Kürt yönetmen Jalal Jonroy ile röportaj

Kürt filmi Amerikan sinemalarında gösterimde!

KurdishCinema.com 12 Temmuz 2007

Devrim Kılıç / Boston – USA

Bir Kürt kızı ile Yahudi gencinin aşkını anlatan ilk uzun metrajlı
filmi David ve Leyla ile dikkatleri üzerine toplayan yönetmen
Jalal Jonroy Amerika’da yaşamakta olan Güney Kürdistan
kökenli bir yönetmen. Jonroy’un David ve Leyla filmi 20
Temmuz’dan itibaren Amerika’da ülke çapında sinemalarda
gösterime giriyor. Filmi şimdiye kadar 20’den fazla uluslararası
film festivaline davet edilen ve eleştirmenlerden olumlu not
alan Jonroy’un kendine ait Newroz Films adlı bir de
prodüksüyon şirketi var.

David ve Leyla filmi ilk bakışta New York’ta geçen sıradan bir
aşk öyküsü gibi gözükse de  yönetmenin bu aşkı komedi
formunda işlemesi ve arka planda Kürtler’in yaşadığı trajedi ve
kültürler arasındaki önyargı sorununa değinmesi dikkat çekici.
Filmde Müslüman Kürt kızı Leyla ve Yahudi David arasındaki
aşk aracılığıyla Müslümanlar ve Yahudiler arasındaki önyargılar
eleştirilirken, geleneklerin dışına çıkarak başka kültürlerden ve
inançlardan birbirine aşık olan insanların yaşadığı sorunlar da beyaz perdeye yansıyor. Ama
filmin ve en çarpıcı yanı ise yönetmenin filmde kültürler ve inançlar arasında saf tutmadan  
tarafsızca konuyu işlemesi. Sevginin, kültürel ve dinsel farklılıkların övüldüğü David ve Leyla
filmii kimi eleştirmenler tarafından “çağdaş Romeo ve Juliet” olarak da tanımlandı.

Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk kez Kürtlerle ilgili uzun metrajlı bir film ülke çapında
sinemaseverlerle buluşacak. KurdishCinema.com filmin yönetmeni Jalal Jonroy ile bir röportaj
gerçekleştirdi.
                                                        .........

"Kürtler'in sinemaya ihtiyacı var"

KC: David ve Leyla filmi fikri nasıl ortaya çıktı? Müslüman Kürt bir kızla Yahudi bir Amerikalı’nın
aşkını neden konu olarak seçtiniz? Bu filme vermek istediğiniz mesaj nedir?





















Jalal Jonroy: Bildiğiniz gibi Müslüman ve Yahudi çatışmasından bahsetmeden Ortadoğu
hakkında konuşamazsınız. Kürdistan’da da önemli bir Yahudi nüfusu vardı ve hala özellikle İran
Kürdistan’ında Yahudiler var, İran’daki İslami sisteme rağmen. Bir film olağanüstü olaylar veya
olağanüstü karekterler hakkında olmalı. Ya da bu ikisinin karışımı olmalı. Bir film net ve orijinal
bir düşüne etrafında örülmeli. Ama bir mesaj vermek genellikle belgesellerin işi olabilir.
Hollywood’da yaygın bir söz var “Eğer verecek bir mesajın varsa e-maili kullan”. Bence
herşeyden önce bir kurmaca filmin direkt bir mesajı olmamalı. Tabiki bu filmi yaparken bir
amacım var. Bu amaç veya mesaj temanın içinde olmalı. Ve bu mesaj da farklı izleyiciler
tarafından farklı bir şekilde algılanabilinir. Hatta aynı kişi aynı filmi farklı zamanlarda ve yaşta
izlerse farklı duygulara kapılabilir.

Film insana ait tüm sanatsal faaliyetlerin bir bileşimidir. Fransızlar sinemayı yedinci sanat
olarak adlandırıyorlar. İyi bir film tüm  sanatların güzel bir bileşimidir. David ve Leyla filmini
yazdığım andan itibaren amacım İngilizce dilinde bahsettiğimiz altı sanatın özelliklerini de içinde
barındıran ve Kürt kültürünü yansıtan bir film yapmaktı. Ben orijinal olarak Halepçe’den olan ve
Yahudi bir gençle evlenen bu Kürt kızıyla Paris’te  tanıştığımda bu benim için olağanüstü
birşeydi. Kürdistan’ın durumu Türkiye’de olsun, İran veya Irak parçasında olsun birşekilde
Ortadoğu’daki çatışmalarla bağlantılı, örneğin İsrail Filistin çatışmalarına. Sevelim veya
sevmeyelim bu sorun bizi etkilemekte. Ben David ve Leyla’nın öyküsünü kişiselleştirdim ama
tabi arka planda politik ve sosyal bir doku var. Böylece bu film sadece Kürt-Amerikan aşk filmi
olmaktan öteye de geçiyor. Konuyu bilerek genişettim içeriğe Ortadoğu’ya ait sosyal ve politik
sorunlardan bir boyut katarak. Ön planda Müslüman-Yahudi sorunu işleniyor gibi gözükse de
konu Kürdistan etrafında örülü. Böylece yönetmen ve senarya yazarı olarak benzer problemleri
gündeme getirme imkanı da buldum. Örneğin Kerkük’te Saddam İsrail yönetiminin Filistinlileri
yurtsuzlaştırmada kullandığı yöntemleri kullanarak Kürtleri kovdu yerine Arapları yerleştirdi. Tabi
bir film propagandist olmamalı inandırıcı olmalı. Ben bu nedenlerle filmin konusunun ilginç
olduğunu düşündüm. Yadudi-Müslüman çatışmasıyla Kürt sorununa da global bir boyut
kazandırmaya çalıştım. Karekterler Kürtler’in sorunları hakkında konuşuyorlar ama bu öyle bir
doğallıkta gerçekleşiyor ki tarihi ve politik içeriğine rağmen diyaloglar sıkıcı değil.

"Halepçe Meydanı yok"

KC: Layla Halepçe katliamının kurbanı. Jiyan ve Karatahta gibi filmlerde de Kürt ve Kürt
olmayan yönetmenler Halepçe katliamını işlemişlerdi. Bu katliamın Kürtler ve Kürt sineması
açısından önemi nedir?

    Jalal Jonroy: Eminim ki Halepçe katliamı ve Enfal
    soykırımı hakkında birçok film çekilecektir. Kürtler’in
    Saddam rejimi tarafından kimyasal bombalara maruz
    bırakıldığı başka katliamlarda var ama Halepçe bunların
    en önemlisi, 5 dakika içinde 5 bin kişi öldürüldü bu olayda.
    Bu anlamda çok olağanüstü bir olay. Ben filme Layla’yı
    bilerek Halepçe katliamının direkt mağduru yaptım. Aslında
    gerçek Leyla Bagdat’ta yaşamaktadır katliam sırasında.
    Ailesi Halepçe kökenlidir. Ama onu bu katliamın mağduru
    yaparak daha başka temalara ve konulara yer verebildim
    filmimde.

David ve Leyla ikilisinin öyküsünü dramatize ederek Halepçe katliamıyla temsil edilen Kürdistan’
ın trajedisini tüm dünyaya anlatmak istedim. Ama filmde başka trajedilere de göndermeler var.
4 bin Kürt köyü Türkiye tarafından 5 bin Kürt köyü de Saddam tarafından yakıldı. Enfal
operasonuyla içlerinde benim kardesimin de olduğu 180 binden fazla Kürt katledildi. Romantik
komedi tarzında kurgulanmış ve iki saatlik bir süresi olan bir filmde herşeyi işlemeniz olanaksız.
Kürtler tarafından bilinen ama Türkler, İranlılar ve Arab dünyası tarafından pek iyi bilinmeyen bir
konuyu işledim. Çünkü İslam dünyası müslüman ülkelerde yapılan katliamları konuşmuyor;
Halepçe ve Enfal katliamları gibi. Ama Hristiyanların ve Avrupalıların yaptığı katliamları
konuşuyor. Saddam’ın Halepçe’de yaptığı Hiroşima katliamının küçük bir benzeriydi ama Arap
dünyası onu bir kahraman olarak görüyordu.

Bildiğim kadarıyla İslam ülkelerindeki tüm büyük
şehirlerde bir ‘Filistin Meydanı’ vardır. Tahran’da
da var. Ama İran’ın komşusu Irak’ta Halepçe
şehrinde Kürtler katlediliyor ama ne İran’da ne
Türkiye’de ne de Suriye’de bir ‘Halepçe Meydanı’
vardır. Çünkü Halepçe katliamı görmezden
geldikleri bir trajedidir. Aslında Kürtler ve İranlılar
birbirine dil ve kültür olarak da çok yakın iki
halktır. Filistinle sadece din birliktelikleri var ama
Filistine adını meydanlara vererek
ölümsüzleştiriyorlar Halepçe’yi ise görmezden
geliyorlar. İşte bu Arap ve İslam ülkelerindeki
yöneticilerin ne kadar da iki yüzlü olduklarını
gösteriyor. Şöyle bir örnek de vermek isterim
Halepçe katliamından sonra Amerika’da Kolombiya Üniversitesi’nde katliamı kınamak için bir
imza kampanyası açılmış. Ünlü oriyantalist ve Filistin yönetiminin sözcüsü Professör Edward
Said üniversitede metne imza atmayan tek kişidir. Said Türkiye’nin Kürtler’e karşı tutumunu hep
eleştirmiştir ama Halepçe katliamını protesto etmeyi uygun bulmamıştır. Bu durumun Türkiye’
nin İsrail’le yakın ilişkide olmasıyla bir alakası da olabilir tabi. İşte bu nedenlerle bence Kürt
Sineması Halepçe katliamını işlemelidir ve işleyecektir. Sadece belgesel filmlerle değil tabi
uzun metrajlı sinema filmleriyle de.

KC: Her yönetmenin filmerinde bazı karekterler aracılığıyla kendini yansıttığını biliyoruz. Sizin
filminizde Leyla New York’da gökdelenlere baktığında Kürdistan’daki dağları görüyor hep.
Leyla’da yansıyan biraz da siz misiniz?

    Jalal Jonroy: Kesinlikle haklısın. Leyla filmimdeki en önemli
    karekter. Ve onun aracılığıyla Kürdistan’a olan özlemimi işliyorum.
    Filmdeki Kürdistan dağları da bunun bir yansıması. Yıllardır
    ülkemden uzakda da yaşamış olsam yüreğim hep Kürdistan’la.
    Gece ve gündüz rüyamda ülkemiz. Tabi nostalji gerçekten farklıdır.
    Hayaller bazen gerçeklerden daha güzeldir. Doğduğum şehir
    Süleymaniye’ye gittim birkaç yıl once. Arap ve Saddam rejimi etkisi
nedeniyle olsa gerek bana bir Kürt şehri gibi gözükmedi. Mimari yapı bile çok değişmiş. Avrupa
ve Arap etkisi yaygın. İran’da doğal bir Kürt köyünde yaşamayı tercih ederdim doğrusu.

KC: Seyircilerin filminize tepkisi nasıl oldu? Kürt ve Amerikalı veya Avrupalı seyircilerin tepkisi
arasında bir farklılık var mıydı?

Jalal Jonroy: Her film farklı izleyiciler tarafından farkli bir biçimde algılanır. Bu durum özellikle
ikili etnik yapısı olan romantik komedi filmleri için daha da geçerli. Her iki tarafda, benim filmim
için Kürtler ve Yahudiler, farkli duygulara kapılabilir ve kendi taraflarının daha iyi gösterilmesi
gerektiğini düşünebilir. Amerika’da film endüstrisinde çalışan ve söz sahibi olan insanların
çoğunluğu; yapımcılardan yönetmenlere, oyunculardan dağıtımcılara kadar Yahudi’dir. Filmi
çekmeden önce senaryoyu gösterdiğim bazı Yahudiler metni kendi beklentilerine göre
değiştirmemi istediler.

Tabi kurmaca filmler bir bakıma fantazi ve rüya özellikleri taşırlar. Ama bazı Kürt izleyiciler bir
filmin herşeyi kapsamasını istiyorlar. Herkes kendi kafasındaki filmi yapmak istiyor, kendi
gündemini işlemek istiyor.

David ve Leyla filmi odukça büyük bir film. Basit öykülü bir film degil. 20’den fazla uzun konuşma
sahnesi var. Ortadoğu’nun ve Kürdistan’ın tarihini ve acılarını detaylarıyla işlemeye çalışıyorum.
Hatta Ermeni katliamına göndermeler var.
Ben bu filmde komediyi, duygusallığı ve aşkı bir örtü olarak kullandım. Aksi taktirde ağır politik
ve tarihi gerçekleri içeren diyaloglar ve kültürel elemenler sıkıcı ve izlenilmez olabilirdi. Filmde
Kürt kültürünün mümkün olan birçok yönünü kapsamaya çalıştım. Kürtler olarak kültür hakkında
çok konuşuyoruz ama kültürümüzü kutlamayı ve canlandırmayı pek beceremiyoruz. Örneğin
David ve Leyla filminde sadece Kürt müzüğini, dansını ve geleneksel giyiniş tarzını yansıtmakla
kalmadık aynı zamanda mizansen aracılığıyla Kürtler’in başka yönlerini de aktardık; mesela
Leyla’nın amcası Ali’nin evinde yer sofrasında yenilen akşam yemeği buna bir örnek. Kürdistan’
in çoğunluğu bu filmi henüz görmedi. Bağımsız bir bütçeyle çekilen bir film olduğu için de
dağıtımı da çok zor. Politik olarak tartışmalı bir konusu olduğu için de ayrıca sorunlar var. Ama
genel olarak filmi gören izleyicilerden olumlu tepki aldım. Bazıları tabiki ayrıntılara takıldılar.
Mesela bir izleyici Kürtler’i yer sofrasında yemek yerken göstererek geri kalmış bir toplum olarak
yansıttığım eleştirisinde bulundu. Oysa Japon ve Çin kültüründe ve bu kültürlerle ilgili filmlerde
yerde yemek yemek Japon ve Çin kültürünün yüceltilmesi ve kutlanması olarak kabul edilir.

Kürtler olarak tabiki uzun ve yaygın bir sinema tarihimiz ve deneyimimiz yok. Genellikle kültürel
faaliyet dediğimizde aklımıza dans etmek, şarkı söylemek veya Newroz kutlamalarında ulusal
kıyafet giyimek geliyor. Ama tabiki kültür bunlardan çok daha geniş bir kavram. Bir de filmim
İngilizce çekilmiş ve Kürtlerle ilgili ilk kurmaca film. Ve Kürt kültürünü farklı açılardan yücelten
yönler var David ve Leyla’da. Ama bir filmde herşeyi zaten veremezsiniz.

Bazı sahneler belki de farklı kültürler hakkında tam bilgi sahibi olmadığımızdan yanlış
anlaşılıyor seyirci tarafından. Mesela David düğün sahnesinde şarap bardağını beyaz bir
peçeteye sardıktan sonra kırıyor diziyle. Bu bir Yahudi geleneği. Ama Londra’da filmimi gören bir
Kürt bayan doktor David’in bu hareketiyle Müslümanların beyaz başörtüsünü ezdiğini hissettiğini
söyledi bana. Diğer taraftan Amerika’da filmi gören bir Yahudi çok beğendiğini ama son
bölümde Leyla’nın söylediği “Zayıf güçlü tarafından ezilebilir belki ama bu geçicidir. Yenilmez
görünenleri yenecek yeni güçler hep çıkacaktır” sözünün Filistinlilerin manifestosu gibi
durduğunu söyledi. Ama aslında Leyla bu sözü Yahudiler’in kutsal kitabından okuyor! Bu da bize
dünyamızın ne kadar kutuplaştığını ve kültürlerarasında önyargıların yaygınlaştığını gösteriyor.
Ama genel olarak seyircilerin filme reaksiyonlarının olumlu olduğunu söyleyebilirim.

KC: Sinemaya ilginizin nedeni nedir?

Jalal Jonroy: Herkesin gerçekleştirmek istediği bazı şeyler vardır. Ben görece zengin bir
aileden geliyorum. Müzik ve matematiğe ilgim vardi. Burslu olarak Londra’da okuma şansım
oldu universiteyi. Kürdistan’da savaş vardı o zaman. Öğrenciliğimi sürdürürken fotoğrafçı olarak
da çalışmaya başladım. Fotoğrafçılık ve oyunculuk dersleri aldım. Fotoğrafa olan ilgim sonra
beni sinemaya yöneltti. Film yapımıyla uğraşıyorum çünkü kendimi sinema aracılığıyla ifade
etme isteğim bir tarafa, film sanatının en önemli ve etkili sanat dalı olduğuna inanıyorum. Daha
once bazı kısa filmlerde çektim ama maddi nedenlerde tamamlayamadım. David ve Leyla 2001
yılında yazdım aslında. Ama çeşitli nedenlerden dolayı ancak 2006 yılında tamamlayabildim.
Her çesit filme ihtiyacımız var

KC: Ne tür konulara ilgi duyuyorsunuz?

Jalal Jonroy: Hayatımın yarısından fazlasını Avrupa ve Amerika’da geçirdim. Şunu diyebilirim ki
her çeşit filme ve sanata ihtiyacımız var. Mesela Bahman Ghobadi büyük bir yönetmen. Başarılı
filmlere imza attı. İran’da yaşıyor, ne yaptığını iyi bilen birisi. Bir yönetmen yaşadığı, bildiği ve ilgi
duyduğu konularda film yapmalı. Her yönetmenin ifade etmek istediği şeyler vardır ve film
aracılığıyla toplumuna ve ülkesine hizmet etmek ister. Bahman ve benim gibi. Sıradışı konulara
ilgi duyuyorum. Bir kahraman veya trajedi etrafında dönen konulara pek ilgim yok. Daha çok
komediyi seviyorum. Bir komedi filmi yapsaydım bu herhalde Süleymaniye’de her türlü işi
çeviren yeni yetme zengin Kürtler hakkında olurdu. Ve eğer bir drama çekmek isteseydim bu
fazla tanınmayan ama önemli olan insanlar hakkında olurdu. Örneğin fazla bilinmeyen ve kendi
müşterileri tarafından öldürülen Fatma Tamama adındaki fahişe hakkına bir film. Demek
istediğim şu film aracılığıyla Kürdistan’ı övme peşinde olan yönetmenler iki kere düşünmeli!
Çünkü benim sinema anlayışım Yılmaz Güney’e, Pedro Almadovar’a ve Zhang Yimou’ya
Francis Coppola ve Martin Scorsese’den daha yakın.

KC: Sinemanın Kürtler için önemi nedir?

    Jalal Jonroy: Her ulus ve kültür dünya
    kültürüne bir şekilde katkıda bulunmak ister
    ki bunun en etkili yollarından biri de sinema
    sanatıdır. Kürdistan yıllarca görmezden
    gelindi, bölündü, geri bırakıldı, katliamdan
    geçirildi. Başka herhangi bir ulustan çok
    daha fazla sanat ve özel olarak sinemaya
    ihtiyacımız var. Hem kendi kültürümüzü
    canlandırmak hem de dünya kültürel
    mirasına katkıda bulunmak için. Kürdistan’
    da yaşanan trajediler çağdaş dünyada fazla
    bilinmiyor.  David ve Leyla filmini yapmamın
    bir nedeni de bu zaten. Filistin-İsrail
çatışması tüm dünyada oldukça işleniyor ve biliniyor. Ama Kürdistan’daki katliamlar genelde
görmezden geliniyor. Örneğin mini bir Hiroşima diyebileceğimiz Halepçe katliamı gibi. Sinema
Kürt kültürünün eğlenceli, çekici yanlarını göstermek içinde güçlü bir araç. Bu nedenle
sinemaya önem vermeliyiz ve kendimizi ve kültürümüzü sinema sanatı aracılığıyla işlemeli ve
tanıtmalıyız. Yilmaz Guney Bahman Ghobadi’nin sinema sahnesine çıkışına kadar tek Kürt
yönetmen olarak bilinirdi. Sonra bildiğimiz gibi Hıner Saleem’de adını duyurdu. Böyle
yönetmenlerimizin sayısı daha da artmalı. Kürt yönetmenler herkes tarafından desteklenmeli ki
Kürt sineması daha da gelişebilsin. Bu anlamda Kürt Film Festivallleri önemli bir rol oynuyor.
Kürdistan Bölge Hükümeti’de sinemayla uğraşanlara daha fazla yardım etmeli. Evet bir Kürt
Sineması var ama endüstrileşmesi için bir devletsel düzeyde bir yardıma ihtiyaç var. Mesela
Yılmaz Güney Paris Kürt Enstitüsü’nün kurucularındandır. Şu anda enstütü sinemaya fazla ilgi
duymuyor aysa Güney yaşasaydı eminim bu kurum sinemaya büyük destek verirdi. Kendal
Nezan büyük işler yaptı tabi ama Kürt Enstitüsü Kürt Sineması’na daha büyük destek vermeli.

"Kürt Sineması Yılmaz Güney’le başladi"

KC: Örnek aldığınız bir yönetmen var mı?

Jalal Jonroy: Yılmaz Güney’i çok beğeniyorum. Kürt sinemasını onunla başladığına inanıyorum.
Yol filmini cezaevindeyken tamamladığını ve yurtdışına kaçmak zorunda olduğunu biliyorum. Ve
ne zaman bir zorlukla karşılaşsam Yılmaz Güney’I düşünür ondan güç alırım. O benim idolüm.
İranlı yönetmenler Abbas Kiarostami veya Mohsen Makmalbaf’ı da seviyorum ama onların
filmlerinde Yılmaz Güney sinemasında işlenmemiş veya Yılmaz Güney’den daha başarılı
işlenmiş bir karekter yok bence.

KC: Filminiz Amerika’da çeşitli şehirlerde gösterime giriyor. Bu Kürt içerikli bir film açısından bir
ilk galiba?

Jalal Jonroy: Evet. Oldukça yoğun çalışıyoruz. Maddi sorunlar yaşasakda filmi sinemalarda
gösterime koymak çok büyük bir mutluluk. Amerikan medyasında film hakından yazılar çıkıyor.
Benimle röportajlarda yapılıyor. Ama aynı ilgili Kürtler’den ve Kürt medyasından henüz
göremedim. David ve Leyla ile ilgili gelişmeler ve Amerika’da gösterileceği sinemalar hakında
bilgi filmin www.davidanlayla.com sitesinden elde edilebilir. 2008 yılında da Avrupa ve diğer
ülkelerde gösterime girecek David ve Leyla.

KC: Yeni projeleriniz var mı?

Jalal Jonroy: Gılgamış Destanını senaryolaştırdım ve senaryom Amerika’da çeşitli ödüller aldı.
Gerçi Türkiye’den bazı çevreler senaryomu çalmak istedi ama bunun önüne geçtik. Gılgamız
Destanı büyük bütçeli bir film olacak ve Hollywood’dan büyük bir yapımcıya ihtiyacımız olacak.
Gladiatör tarzında dev bütçeli ve destansı bir film projesi bu.

KC: Sayın Jonroy bize bu röportajı verdiğiniz için çok teşekkür ediyoruz. Ve başarılarınızın
devamını diliyoruz.

Jalal Jonroy: Ben teşekkür ederim.


İlgili diğer yorum ve haberler

* David & Leyla: Kültürel önyargıların eleştirisi ve sevginin kutsanması

* David ve Leyla

* David ve Leyla Verona Film Festivali’nde