Gölgenin sesi: Si u Ba

Caner Canerik*

Arin İnan Arslan’ın ikinci kısa filmi olan ve geçtiğimiz günlerde
kazandığı ödülle gündeme gelen Sî û Bâ –Gölge ve Rüzgar-
adlı filmi, içerisinde barındırdığı birden fazla “kısa” ilklerle Kürt
Sineması’nda öncü rolü oynayacak bir yönetmenin gölgesini
yansıtıyor beyaz perdeye…

Filmi ilk izlediğimde söylediğim ilk cümle “bitmesin” olmuştu…
Film hakkında yapılan yorumları okuduğumda Devrim Kılıç’ın da
aynı cümleyi kullandığını gördüm. “’Keşke hiç bitmese’ diyor insan filmi izlerken. Bitmese de
uykuya dalsam, sonra rüyalara, yaşamın ağırlığından kaçıp rüyalara sığınsam...”

Bir filmin bitmemesini neden ister insan? Sî û Bâ’nın bitmemesini neden istiyorduk… “Filmin
bitmemesi rüyasında” dünyanın iki ucuna savrulmuş iki Kürt nasıl oldu da buluşmuştu…
Sanırım bu soruların cevapları yönetmenin gerçek bir rüyayı, film karelerinde somutlaştırmış
olmasından kaynaklanıyor. Filmi izlerken dikkatimi çeken birkaç noktadan birisiydi, sadece
kadın, çocuk ve hayvanlar… Birde postallarıyla çamurdan adamları ezip geçen kişiler… İlk
sembol buydu aslında… Filmde, genç kız ve erkekler ile “adamlar” yok… Yaşamın bütün yükü
kadınların omuzlarında… Erkekler ve gençler bir yerlere gitmiş olmalı… Bu, bir anlamda
bölgedeki durumu, Kürtlerin yaşadıklarını en net aktaran olgulardandı bence.. Çalışmaya,
dağa ya da uzaklara gitmiş olmak… Kadın ve çocuklar ile hayvan ve postallardan oluşan bir
dünya… Hiç de yabancısı olmadığımız, bölgenin şu anki halini aktaran en önemli
unsurlardan, sembollerden birisi  değil midir? Bir diğeri sembol diyalogun hiç olmaması…
Film boyunca çocukların aralarında soru ve sorgusuz diyalogları belli belirsiz bir sahnede yer
bulur kendisine… Ama onun dışında kocaman bir sessizlik var… Koyunlar, köpekler, kuşlar
ve rüzgarın sesini duyarsınız.. Konuşur, iletişim kurarlar ama insanların diyaloglarına
rastlayamazsınız… Yönetmen diyaloglara “teknik” nedenlerle yer vermediğini söylemiş olsa
da, filmde diyalog olmaması da yukarıda bahsettiğim gibi bölge gerçeklerini kanımca
aktaran, bölgenin olgularından birisini “teknik eksiklik nedeniyle” beyaz perdeye taşınma
başarısının göstergesidir…
















                                      Si u Ba filminden bir sahne

Siyah Beyaz çekilmiş olmasına rağmen film yine de bölge renkliliğini aktarmada da büyük bir
başarı yakalıyor… Arin Arslan’ın sanatsal estetik anlayışı kendini gösteriyor… Çekim
açılarıyla birlikte ışığı kullanmadaki ustalık Kürt insanının, özellikle kadınlarının renkli görsel
zenginliğini olduğu gibi aktarma başarısını sağlıyor… Elbette ki çöl gibi bir dünyada çekilen,
tek tük ağaçların olduğu bir köyde kameraya aktarılan “tablo gibi” çekim açıları filmi izlenir
kılan en önemli unsurlardan. Burada, kadraj ve ayrıntı yakalamaktaki başarının yanında,
yönetmenin belki “kısa film” olması kaygısıyla bu planları kısa kesmesi sanırım filmin
eleştirilebilecek en önemli eksikliği… Seçilen bölümdeki hikaye bütün olarak aynı açıdan
aktarılabilir olmasına rağmen, kısa kesilerek farklı açılara yönelinmiş. Elbette ki bu
yönetmenin kendi tercihi ancak, çekimlerdeki başarıyı izleyicinin bir anlamda kursağında
bırakıyor ve tam doyum sağlanmasını engelliyor. Kim bilir belki asıl başarı burada gizlidir…
Her zaman için ulaşılamamak yada doyamamak insanları daha fazla kendisine çekmiştir…

Şi u Ba’ya ilişkin olarak  teknik anlamda söyleyebileceğim son iki nokta ise yönetmenin
şaşırtan geçişleri ve oyunculuk başarısına dair… Arslan, bir filmde, bir çok konu ve hikayeyi
bu gün var olan realiteyi tek karede aktarabilme başarısını göstermiş. Evin içerisinde oturan
kadınlar ve bir ağlama sesi… Postalların ezdiği çamur adamlar, su birikintisine daldırılan
beyaz naylon bidonlar, dökülen süt, -muhtemelen Erivan- radyodan dinlenen ve tüm köyü
saran Kürtçe ezgi, ağacın altında çocuklar oynarken, kadraja girip çıkarak sallanan kız…
Çocuk ve yaşlı kadınlar yılların sinema sanatçıları gibi oynadıkları rollerin hakkını tamamıyla
teslim ediyorlar. Yoksa şunu mu söylemek daha doğru olur bilemiyorum… Filmde aslında
oynamadılar. Yaşadılar ve Arslan onları filme aldı… Çünkü anlatılan onların hikayesiydi…
Doğallıkları ve oyunculuk becerilerine mekansal doğal kültürel motifler de eklenince oyuncu –
mekan bütünlemesinde büyük başarı sağlanıyor… Başarı etmenlerini sayacaksak, mutlaka
bunu da eklememiz gerekiyor…

15 dakikalık bir filmde aslında hiç de olamayacak
kadar çok fazla yaşama dair ayrıntılar ve semboller
buluyorsunuz… Filmi özel kılan nedenler de bütün
bunların altında gizli…İnsanların yaşamlarında
çözemedikleri sorunlarını, rüyalarında çözerek
rahatladıklarını düşünüyorum… Bu biraz Freudcu
yaklaşım belki, ama rüyalar ve hayaller, insanların
bilinç altına attıkları, erteledikleri, öteledikleri,
çözmedikleri yada çözemedikleri, kaçtıkları, kaçmak
istedikleri olguların gelip kendisini bulması ve
bununla hesaplaşmasıdır. Her bir görülen “rüya
karesinin” görülme nedeni, bazen çok uzaklarda bırakılmış bir hatıradır, bazen de üzerine
milyonlarca ton toprak yığılarak üstü kapatılmak istenmiş bir gerçeklik… Ama gerçek olunca,
doğanın kuralları gereği ondan kaçışın imkanı yoktur. Arslan’ın filminde izlediğim her kare bir
anlamda benim için “ardımda bıraktığım” bölgenin insan gerçekliğiydi. Sadece bir çocuk, bir
kadın, köpek, koyun, postal yada ağaç olmaktan öte; her biri, bugün Kürt bölgesinde yaşayan
milyonlarca yaşamı, bir rüya misali üzerine milyonlarca anlam yükleyerek izleyiciye aktarıyor…
Bana göre Arin İnan Arslan’ın, “Gölge ve Rüzgar”inin başarısı bütün bu karelere, bütün bu
anlamları yükleme ve bundan da izleyiciyi haberdar etmekte yatıyor. “Si u Ba’, kısa ama tek
kelimeyle milyonlarca yaşamı içine sığdırmayı, izleyiciye aktarmayı başarmış başarılı bir Kürt
filmi…

21.09.2006 – Istanbul

canerik@hotmail.com
Kürtçe
KurdishCinema
Makaleler

Insan-i Kamil

Gerçekliğin karanlık şiiri

Kendini sesini görmek

Belgesel-kuşku ilişkisi

Gönül Yarası: Son
Mohikan'dan Gece
Bekçisine, ya da Genç
Kız Ölümü Beklerken

Öfkeli ve özgür
yönetmenler

Nasıl bir sinema?

Sarhoş Atlar Zamanı
filminin dramatik
çözümlemesi

Bir yaraya parmak
basmak istedim

Yangında filizlenen çiçek

Ünlü İtalyan yönetmen
Passolini

Kameramı kırsalarda
film çekeceğim

Kürdistani bir sinema
yaratmamız gerekiyor

Sessizlik kelimelerden
daha fazlasını anlatır

Ghobadi'nin Altın Lale
yolculuğu

Diyarbakır'da Kürt Film
Festivali

Çarpici bir belgesel
örnegi; Can Baz

Yılmaz Güney'in Kürtlüğü

Özgürlesme sorunu ve
sinema

Dersim 38

David ve Leyla:
Kültürel önyargilarin
elestirisi

Gölgenin sesi: Si u Ba

David ve Leyla

Si u Ba (Gölge ve Rüzgar)

Kürt düsmanligi üzerine
bir film

Nergisler Açmali

İlk Kürt filmi Zere

Türk Sinemasi'nda
Kürtler

Yilmaz Güney'le röportaj

Yusuf Yesilöz ile röportaj

Kürtlerin acilari
beyazperdede

Kürt sinemasi gelisiyor

Kürt Sinemasi ve
Bahman Ghobadi

Kürt filmini nasil
tanimlamali?

Dünyalar arasında

Makale Arşivi  >>>