KurdishCinema özel!

Chris Kutschera'nin Yılmaz Güney’le yaptigi son röportaj!

Kürtler üzerine çalışmalarıyla tanınan ünlü Fransız gazeteci Chris Kutschera’nın Yılmaz Güney’le
Duvar filminin çekimleri sırasında 1983 yılında yaptığı röportajı ilginize sunuyoruz.

Kürdistan Türkiye: Yılmaz Güney'in son filmi

Chris Kutschera

Paris’in kuzeyinde küçük bir köyde yer alan eski
bir manastır birden bire Türkiye’nin bir parka
yansıması oldu. Ana giriş kapısının hemen üstünde
Meryem Ana heykeline yukardan bakan bir yere
Türkçe bir yazı yazılmış; “…Merkez Cezaevi”. Mustafa
Kemal’ün Türkiye’sini oven yazılar yazılmış her yere,
örneğin; “Ne mutlu Türküm diyene!”

Manastırın ana bahçesinin içinde yeni inşa edilen duvarlar avluyu daraltarak yeni bir bölüm
oluşturmuş. Bu yeni yerde tutuklular kendilerini gözetleme kulesinden izleyen askerlerin
bakışları altında spor yapıyorlar. Ana binaya giden dar yolda Ankara plakalı bir kadillak araba
başları geleneklere uygun biçimde örtülü olan kadınların ve geniş paça pantol giyinmiş
erkeklerin arasından yavaşça süzülerek ilerliyor.

Yılmaz Güney Cezaevleri Genel Müdürü’nün ani ziyaretini filme çekmekte o anda. Oyuncu aynı
zamanda Fransız Kültür Bakanlığı’nda çalışmakta olan bir Fransız aktör. Her zaman
gülümseyen, sabırlı ve espirili Yılmaz Güney bir figüran ordusunu yönlendirmeye çalışıyor.
Geçici ismi “Camları kırın ki kuşlar özgürlüğe uçabilsin”, olan film (Güney’in Duvar filmi-
çevirenin notu) bir cezaevindeki isyanı anlatıyor. Güney’in son filmi Yol’da da cezaevi teması
işlenmişti.

    Cezaevindeki çocuklar isyana önderlik ediyor. Yılmaz
    Güney Uruguay’lı amatör bir aktöre cezaevi mutfağında bir
    çocuk tarafından bıçakla tehtit edildiği anda nasıl
    davranması gerektiğini gösteriyor. Ama isyan bastırılacaktır
    ve film yeni gelen genç tutukluların görüntüsüyle biter.

    Cezaevi içindeki atmosferi profesyonel olmayan
    oyuncularla yeniden yaratmak zor bir iş, ama Yılmaz Güney
    “şiirsel gerçekci” tekniğini kullanarak bu sorunu aşmaya
    çalışıyor.

    Filmi Batı Berlin ve Fransa’dan gelen çoğunluğu Kürt 100
    çocukla çekiyor filmi, ayrıca 100’e yakın da yetişkin figüran
    ise asker, gardiyan, tutuklu, tutukluların akrabaları ve
    benzeri rolleri oynuyor. Ayrıca yine 100’e yakın teknik
    eleman yer alıyor Yılmaz Güney’le filmin çekimleri boyunca
    eski manastırda kalan.

Çocuklar böyle bir maceraya katıldıkları için çok memnunlar. “Batı Berlin veya Paris’i bir
düşünün, ama şimdi onlar birer yıldız” diyor Tuncel Kurtiz, filmde rol alan tek profesyonel oyuncu
olarak.  

Normal zamanlarda bu manastır köyün okulu işlevini görüyor. Bir duvarda ilkokul çocuklarının
duvarlara yazdığı kuralları okuyabiliyorsunuz hala, örneğin; “Ders sırasında hayallere dalmak
yasaktır.”

Yılmaz Güney birkaç büyük prodüktörün beraber çalışma teklifini reddetmiş, çünkü kendi filmini
özgür bir şekilde çekmek istiyor. Ama sonuç olarak anlastığı prodüktör oldukça katı çalışma
kuralları koymuş. Filmin senaryosu le ilgili hiçbir bilgi prodüktörün filmin gösterimi için seçeceği
tarihten önce dış dünyaya yansıtılamıyor. Bu röportaj çok önemli bir istisna.

Chris Kutschera: Şöyle bir geriye baktığınızda Sürü ve Yol filminizi nasıl görüyorsunuz?

Yilmaz Guney:  Bütün yönetmenlik yaşamım boyunca düşüncelerimi belirtmek için sürekli
olarak dolaylı araçlar kullandım, ve çok açıkça itiraf etmeliyim ki bugüne kadar ki çalışmalarım
da istediğim herşeyi ifade edemedim, filmlerimin özü veya tarzı anlamında. Bu çalışmalarımda
ki egemen olan uzlaşmadır.

Sürü filmi aslında Kürt halkının tarihidir ama filmde Kürt dilini bile kullanamadım: eğer Kürtçe’yi
kullansaydık filmde rol alan herkes cezaevine gönderilirdi.
Yol filminde ise odakta olan Diyarbakır, Urfa ve Siirt’ti. Müzik aracılığıyla Kürt  atmosferi
yaratmaya çalıştım. Film Almanya’da seslendirilmiş olsa bile Yol’u Kürtçe yapmayı
başaramadım.

Chris Kutschera: Kürt olduğunuzu ne zaman farkettiniz?

Yılmaz Güney: Asimile olmuş bir Kürt olduğumu söylemek zorundayım. Annem bir Kürt’tü,
babam ise Zaza Kürt. Tüm çocukluğum boyunca Kürtçe ve Zazaca bizim evde konuşulan dildi.
15 yaşına kadar Kürtçe konuşuyordum. Sonra ailemden koptum.

O dönemlerde “Kürtler ve Kürtçe dili yoktur” türünden konuşmalar duydum. Ama Kürtçe konuşan
şarkı söyleyen insanlarda duyuyordum ve Kürtler’in çok zor koşullarda yaşadıklarını
görebiliyordum. Babam Siverek’li, ilk defa 16 yaşındayken Siverek’i gördüm. İşte ne olduğumu o
zaman anladım. Köklerinden koparılmış bir ailenin ızdırabını öğrendim, babam dedi ki “Sen
köklerinden koparıldın”. 34 yaşındayken annemin doğduğu Muş’u ve Jibran aşiretini görebildim.
Sürü filmi bu aşirete ne olduğunu anlatan bir öykü.  

Chris Kutschera: Filmlerinizdeki karekterlerin Kürt ve konularınızında Kürdistan’la ilgili
olduğunu gözönüne alırsak; ülkenizden uzakta nasıl film çekeceksiniz?

Yılmaz Güney:  Burada şöyle bir sorunla karşıkarşıyayız; sadece bir profesyonel oyuncumuz var,
Sürü filminde baba rolünü oynayan Tuncel Kurtiz. Diğer tüm oyuncular ise amatör, birçoğu daha
once hiçbir filmde rol almamış. Türkiye’den profesyonel oyuncu getirmek imkansız, Avrupa’da
olanları ise benimle çalışmaya cesaret etmiyorlar hatta benimle konuşmayı bile reddediyorlar.

Chris Kutschera: Türk aktörler Venedik’te Altın Palmiye ödülü almış bir yönetmenler çalışmak
istemezler mi?

Yılmaz Güney: Sakin zamanlarda devrimci şarkılar söyleyenler zor anlarda kapılar arkasında
saklanmayı tercih ederler. Bir Türk kameramanım var ama teknik ekip profesyonel değil. Setleri
hazırlamak için bir tek profesyonel teknisyenim bile yok. Bir sonraki filmimin konusu
cezaevleriyle ilgili. Karanlığı, üzüntüyü ve manzara ve doğa görüntüsü gerektirmeyen herşeyi
resmediyorum.

Chris Kutschera: Neden cezaevi?

Yılmaz Güney: İki neden var. Birincisi; Türkiye’nin şu anda içinde buluduğu duruma en uygun
konu, ayrıca ben henüz Avrupa’da film çekmeye hazır değilim.  

Chris Kutschera: Sonraki filminizde Kürdistan ne kadar yer edinecek?

Yılmaz Güney: Kürt sorunu çok zor bir konu. Birgün bir
halkın doğum veya yeniden doğum kavgasını anlatan
filmi çekmek isterim. Şu anda bu zor bir mesele. Birisi
Kürtler’in nasıl bölündüklerini ve farklı durumlarla ilgili
değişik perspektiflerini anlatmalı. Bu sorunu objektif
bir biçimde işlemek zor. Tarih sadece zaferlerle dolu
değil, tarih aynı zamanda başarısızlıklar, yanlışlar ve
hilelerden oluşur.

Chris Kutschera: Yurdışında film çekerken karşılaştığınız
teknik sorunlardan bahsettiniz. Ülkenizle kesilmiş olan
köklerinizi nasıl yaratacaksınız? Ülkenizin insanları ve doğası
ile ilgileniyorsunuz ama kendi yurttaşlarınız tarafından
filmleriniz izlenemiyor. Bu sorunu nasıl halledeceksiniz?
Yurdışına mı yerleşeceksiniz?

Yılmaz Güney: Kesinlikle bu filmi insanlarımıza göstermenin bir yolunu bulmalıyız ama nasıl
olacağını size anlatamam. İkinci sorunuzla ilgili olarak; cezaeviyle ilgili olacak son filmimden
sonra yapay ortamlarda ve şartlarda Kürdistan’la ilgili bir film çekmek istemiyorum.

Chris Kutschera: Öyleyse Fransa’da kalışınız kariyerinizde kısa bir ara dönem?

Yılmaz Güney: Fransa’da bu filmi çekmek için özel bir izinle kalıyorum. Filmi gösterime sokmak
için Fransa’da kalma iznim var. Ondan sonrası, bilmiyorum. Şimdi gelecekle ilğili konuşmak
istemiyorum.

Kaynak: http://www.chris-kutschera.com/A/Yilmaz%20Guney.htm

Bu röportaj Ortadoğu Dergisi’nin (The Middle East) Ocak 1983 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

İngilizce’den çeviren: Devrim Kılıç

www.kurdishcinema.com - www.kurdishcinema.org
KurdishCinema
Makaleler

Yılmaz Güney'in Kürtlüğü

Özgürlesme sorunu ve
sinema

Dersim 38

David ve Leyla:
Kültürel önyargilarin
elestirisi

Gölgenin sesi: Si u Ba

David ve Leyla

Si u Ba (Gölge ve
Rüzgar)

Kürt düsmanligi üzerine
bir film

Nergisler Açmali

Ilk feminist Kürt filmi

Ilk Kürt filmi Zere

Türk Sinemasi'nda
Kürtler

Yilmaz Güney'le röportaj

Yusuf Yesilöz ile röportaj

Kürtlerin acilari
beyazperdede

Kürt sinemasi gelisiyor

Kürt Sinemasi ve
Bahman Ghobadi

Kürt filmini nasil
tanimlamali?

Gül-i Zare