Gölge ve Rüzgar (Si u Ba)

Devrim Kilic  / Melbourne / 23.08.06

Hayal mi gerçektir, gercek mi hayaldir?

Rüyalar insan yasamini bir parcasi, bazen günlerce düsünürüz gördügümüz rüyalari anlamak ve
yorumlamak icin. Hatta ese-dosta hemen anlatiriz gördüklerimizi, bazen öyle anlar vardir ki,
yasamin rutini insani o kadar sarmalar ki, gerçek mi rüya, rüya mi gerçek bilemeyiz…

Ilk kısa filmi ‘Kırıntı’yla dikkatleri çeken Arin İnan Arslan
ikinci kısa metrajlı filmi Si u Ba (15 dakikalik, siyah-beyaz)
da bir çocugun gördüğü rüya etrafında filmini kurguluyor.
Kurak, taşlik bir arazide kurulu ve nerde oldugu da çok
belli olmayan bir Kürt köyu, ıssız birkaç yaşli kadin, bir
anne ve çocuklar var sadece köyde ve bir de agac.
Hayvan sesleri, nehir şırıltıları ile bize doğal yaşami
hatirlatan film basroldeki masum ve sevecen görünüşlü
küçük erkek çocugu merkezine aliyor. Günün büyük bir
bölümünü çamurdan heykelcikler ve oyuncaklar yaparak
geçiren köy cocuklari köydeki tek agacin altinda salincakta sallaniyorlar. Çocuk civiltilarinda yasami
hissediyor insan.

Sonra kücük cocugun elleri karaya bulanir, karalanmis elleriyle agaca dokunur, ve belki de bu
karalik sonrasi bir rüya görür. Hertarafa yayilmis beyaz el izleri…

Su da yüzen el izinde de bir karalik vardir. Suda yüzen bu el izileri bana Iranli yönetmen Muhsin
Makmalbaf’in ‘Gabbeh’ filminde suda yüzen haliyi hatirlatti. Akip giden çok sey var bu hayatta, en
basta da hayatimizin kendisi.

Köyde ansizin beliren botlu ayaklar camurdan heykelcikleri/oyuncaklari ezerler, salincaklari
bozarlar. Kabustan uyanan kücük çocuk ise hemen disari firlar ve çamurdan heykelciklerine kosar.
Ve o sirada peşinden giden yaşli nenesi bembayaz sütü toprağa döker…

Si u Ba bircok çağrisimi olan derinlikli bir film, neo-realism, sürrealism karisimi çok güzel bir film.
Düs ve gerçegin içice geçtiği, her karesi harika bir fotoğraf olabilecek bir yapım. Hollywood tarzı
populer konulu filmlere alismis izleyicileri bu film pek sarmayabilir ama Si u Ba üzerinde
düsünülmesi gereken bir yudum su tadinda mütevazi bir film. Genis, dar acidan çekimler, mekanin
gizemliligi, doğal sesler, doğa görüntüleri, rüzgarda dalgalan camasirlardan gçkte beliren aya
yapilan geçisler hepsi etkileyici. Si u Ba bir bakima izole edilmis yasamlarin, unutulmus insanlarin,
çocuk dünyalarin yansimasi. Özellikle anne rolündeki kadinin evin icinde loş isikta pencereye
bakarken ki görüntüsü harika. Yönetmen kesinlikle ışık, kamera ve çerçevelemenin gücünu biliyor.

    “Bu dunyanin sonu mu” bilemiyorum ama Si u Ba
    çağdas bir masal tadinda güzel, derin ve etkileyici bir
    film. “Rüya” görmek istiyorsaniz veya “rüyalara
    inaniyorsaniz” bu film size hitap edebilir. Çocuğun
    çamurdan yaptigi heykelciklerin anlami ne olabilir?
    Çamurdan heykelcikleri ezen postallar “hayal” mi? Ya
    koca bir cinar gibi devrilen genç Kürt yaşamlar? Müzige
    gelince çok etkileyici ve eski Türk filmlerini
hatirlatan bir ezgi. Keske hic bitmese diyor insan filmi izlerken, bitmese de uykuya dalsam sonra
rüyalara, yasamin agirligindan kacip rüyalara siginsam. Ama bu kurtulus mu? İzmir’de yaşamakta
olan Si u Ba filminin genç yönetmeni Arin Inan Arslan’la filmi ve sinema tarzı üzerine bir röportaj
gerçekleştirdik.


KC-Si u Ba ve Kirinti filmlerinde tam olarak anlatmak istedigin nedir? Konularini secerken
önceliklerin veya tercihlerin neler?

Öncelikle sunun altini cizmek gerek sanirim; konunun, sinemanin sahip oldugu bir cok kanaldan
soyutlanarak sadece kelimelere dökülmesi, bir anlamda filmi yaparken ki döngüsellikte basa
dönerek senaryo asamasına gelinmesidir. Bu da bir yönetmen icin intihardir. Anlatmak
istediklerimi anlatmak icin zaten sinema yapıyorum. Burada asil degisken izleyicidir. Izleyicimi
önemsiyorum, o benim icin seyirci degil izleyicidir.

Kanaatimce konularimizi biz secmeyiz. Dogdugumuz andan, yaratimin elinizden ciktigi ana kadar
yasadiklarimiz bu noktada belirleyici bir rol oynuyor. Bu film hayatta yansima olarak kalmis
seylerden sozediyor. Cünkü, herseyin yansıması kendisinden daha “güzel” artık.

Her iki filminde de medayaya televizyon, radyo vs. bir vurgu var. Medyanın hayatımızdaki yerinine bir
eleştiri mi?

Elbette ki medyanın eleştirilecek ve üzerine söz söylenmesi gereken bir cok yonu var. Ancak ben
filmlerimde medya elestirisi yapmaktan ziyade medyayı kendi amaclarim dogrultusunda
kullaniyorum. Bunun bir anlamda bana cekim yaptigim mekandan cikma ve konumu evrensel bir
temaya ulastirma sansı tanidigini düsünüyorum.

Kirinti renkliydi Si u Ba neden siyah beyaz? Siyah-beyazin etkisi farkli mi sence?

Kirinti renkliydi cunku, bir cocugun düs dünyasinin
renkleri hakkinde birseyler söylemek istiyordu.
Siyah beyaz ise herseyden once, konunun
ciddiyetini ve sadeligi ortaya cikaran bir unsur.
Filmi izleyen kisiye eger “evet bu film siyah beyaz
olmak zorundaydı” dedirtmiyorsa zaten amacına
ulasamamıs demektir. Cünkü benim icin siyah
beyaz tercihi, bu filmin olmazsa olmaziydi.

Kirinti filminde ic mekan, bir odanin icinde, Si u Ba da ise daha cok dis-dogal mekanlarda geciyor.
Karekterlerin sectigin mekanlarla özel bir ilişkisi var mi?

Bu benim ikinci filmim. Birseyler söylemek icin henuz cok erken olduguna inaniyorum. Ancak su
kadarini biliyorum ki, benim icin bir filmi olusturacak ögelerden en önemlisi mekan. Öykünüzü
düslerken yada yazarken bir mekan kurarsınız ister istemez. Cekime yaklastikca da cikip o mekanin
nerede oldugunu bulmaya gidersiniz. En azindan bizim gibi bagimsiz sinema yapanlar mekani
aramak zorundadirlar. Mekani buldugunuzda ise soyle dersiniz :” iste bu benim aradigim mekan,
benim öykum ancak burada bütün hatlarıyla ortaya cikabilir”. Sanirim en büyük ugrasim mekani
aramak ve bulmak oluyor.
Karekterlerimi belirledigim mekanin yerlesik insanlarindan sectigim icin onlar her haliyle o
topragin, tasin, suyun biçimini ve özünü icinde tasiyan insanlar oluyorlar.

Si u Ba’da dogal sesleri kullanmissin bu bir bakima neo-realist denilen sinema tarzinin bir özelligi.
Senin kendine sectigin bir film tarzi, akim var mi?

















Yesim Ustaoglu bir röportajinda kendinden cekirdek oldugunu söylüyordu. Ama o yillardir bu isin
icinde emek vermis ve nitelikli yaratımlara imza atmıs bir öncümüz. Ben ise henuz iki kisa filmi olan
bir kisa film yönetmeniyim. Yaptigim iki filmde de anlatim kaliplari ve olaya sinematografik
yaklasimlar cok farkli. Söyleyeceklerimi nasil daha iyi ifade edebilirim, bunun arayisindayim.
Tarkovski’nin yaptigi sinemayi anlatim olarak cok seviyorum. Bahman Ghobadi...Turkiye’de Zeki
Demirkubuz , Yesim Ustaoglu, Nuri Bilge Ceylan, bütün filmlerini izlememis olsamda sadece
“Korkuyorum Anne” ile Reha Erdem’i begeniyor ve takip ediyorum. Hepsinden öte bir de Yilmaz
Güney’imiz var.

Si u Ba bir noktada hayal ve gercek arasinda kaliyor. Film basladigi yerde yani son karelerde bitiyor.
Bir dereceye kadar gerceküstü yönleri de var filminin. Öyle mi ne dersin?

Filmin 3/2 lik kismi kati bir belgeselci bakisi ile temellendirişmiş durumda. Geriye kalanin ne
olduguna ise ancak izleyiciler karar verebilirler. Bana sorarsanız, hayal diye tabir ettiğiniz kısmın
gercekligi, gercek diye görduklerimizden daha kati ve acimasizdir.

Çocuk karekterler her iki filminde de onemli rollerde. Cocuklari ki dogal olarak amotor oyunculari
kullanmak Iran sinemasinda da gorulen bir ozellik. Yine neo-realist (yeni gercekci) sinema
akiminin da bir özelliği bu.

Çocuklari bilinci olarak secmeye baslamadim. Ancak cocuk olmak, hayatin bir cok yuzuyle agir agir
karsilasmak ve onlari kaniksamak anlamina da geliyor. Bunun icin cocuk mu olmak gerekiyor?
Hayir kesinlikle değil. Cunku ben universiteye geldigim yil bunlarin bir cogunu yasamak durumunda
kaldim. Uzun lafin kisasi bizim icin zaten hayat bir travmalar butunu. Bunu cocuklarimiz da yasiyor
buyuklerimizde...

İtalyan yeni gercekciliginden kuskusuz ki etkilendim. Dünyanın bir cok yerinde benzer gerceklikler
yasanirken, bunların bir biri ile olan baglarini gözardı etmemek gerekiyor. Örnegin ‘Bisiklet Hirsizlari’
ni izleyip etkilenmemek olanaksizdir.

Si u Ba’da fotograf kalitesinde kareler var. Müzikle görüntüler cok uyumlu. Film boyunca cok sakin
ve yumusak bir akis var. Izleyici rahatsiz etmeyen hatta tam tersi filmin icine ceken, merak uyandiran
bir kurgulama ve cekimler var. Fotografcilık egitimi aldin mi?

Sonundan baslayayim. Fotografcilik egitimi almadım. Ancak 10 yıla yakın bir zamandir amator
fotograf cekiyorum. Müzik konusuna gelince; bu Mehmet Atli’nin basarisidir. Cunku ben muzik
konusunda secimi teredütsüz kendisine biraktim. Ki Mehmet Atli’nin bu projeye katkisi benim icin
manevi olarak cok önemlidir. Eger ortada basarili bir is varsa, hissediş olarak bir birimize cok yakin
olmamizla ilgili sanirim..

Her iki filminde de diyalog yok. Neden?

Herseyden once bu bir ekip sorunu. Eger elinizde imkanlariniz yoksa, olanlari da heba etmenin bir
anlami yok. Sahip olduğumuz ses ekip ve ekimani yeterli değil. Bu nedenle oykulerimi olustururken
daha guclu oldugumu hissettigim alana, gorsel anlatima yukleniyorum.

Filmlerini çekerken ne tür sorunlarla karşılaştın? Genc bir yönetmen olmanin zorluklari neler,
destek bulabiliyor musun örneğin?

Sinema cok pahali bir sanat. Bu nedenle sizi destekleyecek bir  finans kaynagi  bulmak
durumundasiniz. Ancak bagimsiz calistigin zaman bu neredeyse imkansiza yakin bir hal aliyor. İste
bu imkansiza yakin halin icinden  Mardin Yalım Belediye Başkanı Abdülkerim Adam bizi cikarip aldi.
Cok rahatlikla söyleyebilirim ki eger baskan yardim etmeseydi bu film olmayacakti.

Kirinti filmini ne kadar insan izledi bilemiyorum. Roj tv den neredeyse aylik verildigi icin bir cok
kisiye buradan ulastigini düsünüyorum. Adana’da ve Izmir’de ayri ayri cikan iki fanzin ile birlikte
dagitildi. Bir kac internet sayfasindan yayimlandi. Kirinti ile ilgili söyle birsey var; bu filmi kim izlese
en azından cevresindeki 5 kisiye daha izletmeyi kendisine bir misyon ediniyordu. Bu nedenle cok
genis bir izleyici kitlesine ulastigini dusunuyorum.

Si u Ba icin birsey soylemek icin cok erken.

Bu röportajı gerçekleştirdiğiniz için teşekkür ederim.

Biz de teşekkür ederiz bu görüşme için, başarılar diliyoruz.

Özgeçmiş

Tunceli’de doğdu. 2003 yılından itibaren sinema hayatının merkezinde yeralmaya başladı. 2004’te
ilk kısa filmi “Kırıntı”yı çekti. 2005 yılında Ege Üniversitesi Bilgisayar Öğretmenliği bölümünden
mezun oldu. Halen İzmir’de bağımsız olarak sinema yapmaya devam ediyor...

Born  in Tunceli. He has placed cinema at the center of his life since 2003. He shot his first short  
film “Kırıntı” in 2004. He had graduated from Ege University Computer Based Education Technology
Teaching in 2005. He is still making films independently in Izmir...

Filmografi: 2004 Kırıntı / 2006 Sî û Ba

Ödüller

2004 “Kırıntı”: 16. Ankara Uluslararasi Film Festivali Juri Ozel odulu. 26. İFSAK Juri Ozel odulu
1. TKM Kisa Film Festivali Yilmaz Guney en iyi film odulu.


Devrim Kilic'in tüm yazilari:

1-Kültürel onyargilarin elestirisi ve sevginin kutsanmasi
2-Carpici bir belgesel: Can Baz
3-Kürt film festivalleri
4- Si u Ba: Ruya mi gercektir gercek mi ruya?
5- Türk sinemasind Kurtler
6- Kürt filmini nasil tanimlamali?
7- Yılmaz Güney'in Kürtlüğü
8- Kürt sineması ve Bahman Ghobadi
9- Dünyalar Arasında
KurdishCinema

Makaleler

Çarpici bir belgesel
örnegi; Can Baz

Yılmaz Güney'in
Kürtlüğü

Özgürlesme sorunu ve
sinema

Dersim 38

David ve Leyla:
Kültürel önyargilarin
elestirisi

Gölgenin sesi: Si u Ba

David ve Leyla

Si u Ba (Gölge ve
Rüzgar)

Kürt düsmanligi
üzerine bir film

Nergisler Açmali

Ilk feminist Kürt filmi

Ilk Kürt filmi Zere

Türk Sinemasi'nda
Kürtler

Yilmaz Güney'le röportaj

Yusuf Yesilöz ile
röportaj

Kürtlerin acilari
beyazperdede

Kürt sinemasi gelisiyor

Kürt Sinemasi ve
Bahman Ghobadi

Kürt filmini nasil
tanimlamali?

Dünyalar arasında

Gül-i Zare