu anımsatırcasına, göğü yarıp geçen bir nesnenin çıkarttığı sesler… Bu tarz, “kamera
arkası” olarak daha çok görmeye alıştığımız hazırlık aşamaları yada “hatalı” çekimleri Aydın
kullanmaktan çekinmemiş… Açıkçası, bu tarz çekimler filmin var olan gerçekliğine daha büyük
bir artı değer katmış.

Bir kış günü başlayıp, öteki kış mevsimine geldiğimizde filmin bitmesini beklerken, tekrar
baharın gelmesi, Firik Dede’nin bilgece Munzur Bava’nın efsanesini anlatması ya da Ovacık’ın
etkileyici doğa güzelliğinin fotoğraf tarzında sunulması, tekrar yaz mevsimi ve sonbahara geçiş
ve bir kış… Beyaz bir mezar başında ağıt yakan Dersim kadınları ve batan bir güneş… ile son
buldu film…

Caner Canerik'in diger yazilari:

Golgenin Sesi: Si u Ba