Yeni bir film: Phêti

Caner Canerik

KurdishCinema.com - 7 Ekim 2007

"Pheti" Kirmanciki - Zazaca- "çalışkan, eli çabuk, hızlı iş
yapan" ve aynı zamanda da "titiz" anlamına geliyor. Filme
bu ismin verilmesinin nedeni, film dilinin Kirmanciki -
Zazaca- olmasından kaynaklı.

Film, İstanbul'un bir anlamda da Türkiye'nin en önemli
eğlence mekanlarından birisi olan Beyoğlu'nda, bu
sektörün içerisinde çalışan üç kişinin, üç Dersimli”nin
hikayesini aktarıyor. Buradaki bar, cafe restaurant gibi iş
yerlerinin içecek ihtiyacını karşılayan bir toptancıda
çalışan Baykal Demir, Cengiz Dönmez ve Gündüz
Dönmez sabah saat 09’da başladıkları mesailerini
akşam saat 19:00’ da tamamlıyorlar. Film onların bir
günlerinden kesitler aktarıyor. Beyoğlu’nun arka
sokaklarından birinde eski bir Rum binasının en alt
katında bulunan depodan her gün binlerce şişe kola,
meyve suyu, bira, su gibi malzemeleri servis ediyorlar.
Bazen el arabaları, bazen kapalıkasa bir minibüs ile servise çıktıklarında, 7-8 katlı asansör
olmayan mekanlardan ancak araçla gidebilecekleri uzak bölgelere kadar gün içerisinde onlarca
mekana girip çıkıyor, binlerce insanla muhatap oluyorlar. Elbetteki Beyoğlu gibi kalabalık,
yürümenin bile zor olduğu bir mekanda el arabalarıyla, poşetlerde yada araçla bu işi yapmak
zaten başlı başına önemli bir sorun. “İşin en zor kısmı nedir?” diye sorduğumda aklıma hiç
gelmeyen ve oldukça çarpıcı bir yanıtla karşılaştım. Yaz aylarının o sıcak, yakıcı havasından
kaçıp herhangi bir mekana sığınıp, soğuk bir şeyler içtiğimiz o anların kendileri için en zoru
olduğunu söylediler. Sıcaklık arttıkça sıvı tüketimi artıyor. Bu ise daha çok mekana daha çok
malzeme taşımaları anlamına geliyor. Elbette ki bu malzemenin depoya gelmesi ve araçlardan
indirilip kasalarla içeri taşınıp yerleştirilmesi de cabası… Çok sıradan gelebilir. Tüm gün
boyunca kasa kaldırıp indiren, bunları taşıyan, bir mekandan bir başka mekana geçip duran bu
emekçiler tüm bu işlerine karşılık oldukça komik sayılabilecek bir ücrete çalışıyorlar. Servis
yapan toplam 4 kişi var. Biri Rus asıllı, diğerleri ise Dersimli.

“Phêti” bu üç Dersimli’nin hikayesini anlatıyor. Büyük olayların, kişilerin büyük toplumsal yapıyı
etkileyen, değiştiren bir olayın değil, hayatın içerisinden emekleriyle yaşamlarını idame
ettirmeye çalışan üç işçinin hikayesi. Buna aslında Türkiye’deki işçi sınıfının büyük bir
çoğunluğunun hikayesi de diyebiliriz. Bu gün “Sosyal hukuk devletinin” en önemli görevleri
arasında yer alan hakların hemen hepsinden mahrum bir şekilde çalışmak zorunda kalan
insanların hikayesi. Hiç birisinin herhangi bir sosyal güvencesi yok. Yasal olarak “çalışıyor”
gözükmüyorlar. Ama en tezat noktalardan birisi de, kendilerini “Devrimci, demokrat ” olarak
tanımlayan ve bu uğurda cezaevinde bile 2 yıl kalan insanların kendi haklarını savunamaması,
yada parçalanan işçi sınıfının, sosyalistlerin, devrimcilerin “serbest” piyasa yada “vahşi
kapitalizm”in çarkları arasında ezildikleridir. Filme ilk bakan arkadaşlardan birisinin eleştrisi
“Konusu ne?” olmuştu. Belki anlayamamıştı, belki de çok sıradan şeyler gördüğü için “Belgesel”
denilen şeyin direkt bir konusu olacağı beklentisiyle bakmıştı. Yukarıda kısmen yazdıklarım,
yaşamın içerisinden ve çok sıradan diye geçtiğimiz şeyler aslında bizim bu gün alıştığımız,
göremediğimiz görmek istemediğimiz yada kanıksadığımız –ne derseniz deyin adına-
olaylardan birisi. Söyleşilerin birinden şöyle bir çarpıcı cümle çıkmıştı. Servis yaptığı bir sıradan
türkü bar’da Bir küçük rakı içmenin bedeli tam bir haftalık ücretinin tamamına karşılık geliyordu.
Her gün binlercesini taşıdığı –küçük- rakılardan birisini “mekanında” içebilmek için bir hafta hiç
masraf etmeden tüm ücretini ayırması gerekiyordu. Filmi yaparken açıkçası, sıradan hayatın
içerisinden bir anı kesip çıkartmak, biraz ölçüp biçtikten sonra da bir kenara atmak, “belge”
niyetine saklamayı amaçlamıştım. “Konu, olay, hareket, heyecan” bulamazsınız bu filmde.
Herkesin bildiği bir gerçeklik var. İşçi insan akşama kadar çalışır ve mesaisi bittiğinde de evine
döner. Gerçi bir parantez açıp şunu belirtmeliyim ki, bu işçi arkadaşlardan bir tanesi, gündüz
saat 09:00’da başladığı mesaisini gece 12:00’da tamamlayabiliyor. Çünkü, servis yaptıkları
mekanlar aldıkları malın karşılığını akşam iş yaptıkça kendilerine ödüyorlar… İş bittikten sonra
elbette ki aynı kültürden gelen, aynı değerleri savunan ve yaşayan, uzun süre birlikte çalışmış ve
ortak değerler yaratabilmiş bu insanların dinlenme ve eğlenme kültürleri de “ötekilere” göre
oldukça farklı. Beyoğlu o insanları eğlendirmiyor…

İşçi insanların, bir günü özetle filmin konusu. Bir gün hep gelen kağıtlara elindeki mührü basan
bir insanın bir günlük hikayesini hep çekmek istemiştim ama o çok sıkıcı olurdu eminim…

Tanıtım filmini izlemek için : http://uk.youtube.com/watch?v=RjgVMeh7C3c

www.canercanerik.com