Yavuz Fırat ve Bahoz filmi

KurdishCinema / 14 Nisan 2010

Devrim Kılıç / (28 Mart 2010 / Melbourne)

Kazım Öz’ün yönetmenliğini yaptığı Bahoz filmiyle ilgili olarak
yazdığım ve kürdistan-post.com’da yayınlanan “Bahoz destansı
bir film mi?” başlıklı yazımdan sonra birçok eleştiri aldım. Bu
eleştirilerin birçoğu yazıda ifade ettiğim noktaları destekleyen ve
yaptığım eleştiriyi haklı bulan yorumlardı. Gecikmiş de olsa
Bahoz hakkında böyle bir yazının yazılmış olmasını doğru
buluyordu mesaj atan okuyucular. Yazıyı eleştiren, insafsız bulan,
filme, filmi çeken ekibe ve yönetmene haksızlık yaptığımı ifade
eden mesajlar da aldım. Filmin büyük bir emekle çekildiğini ve
bu emeğe saygısızlık yaptığım belirtiliyordu. Hatta bazı
okuyucular Kürt sinemasının eleştiriye ve kötülemeye değil
desteklenmeye ihtiyacı olduğunu yazıyordu. Bahoz filmiyle ilgili
eleştiri yazımı olumsuz bulanların ifadelerinde dikkatimi çeken
ise “eleştiri” kelimesinin direkt olumsuz bir anlamda ve
kötüleme ile özdeşleştirilmiş olarak algılanması oldu.

Sinema gibi izleyicisiz olmayacak bir sanat dalının eleştiri
mekanizmasından kendini soyutlayamacağı açık. Bir film her ne
kadar yönetmenin ve onu çeken ekibin ürünü olsa da, sinema salonlarında seyirciye sunulduğu
andan itibaren artık izleyicilerin ve hatta tüm toplumun ürünü halini alır ve kaçınılmaz olarak
olumlu-olumsuz yorumları üstüne çeker. Bu açıdan Kürt sinemasının ve Kürt yönetmenlerinin
eleştirilmeye tabiki ihtiyacı var, öyle değilse filmleri izleyicilere ulaştırmanın anlamı ne?

Film eleştirisi konusunda çok yetkin bir uzman olduğumu hiçbir zaman iddia etmedim.
Yaşadığım ülkede sinema eğitimi alırken yüksek lisans tezimi Bahman Ghobadi üzerine yaptım
ve son 6 yıdır ilgimi Kürt sinemasına odakladım . Bu nedenle tamamen kendi çabalarımla www.
kurdishcinema.com adlı siteyi kurdum ve elimden geldiğince Kürt sineması alanında olan
biteni takip etmeye ve yansıtmaya çalıştım. Bunu yaparken de amacım doğmakta olan ve
gittikçe gelişen Kürt sinemasına bir Kürt bireyi olarak destek sunmaktı. Bu anlamda tüm
yetersizliklerine karşın bu siteyi ayakta tutmaya çalışıyorum. Yeri gelmişken siteyi teknik ve içerik
açıdan henüz kollektif bir sayfaya dönüştüremediğimi ve tek başıma KurdishCinema.com’u
ayakta tutmaya çalıştığımı ifade etmek isterim.

Eleştiri kültürü zayıf

Yıllardır başta Kürt sineması olmak üzere sinemayla içli dışlıyım ve iyi bir filmi kötü bir filmden
ayıracak bilgiye ve algıya sahip olduğumu düşünüyorum. Bu açıdan Bahoz filminin direkt
kendisiyle ve içeriğiyle ilgili yaptığım ve tamamen sanatsal ve Kürdili kaygılarla yazdığım
yazımda belirttiğim noktaların hala arkasındayım. Ben filmde anlatılmak istenen konunun ve bu
konunun öykülenme biçiminin yetersiz kaldığını belirtmiştim. Yazıma gelen tepkilerde bu ve
buna benzer belirlemelerle ilgili birşey belirtilmemesine karşın, filmi eleştirmemim kendisinin
yalnış olduğunu ve hatta Kazım Öz’le kişisel bir sorunum olduğunu ima eden noktalar vardı.
Hemen belirteyim Kazım Öz’le tabiki kişisel bir sorunum yok, çünkü henüz tanışmıyoruz. Kaldıki
niye bir sorunum olsun.

Yazıma gelen eleştirilerde belirtilen diğer noktalar ise şöyle: “Siz beğenmiyorsunuz ama Bahoz
filmini izleyici çok beğendi”, “filmin hiç mi iyi bir yanı yoktu”, “Kazım Öz başarılı bir yönetmen”.
Hemen şunu belirtmekte yarar var, Kürt toplumunda eleştiri kültürü ne yazık ki henüz çok
oturmuş değil. Bu nedenle eleştiri hala olumsuz bir edinim gibi algılanıyor. Kazım Öz bence de
iyi ve başarılı bir yönetmen. Öz’ün 1999 yapımı Ax filmi oldukça başarılıydı. Anlatım tarzı farklıydı.
Kürtler’in yaşamındaki önemli bir drama dikkat çekiyordu. Kısa bir
film formatında da olsa Ax sanatsal açıdan daha göz dolduruyordu.
Yine aynı derecede başarılı olmasada Öz’ün Fotoğraf filmi de öykü
anlatım tarzı ve öyküsel kurgusuyla önemliydi. Ancak aynı şeyi Bahoz
için söylemek zor. Seyircilerin filmi beğenmesi tabiki bir filmin
başarılı olup olmaması için tek gösterge değildir. Kaldıki Bahoz
filmiyle ilgili seyirci tepkisi de homojen değildir. Filmin sanatsal
içeriğini izleyici ibresiyle değerlendirmek eksik bir yaklaşım olur.
Hollywood filmleri kadar dünyada izleyici çeken filmler yoktur ama birçok Hollywood filmi
belirlenmiş kalıplar üzerinden yaratılmış ve birbirinin tekrarını geçmeyen görseller olmanın
ötesine de geçemezler.

Bazı yalnışlar filmi götürür

Kaldı ki ben Bahoz filmini beğenmemiş olmakla sadece ve sadece kendi fikrimi ifade etmiş
olurum. Bahoz’un neden güzel ve başarılı bir film olduğunu bize anlatacak birisinin görüşlerine
de saygı duyarım. Ve yazı ikna edicisiyle Bahoz hakkındaki görüşlerim de değişebilir. Tabiki
Bahoz filminin güzel yanları da vardı. Ben zaten yazımda en başta filmde güzel döşenmiş
espirilerin varlığından ve bu espirilerin filmi bir nebze de olsa izlettirdiğinden bahsetmiştim.
Yine Ali Sürmeli’nin oynadığı polis karekterini başarılı buluyorum. Örneğin Rojda karekteri
başarılı, hem Rojda’ı canlandıran Havin Funda Saç açısından hem de canlandırdığı Rojda
karekteri açısından bu böyle. Ve şuan aklıma gelmeyen daha birçok güzel sahne var aslında.
Ama Bahoz en başta öyküsel kurgusundaki eksiklikler, gereğinden çok uzun olması ve
sürükleyici olmaması nedeniyle kendisini izlenir kılmıyor. Böyle olunca da daha önce de
belirttiğim gibi filmin sonunu getirmek zor oluyor ve bu kadar eksiklik içerisinde filmde var olan
güzel noktalar ve güçlü bir iki karekterde eriyip gidiyor, önemini kaybediyor.

Ben Cemal karekterinin filmin ana karekteri olmasına karşın bir dönem filmi olma iddiasındaki
Bahoz açısından zayıf kaldığını ve filmi sırtlamakta yetersiz kaldığını düşünüyorum. Filmin
sonunda radikal bir kararla gerilla mücadelesine katılıyor olması film boyunca ikircikli ve
kararsız duran Cemal’in zayıflığını ve yetmezliğini gideremiyor ne yazik ki? Gerçi filmde Cemal
işkencede direnir ancak yine de böylesi bir film için Cemal’in gerçek bir “kahraman” olduğunu
söylemek güç. Dönem filmleri kanımca daha güçlü karekterler ve akıcı bir senaryo gerektirir. Ki
böylece seyirci filmin içine çekilebilsin. Ancak Bahoz filmi gereksiz ayrıntılarla doldurulduğu için
kendini seyirlik kılmıyor.

Beritan güçlü bir karekter

Mesela Halil Uysal’ın (Halil Dağ) Beritan
filmi daha sürükleyici. Beritan karekteri
güçlü, kararlı ve ısrarlı tutumuyla filmi
sürükleyebiliyor. Filmde Beritan gerilla
içerisindeki yalnışlıkları eleştiriyor,
müdahale ediyor, doğru bulmadığı
tutumlara hayatını ortaya koyarak
direniyor. Böyle güçlü bir karekter olarak
Beritan haklı olarak izleyicinin zihninde
yer ediniyor. Peki Beritan filminin eksik
yanları yok mu veya tek olumlu yanı
Beritan karekteri mi, tabiki hayır. Bana
olumsuz gelen bir noktaya örnek
vermek gerekirse filmde bazı
peşmergelerin gerillaya saldırı karşılığı aldıkları parayı tek tek ve dikkatlice saydıklarını gösteren
sahneyi çok anlamlı ve sinematik bulmadım. Bu sahne Beritan filmine, benim açımdan, çok
büyük bir derinlik katmıyor. Basit kalıyor. Peki böyle olaylar olmadı mı, mutlaka oldu. Ama bu
kadar basit gösterilmesi Beritan karekterinin ve filmin ağırlını ve güzelliğini zayıflatıyor. Ama
Beritan gibi filmler ne kadar eksik olursa olsun, güçlü bir karekteri içinde barındırmasıyla, çekim
tekniğiyle ve söylemek, anlatmak istediğini net olarak ortaya koymasıyla kendini izlettiriyor. Ve
diğer noktalar (olumlu-olumsuz) geri planda kalıyor. Bu açıdan Halil Uysal’ın Beritan filmi en
önemli ve belki de ilk Kürt savaş filmi olarak da şimdiden Kürt sinema tarihindeki yerini almıştır.

Bahoz filmine dönersek, filmde anlatılan dönemi belirli bir dereceye kadar yaşamış birisiyim. Ve
bu açıdan da bazı noktaları belirtme konusunda kendimde bir hak buluyorum. Anlatmak istediği
dönemi anlatamıyor derken biraz da yaşam tecrübeme dayanarak konuşuyorum. Kaldiki filmde
herşeyi gerçek hayatta olduğu gibi anlatmak çok basit kaçar, hele bir dönemi anlatma
derdindeki kurmaca filmlerde. Böyle filmlerde karekterler öyle güçlü ve çekici olmalı ki seyirci
kendini özdeşleştirebilsin. Filmde anlatılan dönemi yaşayan bazı izleyiciler şöyle de
düşünebilinir, ki buna benzer yorumlar da var Bahoz hakkında, “Film çok gerçekçi, aynen öyle
eylem yapıyorduk, molotof fırlatıyorduk, polisler öyle komik tiplerdi vs, vs”. Ama Bahoz’a böyle
yaklaşmak onu basitleştirmek ve siyasi masturbasyon yapmak olur. Bir film siyasi
masturbasyon yapmakta öteye geçmeli bence.

Bahoz’u Avusturalya’da gösterdik

Bazı arkadaşlar da beni hem önce filmin gösterimini Avusturalya’da yapmakla ve sonra da filmi
eleştirmekle büyük bir yalnış yaptığımı ve çelişkili davrandığımı ileri sürdü. Melbourne’de 3
arkadaş elele verip filmin gösterimini büyük bir destekle 3 büyük şehirde yaptık. Elimizden
geldiğince yönetmene ve filmi çeken ekibe destek sunmaya çalıştık. Avusturalya’da yaşayan
Kürtler’e ve ilgili insanlara filmi izlettirdik. Bundan da mutluluk duyuyoruz. Ama bu filmde
gördüğümüz bazı yalnış ve eksik noktaları dile getirmemizi engeller mi? Öyle olmaması
gerektiğini düşünüyorum. Aksi taktirde ne bireysel ne de toplumsal gelişme sözkonusu olabilir.
Ayrıca Kazım Öz’ün ve diğer tüm Kürt yönetmenlerin çekecekleri filmleri bundan sonrada
Avusturalya’da göstermek için elimizden geleni yapacağız, tabiki gücümüz yettiği oranda. Ama
sanatsal kaygılarla da filmleri ve yönetmenleri eleştirmeye devam edecegiz.
Politik kaygılarla değil sanatsal açıdan eleştirdim

Kürdistan-Post’da yayınlanan Bahoz eleştirisi yazım hakkında yine Kürdistan-Post’da Fırat
Yavuz imzasıyla “Film eleştirisi ne değildir?” başlıklı bir yazı yayınlandı. Yavuz film hakkında
yaptığım eleştirileri haksız ve yazının dilini keskin bulmuş. Politik bir yazı kaleme alarak bana ve
yazıma yüklenmiş. Sinema bilgisinden yoksun olduğumu ve özensiz yazdığımı belirtiyor Yavuz.
Bahoz eleştiri yazısını akademik bir çerceveye oturtmamıştım zaten. Kürdistan-Post için yazdım.
Biçimden çok içeriğe önem verdim. İkna edici olma kaygısıyla büyük üstatlardan alıntı
yapmadım, biryerlere sırtımı dayayarak kendi görüşlerimi doğrulatmaya kalkmadım. Aklımdan
geçenleri, filmin bana düşündürdüklerini hiçbir kaygıya kapılmadan ifade ettim. Ve hala yazımda
ifade ettiğim noktalar hakkında net bir yorum almadım. Gelen yorumlar ise taraf tutma
mantığıyla yazılmaktan öteye geçmiyor.

























Yavuz yazısının girişinde çok da haklı olarak “Diğer sanat disiplinlerindeki eleştiri türlerinde
olduğu gibi, iyi film eleştirisi de ister gazetelerde, ister dergilerde, ister başka ortamlarda olsun,
entellektüel, sanatsal ve politik altyapının güçlü ve derinlikli olmasını gerektiren bir birikim ister.
Gösterilenden çok gösterilmek istenen (dramatik yapı, olay, karakterler, estetik…) ancak filmin
alt-metninin iyi okunabilmesiyle mümkündür” diyor. Yazısına böyle güzel bir noktadan ve tondan
başlayan Yavuz ilerleyen bölümlerde entellektüel birikimi saldırgan ve kaba bir politik dille
konuşturuyor. Beni Bahoz filmindeki alt metinleri okuyamamakla suçlayan Yavuz, filmin üst
metinlerindeki boşlukların, eksikliklerin ve öyküsel kurgusundaki çarpıklığın Bahoz’un alt
metinlerini okumamızı engellediğini görmezden geliyor. Ben film kendini izlenmez kılıyor, sıkıcı
oluyor derken tam da bunu kastetmiştim. İzleyicinin ilgisini sinema salonunda filmin daha ilk 5-
10 dakikasında yakalamayan ve bu ilgiyi Bahoz’da olduğu gibi 3 saat boyunca canlı tutamayan
filmlerde hangi alt metinleri okuyabiliriz? Tabiki film eleştirisi ciddi bir iştir. Bahoz’la ilgili yazımı
bu kadar geciktirmemim sebebi de budur zaten. Bir yalnış yapmama isteği, filmi daha derinlikli
anlama arayışı vs. Ancak bir yerde eksiklik varsa söylemek de insani bir haktır. Bu film eleştirisi
yapılırken de geçerlidir.  

Yavuz’un yazısında belirttiği bir diğer nokta film eleştirisinin diliyle ilgili. Yavuz film eleştirisinin
dilinin bilimsel olması, tekil ve öznel cümle ve vurgulardan arınmış olması gerektiğini ileri
sürüyor. Bu belirlemenin hem doğru hem de yalnış olduğunu söylemek zorundayım. Film
eleştirisi neden “bilimsel” bir dille olsun, neden tekil ve öznel bir dili olmasın. Eleştirinin
yayınlandığı yayın dilini ve içeriğini belirler. Eleştiriyi yapan bir birey olduğuna göre ve eleştirmen
kendi kanaatini sunduğuna göre yazının öznel belirlemeler ve yorumlar içermesi de doğaldır.
Kaldı ki bilimsel bir sinema dergisi için yazmamıştım Bahoz eleştirisini veya tez olarak da
düşünmemiştim. Yavuz’un da belirttiği gibi günlük gazete dilinde yazılmıştı. Günlük gazete
dilinde film eleştirisi yapılamaz mı? Önemli olan birşeyin biçimi değildir bence. İçerik biçimden
önemlidir. Bu yüzden yazımın içeriğiyle ilgili noktalar üzerinde duracağına, Yavuz ayrıntılarla ve
yalnış noktalarla uğraşıyor. Bilimsel ve ağdalı bir dille ve bol bol alıntı yaparak ve ortalama bir
okuyucunun okumak istemeyeceği sıkıcılıkta yazsaydım belki Yavuz daha mutlu olurdu.

Bahoz’a “kral çıplak” dedim

Yavuz, Bahoz eleştirimi yavan, basit ve ciddiyetten uzak buluyor. Facebook düzeyinde yazılmış bir
yazı olduğunu ima ediyor. Ve hatta yazıyı endişe verici ve dilimi de saldırgan buluyor. Yazı dilimin
saldırgan olduğunu düşünmüyorum ama Yavuz’un endişelenmekte haklı olduğunu
düşünüyorum. Çünkü bir bakıma basit ve anlaşılır bir dille yazdığım Bahoz eleştirisiyle “kral
çıplak” demiş oldum. Aslında birçok kişinin düşündüğü, sessizce ifade ettiği noktaları dile
getirdim. Politik açıdan değil sinema sanatı açısından filmi değerlendirmeye çalıştım. Her
tarafından sarkan bir filmi sırf emek ürünü diye, veya Mezopotamya Sinema Kollektifi’nin filmi
diye pohpohlamadım. Siyasi mastürbasyon yapmadım. “Biz de aynen öyleydik, aynı şeyleri
yaşadık” diye kendi kendimi avutmadım. Filmin öyküsü ve senaryosu zayıftı onu belirttim.
Üstünde neredeyse 4 yıl çalışılan Bahoz filminin bu kadar zayıf olmasına üzüldüğümü ifade
ettim. Çünkü film birşeyler anlatmak kaygısından çok birçok şeyi anlatma kaygısına düşmüştü
ve sanki kendisini izlettirmemek için yapılmıştı. Bu tür bir tarzı sevmem ama yine de Bahoz kaç
uluslararası festivalde ödül aldı diye sormak bile ne demek istediğimi söylemek için yeterli
olabilir. Yavuz, Bahoz’un estetik diliyle övgüler aldığını söylüyor, yazısını laf kalabalığına
boğacağına bu estetik yönleri açsaydı hem bilgilenmiş olurduk hem de benim ileri sürdüğüm
noktaları çürütmesine yardımcı olurdu.

Art niyetsiz olarak yazdım

Yavuz beni ve üslubumu “kuyrukçu” olarak niteliyor. Bahoz eleştirisini geç yazmamın art niyetli
olduğunu iddia ediyor, Bahoz’u hiçleştirdiğimi iddia ediyor. Oysa ben Bahoz Kürtlük
duygusundan yoksun, bunu ne öyküde ne de karekterler düzeyinde duygusal açıdan yeterince
veremiyor dedim. Ben böyle hissettim ve bunu ifade ettim. Yavuz, Kürtlüğün hangi düzeyde ve
hangi karekter(ler) üzerinden taşındığını belirtseydi bana, okuyucuya ve tartışmaya daha çok
katkı sunardı. Kürtlük duygusu filmde yer alan birkaç Kürtçe müzikle ve sloganlarla mı veriliyor,
yer yer geçen Kürtçe diyaloglarla mı veya filmin bence en kötü ve eksik duran, göze batan yanı
olan Cemal’in babası aracılığıyla mı yaşatılıyor. Böyleyse eğer bunlar yeterli mi?  

Yavuz beni hem oportünistlikle suçluyor hem de benim özgürlük hareketinin içinde yer
almadığımı belirtiyor. Bunların filmin içeriğiyle ilgili yorumlar olmadığı açık. Bir yerlerde yer
açmak istiyormuşum, bir yerlere yamanmak istiyormuşum vs vs. Bütün bu subjektif yorum ve
suçlamalara ne desem bilemiyorum. Yazımda belirttiğim noktaları açıp çürüteceğine, Yavuz
kolayı seçiyor ve kendi kendine “senaryo” yazıyor. Yeri gelmişken bir daha belirteyim,
hiçkimseden feyz alarak yazmıyorum, kimsenin gözüne girmek için de yazmıyorum. Buna
ihtiyacım da yok. Yavuz’un adını anmaktan özenle çekindiği KurdishCinema.com sitesi
tamamen bağımsız bir site ve tek kaygısı Kürt sinemasına karınca kararınca hizmet edebilmek.
Ve yaptıklarıyla, tutumuyla şimdiden Kürt sinema izleyicisinin ve ilgili çevrelerin içinde yer
edinmiştir. Başka bir yere de ihtiyacım yok. Yazımda belirttiğim fikirler bana aittir.

Öz Kürt Sinema Konferansı’nda olmalıydı

Kazım Öz’ün Diyarbakır’daki Kürt Sinema Konferansı’na çağrılmaması
gerçekten beni üzdü. Konferans fikri ilk ortaya çıktığında ben de de-facto
olarak organizatörlerden biriydim ve Öz, Bahoz filmiyle etkinliğe davetliydi.
Ancak Diyarbakır’da bilinen nedenlerle Öz’ün olmadığını görünce şaşırdim ve
bunu haksız buldum. Bu haksızlığı konferansda açıkca eleştirdim. Doğru
bulmadığımı belirttim. Sanata ve sanatçıya getirilen bu tür kısıtlamalara
karşıyım, hele hele doğmakta olan Kürt sineması ve onun önemli
yönetmenlerinden biri olan Kazım Öz’e yönelik böyle bir kısıtlamayı
görmezden gelmek mümkün değil.  Öz o konferansa gelseydi ve Bahoz
orada gösterilseydi konferansa katkısı çok güzel olurdu. Ancak benim film
hakkındaki görüşlerim yine değişmezdi! Ve hatta bu görüşlerimi Kazım Öz’le de paylaşma
fırsatım olurdu. İşte Yavuz’un yazısında belirtiği tarafsız ve ön yargıdan uzak eleştirmen tutumu
böyle olur diye düşünüyorum.

Yavuz, www.kurdishcinema.com sitesinde yazan arkadaşları (ki düzenli bir yazarımız da yok)
“özgürlük hareketinin içinde kolektif anlamda yer alan kişiler değiller” diyor ve beni ve
sözkonusu kişileri (her kimse artık) “çeteci” olmakla suçluyor. Başka kimi kastediyor bilmiyorum
ama editörü olduğum KurdishCinema.com sitesi ve ben tamamen bağımsızız. Sadece ve
sadece sinemaya, Kürt sinemasına ve Kürt halkına bağlıyız. Hiçbir kurumla direkt bir ilişkimiz
yok. Herkese açığız. Özgürlük mücadelesine ve yarattığı değerlere de saygılıyız. Ki MKM ve onun
sinema kollektifi de böyle bir değerdir. Onlara da aynı tarafsız ve bağımsız tutumumuz gereği
saygı duyuyoruz. Ancak, bu filmler üzerinden de olumlu-olumsuz eleştirilerimizi yapmamızı
engellemiyor. Yavuz’un bunu anlayacak olgunlukta olduğunu biliyorum ancak yazıma öfkeyle
değil de daha mantıklı yaklaşsa, o da böyle komplo teorileri yapmaktan vazgeçerdi diye
düşünüyorum. Hele hele o çeteci suçlaması, beni sadece güldürdü. Kendimi bir an için Bahoz
filminde eleştiri platformunda suçlanan öğrencilerden birisi gibi hissettim. Yavuz gibi
entellektüel birikimi olan ve sinema sanatıyla uğraşan birisinin ağzından çıkacak söz böyle
yavan bir suçlama olmamalıydı. “Sanatta ve Kürt sinemasında çetecilik”, evet ilginç bir konu
olabilir. Ama bu konuda yazmayı sayın Fırat Yavuz’a bırakıyorum! Ne de olsa bilgisi var çeteciler
hakkında.

Fırat Yavuz’un özgürlük hareketinin içinde kollektif olarak yer almıyorlar suçlaması tabi yeni bir
tartışmayı da gündeme getiriyor. Sanatsal üretim nasıl olmalı, kollektif mi, bireysel mi? Kollektif
üretim her zaman başarılı ürünler sunar mı? Bahoz böyle bir kollektif çalışmanın ürünü olarak
süphesiz başarısızdır. Bireysel üreten Kürt sanatçılar bazen daha başarılı olmakta. Ancak bu
ayrı bir tartışma konusu o nedenle fazla açmıyorum.

Beni MKS’nin başına geçirecekler!

Yavuz şöyle ciddiyetsiz bir iddia da ortaya atıyor “Yoksa acaba kendini ‘Kürt sinemasının
temsiliyeti’ olarak göstermek isteyen birileri Kılıç’tan böyle bir yazı mı yazmasını istemiştir”.  O
kadar ciddiyesiz ki beni sadece güldürüyor. Hadi ben de mizahi cevap vereyim. Evet! Diyarbakır’
da tanıştığım birileri benden böyle bir yazı yazmamı istediler. Bahoz’u “hiçleştir” seni
Mezopotamya Sinema Kollektifi’nin başına geçireceğiz dediler. İnandım. Ama şimdi
telefonlarıma cevap vermiyorlar. Aldatıldım galiba Fırat Yavuz. Özür dilerim :) Evet biliyorum
saçma sapan şeyler yazdım ama ne yapayım, iddia ve suçlamalar böyle basit, yavan olunca
inanın elimden başka birşey gelmiyor.

Fırat Yavuz benim de yazımda ima ettiğim ve sadece tahmin ettiğim bazı noktaları da açımlamış.
Bahoz’un sevişme sahnesi yüzünden politik aktörler tarafından yoğun şekilde eleştirildiğini
belirtiyor. Oysa bana göre Bahoz filminin en gerçekci ve güzel sahnelerinden biri de sözkonu iki
yurtsever genç arasında yaşanan kaçamak aşk ve sevişme sahnesidir. Bunu bütün içtenliğimle
söylüyorum. Bir filmin sevişme sahnesi içeriyor diye eleştirilmesi ancak sinemadan ve filmden
anlamayanların ve sanata kaba politik tarzda yaklaşanların yapacağı birşeydir. Bir arkadaşın
dediği gibi “Kürtler sevişmiyorsa bu kadar Kürt çocuğu nereden geliyor.” İnsanlar gerçek hayatta
seviştiğine göre Bahoz’da da sevişme sahnesinin olması doğaldır ve güzeldir. Ve filmin
içeriğini zenginleştirmiştir. Ama bu filmin yazımda eleştirdiğim noktalarını görmezden gelmemi
gerektirmiyor. Ve bu sahne filmi kurtaracak kadar güçlü de değil tabiki.

Bahoz’un hiç mi iyi bir tarafı yok?

Ben filmin estetiğini, senaryosunu ve çekim tekniğini yetersiz bulduğumu söylemiştim. Ve bir iki
sahne üzerinden bunu açımlamaya çalıştım. Ama Fırat Yavuz benim belirttiğim noktaları
eleştirmiyor yazı dilimin basit ve popülist olmasını eleştiriyor. Anlaşılmak için basit bir dilde
yazmak da suç oluyor Yavuz’a göre. Yavuz haklı olarak soruyor “Bir filmin hiç mi iyi tarafı olmaz?”.
Yazımın bu konuda bir eksiklik taşıdığını kabul ediyorum. Ama daha önce de söylediğim gibi
filmi baştan sonra ayrıntılı bir çözümlemeye tabi tutmadım. Amacım bu değildi, “destansı bir
film” olarak sunulmaya çalışılan bir film hakkında görüşlerimi sunmaktı. Ana hatlarıyla bunu
başardığıma da inanıyorum. Kaldi ki eleştirmen birilerinin kalbi kırılmasın diye terazinin her iki
tarafına da eşit ağırlıkları koymak zorunda değil. Çünkü kimseye diyet borcum(uz) yok. Film
ortalama olarak bile kendini izlettirmeyi başarabilseydi zaten farklı bir yazı ortaya çıkardı. Bahoz
filmi en önemli noktalarda eksik kaldığı için ve anlatmak istediğini anlatamadığı için, iyi yanlarını
da yazayım diye bir kaygıya kapılmadım. Bu açıdan eleştiri yazımda bir art niyet aramak doğru
değil. Çünkü öyle birşey yok. Lafı dolandırmadan gördüğümü söyledim. Kaldıki her sanatsal
üründe olduğu gibi filmlerde de izleyici tepkisi çok değişkendir. Beni içine çekmeyen, bana
sürükleyici gelmeyen ve benim başarısız bulduğum bir film başkaları tarafından çok
beğenilebilir. Ödül de alabilir. Bu çok normal bir durumdur.  Ben beğenmedim diye yazarken
bunlar böyle kabul edilsin diye yazmadım. Ben Andre Bazin değilim ki söylediğim direkt kabul
edilsin.

Bahoz’un son sahnesine dair

Filmin sonunda verilen “özgürlük dağlardadır” mesajıyla ilgili yorumumu da Fırat Yavuz yalnış
anlamış ve çarpıtmış. Son sahneyi yanlış okuduğumu ileri süren Yavuz şöyle diyor “Hele de bir
sahne var ki, nasıl okunduğuna dair bir pes dedirten bir yorum yapılmış yazıda. Ve denilebilir ki,
bir insanın iyi bir sinema izleyicisi (eleştirmeni bile değil) olup olmadığının anlaşılması
açısından bu sahne sahiden de belirleyici…”

Ben şöyle yazmıştım yazımda: “Filmin son sahnesi ise belliki açık bir politik mesaj vermek için
düzenlenmiş. Feribotta görünen Cemal kararsız bir görünüme sahip. Bu önemli bir karar verme
aşamasında olmasından kaynaklanabilir ancak filmin başından sonuna kadar perdeye
yansıyan ve yeterince güçlü durmayan duruşunu da pekiştiriyor. Köyden çıkarken yanına aldığı
ve film boyunca cebinde taşidığı taşı nehire fırlatması sembolik olarak güzel. Her şey yerinde
güzeldir veya herşey ait olduğu yerde yaşamalı var olmalı gibi. Son sahnede film biterken
kameranın feribotu bırakarak yükselmesi ve çorak ama heybetli dağları göstermesi az once
belirttiğim açık politik mesajı verme niyetiyle ilgili. Mesaj açık, özgürlük dağlardır! Ancak böyle bir
mesajın bu kadar kolaycı verilmesi de yine sanatsal açıdan Bahoz filminin zayıf noktası bence.”

Yavuz benim Cemal karekterini son sahnede kararsız bulmama şaşırıyor. Ama ben Cemal’in
son sahnede değil, neredeyse filmin bütününde kararsız bir karekter olduğunu daha doğru bir
deyimle yeterince güçlü bir karekter olmadığını belirtmiştim. Ve özgürlük dağlardadır mesajınin
bir dağ görüntüsüyle verilmesini sinema sanatı açısından basit bulmuştum. Hala da öyle
düşünüyorum. Ama Fırat Yavuz benim yazımda yer alan en önemli belirlemelerden biri olan bu
noktayı es geçiyor. Oysaki yukarıda gösterilen değil gösterilmek istenen önemlidir, alt metinleri
okumak gerekir diyen kendisiydi. Gösterilen dağ görüntüsü verilen mesaj özgürlük dağlardadır,
yani alt metin. Peki sinema sanatı açısından, film sanatı açısından yaratıcı ve başarılı bir sahne
mi, çarpıcı mı, hayır. 3 saatlik bir filmin böyle bir görüntüyle bitmesi ve mesajın bu tarzda
verilmesi Yavuz’un yazısının bir yerinde belirttigi “kaba politik” yaklaşımın ve anlayışin ürünüdür
zaten.

Bahoz’da Kürtlük duygusu

Ben yazımda filmin Kürtlük duygusundan yoksun olduğunu belirtmiştim. Yani yeterince Kürtlük
duygusunu taşımadığını, yansıtmadığını söylemiştim. Fırat Yavuz’un bu noktaya eleştirisi ise
yine suçlayıcı tarzda, “bu sözü kimin söylettirdiğini biliyoruz” tarzında. İçin rahat olsun Fırat Yavuz,
bu benim bireysel fikrim. Politik açıdan değil bir Kürt bireyi olarak bunu söylüyorum. Cemal
başta olmak üzere filmdeki birçok karekterde Kürtlük duygusu yeterince taşınmıyor. O dönemin
ruhunu yansıtmıyor. Gözü kapalı halkı ve ülkesinin özgürlüğü için kendini feda eden ve bu ruhu
taşıyan ve bunu yansıtan bir karekter var mı? Yeri gelmişken Bahoz’un filminin neden “Bahoz”
olarak adlandırıldığını anlamakta güçlük çektiğimi belirteyim. Filmin başında Cemal üniversiteyi
kazandığı haberini alıyor. Ve köyde birden bire hafif bir fırtına esiyor. Bu bana çok basit bir sahne
gibi geldi. Bireyin veya toplumun bağrından kopacak fırtınayı göstermek için fırtınayı göstermek
filmsel dil olarak, sinema sanatı açısından ne kadar doğru ve estetik? Cemal’deki kişilik
dönüşümü de yeterince verilemiyor. Onun kişiliğinde kopması gereken fırtınalar, onu bir ateşin
içine atacak fırtınalı bir dönüşüm yok. Cemal film boyunca fırtına gibi bir karekter olamıyor bir
türlü.

Fırat Yavuz’un benim Bahoz’da Kürtlük duygusu yetersiz belirlememle ilgili savunması ise
tamamen taraftar mantığı üzerine kurulmuş. Şöyle diyor Yavuz: “Bir kere filmin ta ön hazırlık
sürecinden, çekime ve çekim sonrası döneme kadar tüm ekip ve çalışanların, destek veren
kurumların neredeyse tamamının herhangi ticari kaygı taşımadan filme katkıda bulundukları,
filmi çekenin bir Kürt kültür kurumu olduğu ve filmin ne tür zorluklarla çekildiği varsayılırsa
bunun filme küçücük de olsa bir yansıması olmaz mı? Nasıl olur  da bu gerçeklik ile filmin
gerçekliği birbirine bu kadar ters düşüyor olabilir !? Yoksa tüm emekler boş yere miydi?”.  
Tabiki Bahoz boş yere çekilmiş bir film değildir. Ama eksik bir filmdir, senaryo ve öyküsel olarak
yalnış kurgulanmıştır. Bu kadar. Bu belirlemenin az önce italik harflerle Fırat Yavuz’dan aldığım
alıntıda söylenenlerle bir ilgisi var mı? Film gönüllüler ordusu tarafından çekildi diye, bir Kürt
kurumu çekti diye, Kazım Öz yönetmeni diye Bahoz’u eleştirmeyecek miyiz, gördüğümüz hataları
ifade etmeyecek miyiz? Ya da Cüneyt Cebenoyan filmi çok şoven yani Kürtçü buldu diye biz de
mi hemen saf tutalım? Demek ki Kürtlük duygusu varmış mı diyelim. Bu nasıl bir sanat anlayışı,
bu nasıl bir entellektüellik anlamak zor. Filmi eleştirmek Bahoz filminin arkasındaki emeğe
saygısızlık mı oluyor? Bu mu entellektüel bakış açısı? Ben tam tersine o emeğe saygı
duyduğum için böyle bir eleştiri yazısı kaleme aldım. Belki görülen ama görülmek istenmeyen
noktalara parmak basmış olabilirim. Ama bunu “dost acı söyler ama doğru söyler” diye
algılamak, kabul etmek en iyisi.

Sanatçı kaprisinden uzak durulmalı

Yine yazımda Bahoz filmini eleştirirken Bahman Ghobadi, Hissen Hessen Ali ve  Hüseyin
Karabey gibi yönetmenlerin filmlerinden bahsetmen de Fırat Yavuz’u üzmüş. Bunu sanatçı
kaprisi olarak algılıyorum ve geçiyorum. Kimseyi övmek veya pohpohlamak gibi bir derdim yok.
Kazım Öz’e ne kadar yakınsam ve uzaksam diğer yönetmenlere de aynı derecede yakın ve
uzağım. Sadece filmleri baz alarak konuşuyorum ve yorum yapıyorum. Yine de istemeden
birilerini üzdüysem özür dilerim. Ama daha film sanatını tam kavramadan, sanatçı ve
entellektüel kaprisini öğrenmiş olan insanlara da şaşıyorum doğrusu.

Yavuz yazısını “...Kılıç’ın Avustralya gibi uzak bir yerde Kürt sineması için döktüğü “çaba”da yalnız
olmadığını hissettirmek ona iyi gelebilir” düşüncesiyle kaleme almış. Zahmet edip böyle bir yazı
yazması beni tabiki sevindirdi. Ancak biraz daha soğuk kanlı ve yazımda belirttiğim noktalar
üzerinden ve filmin kendisiyle ilgili olarak yazsaydı daha yararlı ve güzel olurdu. Yavuz’un “Ayrıca
bizim de sorumluluğunu taşıdığımız bir halk ve o halkın bir sineması var” belirlemesine tüm
içtenliğimle katılıyorum ve benim de aynı sorumluluk ve duygularla hareket ettiğimi anlamasını
istiyorum. Dünyanın neresinde yaşarsak yaşayalım kalbimiz aynı emeller için atıyor, ama
seslerimiz ve yorumlarımız tabiki farklı olacak. Böyle bir zenginliğin hayatın doğasında olduğunu
belirtmeme gerek yok.  

Yavuz yazısını yönetmen Özkan Küçük’ün, Cebenoyan’ın Fırat’ın yazısında adı geçen sözkonusu
yazısına cevap olarak sorduğu soruyla bitiyor: “Siz bir filmi nerenizle izlersiniz ?” Bu “nazik” ve
“düzeyli” sorunun cevabını da sayın Yavuz’un kendisinden bekliyorum. Çünkü benim basit dilim
ve yetersiz entellektüel birikimim bu soruyu anlamama ve “alt metnini” okumama yetmiyor.

e-mail: kurdishcinema@hotmail.com
Yorum ve Röportajlar

Bêzar ve Alataş: Min Dît
ile gerçekleri anlattık

“Gitmek” ve Türk kızı
Kürt oğlana aşık olursa:
Hakim ulus kadınlık
rolünü asla kabul
benimsemez / Müjde
Arslan *

Dizi dizi şovenizm /
Ömer Leventoğlu

Hollywood'a karşı
alternatif sinema /
Özlem Galip

Bahoz - Bir kuşağı
anlamak / Ewrehmun
Baydemir

Bahoz/Fırtına Üzerine /
İsmail Beşikçi

Mansur Tural ile ‘Orası
Soğuk' filmi üzerine
söyleşi

Kürlerle Türk Sineması
/ Müjde Arslan

Bahman Ghobadi ve
Sisin Metafizik
Sineması / Kamuran
Çakır

Kürt sineması için ortak
bir strateji arayışı

“Pars - Narkoterör”ün
Kürtçe Dil Politikası /
Omer F. Kurhan

Bir hatırlama çabası: 38
Belgeseli üzerine

“Kürt sineması
estetikten ödün
vermemeli” / Medet
Dilek'le röportaj

Kürtlerin haklı davası
için...

2007’de Kürt Sineması
/  
Devrim Kılıç

"Kürt Sineması
gelişmeye açık"

'Trajedilerin hepsi
senaryo oldu’

Bertrand Blier den
sinema dersleri

1. Paris Kürt Film
Festivali başarılı geçti

Yeni bir film " Phêti " /
Caner Canerik

Kağıtçılar:  “Doza we,
dozame ye“ / Medet
Dilek

Belçim Bilgin'le
röportaj: Kürt değerleri
ile büyüdüm

Dol: Güzel bir konunun
kötü anlatımı

Nazmi Kırık sınırları
aşıyor

Bir gün şehre bir film
gelir

Jalal Jonroy: 'Kürtler'in
sinemaya ihtiyacı var'

Genç yönetmen Buket
Aydın’dan iddialı bir
belgesel : İnsan-i Kamil

Gerçekliğin karanlık şiiri

Kürdistan artık çok
‘yakın’

Bir sürgün sineması
olarak Kürt Sineması:
Kendini
sesini görmek

Belgesel-kuşku ilişkisi

Öfkeli ve özgür
yönetmenler

Nasıl bir sinema?

Sarhoş Atlar Zamanı
filminin dramatik
çözümlemesi

Caner Canerik'ten
çarpıcı bir belgesel:
Was

Yangında filizlenen
çiçek

Ünlü İtalyan yönetmen
Passolini

Kürdistani bir sinema
yaratmamız gerekiyor

Takeshi Kitano'dan
yönetmenlik dersleri

Sessizlik kelimelerden
daha fazlasını anlatır

Ghobadi'nin Altın Lale
yolculuğu

Diyarbakır'da Kürt Film
Festivali

Çarpici bir belgesel
örnegi; Can Baz

Yılmaz Güney'in
Kürtlüğü

Özgürlesme sorunu ve
sinema

Dersim 38

David ve Leyla:
Kültürel önyargilarin
elestirisi

Gölgenin sesi: Si u Ba

David ve Leyla

Si u Ba (Gölge ve
Rüzgar)

Kürt düsmanligi üzerine
bir film

Nergisler Açmali

İlk Kürt filmi Zere

Türk Sinemasi'nda
Kürtler

Yilmaz Güney'le röportaj

Yusuf Yesilöz ile
röportaj

Makale Arşivi  >>>