Kürt Sinema Konferansı sona erdi

KurdishCinema / 19 Aralik 2009                               

Uluslar arası Kürt
Sinema Konferansı’nın
son oturumunda
yönetmen ve
akademisyenler Kürt
sinemasının
konumlandırılmasını
tartıştı. Tartışmalarda
“Kürt sineması nedir?
Yönetmeni Kürt olan
bir film Kürt filmi midir?
Dili Kürtçe olan film
Kürt sineması mıdır?”
şeklindeki sorulara
yanıt arandı.

Diyarbakır Büyükşehir
Belediyesi ve Diyarbakır
Sanat Merkezi ortaklığı ile İsveç Konsolosluğu’nun destekleriyle yapılan konferans “Kürt
Sinemasını Konumlandırmak” başlığı altında tematik oturumla sona erdi. Büyükşehir
Belediyesi Tiyatro Salonu’nda yapılan oturumu Mustafa Gündoğdu yönetti.

Araştırmacı Gazeteci Devrim Kılıç sunduğu tebliğde Kürt sinemasının; bir halkın kendini
dünyaya gösterme ve tanıtma aracı olmasından da öte Kürtlerin kendilerini görme ve hissetme
aracı olduğunu söyledi. Kürt Sinemasının en önemli özelliğinin Kürtlerin var olma istemini
duyurma girişimi ve hatta bu var olmanın ispatı olduğunu belirten Kılıç “Kürt yönetmenlerin
filmleriyle Kürt halkına ve bireylerine kendilerini ekranda, beyaz perdede görme imkanı vermesi
Kürtlerin tekrar kimliğini ve öz güvenini kazanmasına yardımcı olması çok önemlidir” dedi.

Uluslaşma sürecinde geri kalmış ve özgürlük sorunuyla karşı karşıya olan Kürt halkının içinde
bulunduğu duruma karşı verdiği siyasi ve kültürel direnişin göz önüne alınması gerektiğine
dikkat çeken Kılıç “Zaten Kürt sineması olarak tanımladığımız bu filmler bu kültürel direnişin en
güncel, çağdaş ve etkili araçlarıdır” diye konuştu.

‘KÜRT YÖNETMENLER UMUT VERİYOR’

Sektörel ve teknik altyapıdan yoksun Kürt Sineması’nın geleceğinin Kürtlerin özgürlük
mücadelesiyle paralellikler taşıdığını vurgulayan Kılıç şunları söyledi: “Dünya çapında sayısı
yüzü aşan genç Kürt yönetmenler filmleriyle Kürt Sineması’nın gelişimine ve kök salmasına
katkıda bulunuyor. Ayrıca Kürt yönetmenlerin kendi kurdukları sayısı 10’u aşan film şirketinin ve
bu yönetmenlerin sinemasal faaliyetlerinin Kürt Sinema endüstrisinin alt yapısını
oluşturduğunu belirtmek gerek.”

Sürgün sineması olarak nitelenen Kürt Sinemasını bir halkın kendisini var etme kavgasından
ayrı değerlendirmenin doğru olmayacağını bildiren Kılıç şöyle konuştu: “Kürt filmlerinde
yönetmenlerin Kürtlerin içinde bulundukları sosyal, siyasal ve ekonomik sınırlamaları işlediği,
bunu yaparken de Kürtlerin ülkesini simgeleyen birçok imge ve metaforu da kullandığı göze
çarpmaktadır. Bu açıdan Kürt sineması ve filmleri sanatsal bir uğraşı olmakla beraber politik bir
üretimdir de. Devletsiz bir halkın ‘kendisini kendisi’ kılma çabasının bir aracı olarak Kürt
Sineması’nın önünde kat edeceği uzun bir yol var.”

‘ULUSAL DEĞİL, ULUSLAŞMA SİNEMASI’

Bilgi Üniversitesi’nde okutman ve Altyazı Dergisi
Yazarı Ayça Çiftçi tebliğinde Kürt sinemasının ulus
niteliklerini gösteren, ancak bir ulus-devlete sahip
olmayan bir halkın sineması olduğu için bilindik
teorik sınırların ihlal edildiğini söyledi. Çiftçi: “Bu
anlamda, bir ulus-devlete sahip olmamak, bir
ulusal endüstriye sahip olmamakla paraleldir.
Ancak nasıl ki Kürt halkı bir ulus-devletten
mahrum olmasına rağmen, bütün coğrafi
dağınıklığına rağmen ulus nitelikleri göstermeye
devam ediyorsa, Kürt sineması da, ortak ve
tanımlı bir endüstriyel zemine sahip olmamasına
rağmen ulus sineması nitelikleri kuruyor” diye
konuştu.

Ortak anılarıyla, bu anılarla kurulan kolektif bellekle, bu belleğin siyasi karakteri ve işleviyle
birlikte, birbiriyle iletişime geçerek ortak bir gelecek hayalinin aracı haline gelen Kürt filmlerinin,
aslında tam da, ulus niteliği göstermenin ispatı için bir zemin haline geldiğini ifade eden Çiftçi
“Bu nedenle Kürt sinemasının ulusal sinema değil, ama uluslaşma sineması olduğunu
söyleyebiliriz” diye belirtti.

Kürt Sinemasını konumlandırmayı, Kürt Sinemasını kategorize etmekle eşitlememeyi daha
verimli bulduğunun altını çizen Çiftçi “Çünkü kategorize etmek, bir yanıyla, tarihin işi olarak
görülebilir, tartıştığımız kimi sorulara net bir cevabın ancak tarih tarafından verilebileceği
söylenebilir” diye konuştu. Kürt sinemasının teorik muğlaklığının kaynağının Kürtlerin bugünün
dünyasındaki statüsünün muğlaklığı olduğunu ifade eden Çiftçi “Bu statünün değişimi, Kürt
sinemasının konumunu da değiştirebilecektir” dedi.

DİYARBAKIR’DAKİ YÖNETMENLERE ÇAĞRI

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Kültür
Bakanlığı’nda görevli, yönetmen ve oyuncu Nasır
Hessen Irak’ta 1938’den başlayan sinema tarihini
anlattı. Irak’ta Saddam rejiminden önce çok büyük
yönetmenlerin yetiştiğini ancak siyasi durum,
geçmişleri ve dilleri yüzünden kendi halkları için
film yapamadıklarını ifade eden Hessen “Bu
engeller yüzünden birçok yönetmen sinema
yerine TV’de çalışıyor” ifadelerini kullandı.

Irak Kültür Bakanlığı’nın Kürt filmlerine finansal
destek verdiğini ifade eden Hessen “Bakanlık
ayrıca genç yönetmenleri teşvik ediyor, kısa film festivallerine imza atıyor. Duhok’ta sinema
departmanı kuruldu” dedi. Film laboratuarlarının olmadığına şikayet eden Hessen hükümete
laboratuar kurması için baskı yaptıklarını 2010 yılında bu isteklerinin yerine getirileceğini
söyledi. Savaş yüzünden sinema sahiplerinin büyük kısmının sinema salonlarını sattığı veya
farkla amaçlar için kullandığını anımsatan Hessen 28 yerde sinema kurmak için hükümetten
izin istediklerini söyledi. Hessen Diyarbakır’daki genç yönetmenlere de çağrıda bulunarak
“Hükümetin temsilcisi olarak siz dostlarımızı Kürdistan’a davet etmek istiyoruz. İstediğiniz
projeyi seçin, mekanı belirtin. Biz sizinle işbirliği yapmaya hazırız” dedi.

DİASPORA KÜRTLERİ

Yönetmen Yüksel Yavuz da Almanya’da yaşayan
bir Kürt olarak filmlerinde diasporadaki Kürtleri
anlattığını söyledi Ayrıca buradaki savaşın
yansımasının Almanlar üzerindeki etkisini
anlatmaya çalıştığını belirten Yavuz “Avrupa’daki
Kürtlerin de varlığının bilincine vardılar” dedi.
2003 yılında Cannes Film Festivali’ne
Almanya’dan iki filmden birinin Küçük Özgürlük
filmi olduğunu söyleyen Yavuz “Ancak Alman
Kültür Bakanlığı Alman-Rus yapımı diğer filmden
bahsederken benim filmimi görmezden geldi”
dedi. Geçmişinin yönetmeni şekillendirdiğini
söyleyen Yavuz günün birinde içerisinde Kürtlerin
hikayesinin olmadığı bir film yapmayı da düşünmediğini söyledi.

ULUS KİMLİĞİNİN TEMSİLİ ÖNEMLİ

Oxford Üniversitesi'nde bağımsız akademisyen olan Tim Kennedy ise kısa filmlerin Kürt
sinemasının ana üretimlerinden biri olduğunu ve Kürt sinemasını tanıtmada oynadıkları rolün
çok önemli olduğunu söyledi. Karşılaştırmalı Ermeni, Kürt ve Filistin ulusalcı kimlikleri üzerine
doktora tezi hazırlayan Kennedy sinemanın ulus kimliğini temsil etmesinin önemine vurgu
yaparak şöyle konuştu: “Bunun ekonomik, akademik ve siyasi sebepleri var. Bu sektörün ciddi
vergi geliri var, yabancı filmlerin gelmesi konusunda rekabetin önlenmesi için tekel oluşturmak
isteniyor. Belli bir ulusal duruş sergilemeyi tercih ediyorlar” dedi.

kaynak: Firat Haber Ajansi
Yorum ve Röportajlar

Bêzar ve Alataş: Min Dît
ile gerçekleri anlattık

“Gitmek” ve Türk kızı
Kürt oğlana aşık olursa:
Hakim ulus kadınlık
rolünü asla kabul
benimsemez / Müjde
Arslan *

Dizi dizi şovenizm /
Ömer Leventoğlu

Hollywood'a karşı
alternatif sinema /
Özlem Galip

Bahoz - Bir kuşağı
anlamak / Ewrehmun
Baydemir

Bahoz/Fırtına Üzerine /
İsmail Beşikçi

Mansur Tural ile ‘Orası
Soğuk' filmi üzerine
söyleşi

Kürlerle Türk Sineması
/ Müjde Arslan

Bahman Ghobadi ve
Sisin Metafizik
Sineması / Kamuran
Çakır

Kürt sineması için ortak
bir strateji arayışı

“Pars - Narkoterör”ün
Kürtçe Dil Politikası /
Omer F. Kurhan

Bir hatırlama çabası: 38
Belgeseli üzerine

“Kürt sineması
estetikten ödün
vermemeli” / Medet
Dilek'le röportaj

Kürtlerin haklı davası
için...

2007’de Kürt Sineması
/  
Devrim Kılıç

"Kürt Sineması
gelişmeye açık"

'Trajedilerin hepsi
senaryo oldu’

Bertrand Blier den
sinema dersleri

1. Paris Kürt Film
Festivali başarılı geçti

Yeni bir film " Phêti " /
Caner Canerik

Kağıtçılar:  “Doza we,
dozame ye“ / Medet
Dilek

Belçim Bilgin'le
röportaj: Kürt değerleri
ile büyüdüm

Dol: Güzel bir konunun
kötü anlatımı

Nazmi Kırık sınırları
aşıyor

Bir gün şehre bir film
gelir

Jalal Jonroy: 'Kürtler'in
sinemaya ihtiyacı var'

Genç yönetmen Buket
Aydın’dan iddialı bir
belgesel : İnsan-i Kamil

Gerçekliğin karanlık şiiri

Kürdistan artık çok
‘yakın’

Bir sürgün sineması
olarak Kürt Sineması:
Kendini
sesini görmek

Belgesel-kuşku ilişkisi

Öfkeli ve özgür
yönetmenler

Nasıl bir sinema?

Sarhoş Atlar Zamanı
filminin dramatik
çözümlemesi

Caner Canerik'ten
çarpıcı bir belgesel:
Was

Yangında filizlenen
çiçek

Ünlü İtalyan yönetmen
Passolini

Kürdistani bir sinema
yaratmamız gerekiyor

Takeshi Kitano'dan
yönetmenlik dersleri

Sessizlik kelimelerden
daha fazlasını anlatır

Ghobadi'nin Altın Lale
yolculuğu

Diyarbakır'da Kürt Film
Festivali

Çarpici bir belgesel
örnegi; Can Baz

Yılmaz Güney'in
Kürtlüğü

Özgürlesme sorunu ve
sinema

Dersim 38

David ve Leyla:
Kültürel önyargilarin
elestirisi

Gölgenin sesi: Si u Ba

David ve Leyla

Si u Ba (Gölge ve
Rüzgar)

Kürt düsmanligi üzerine
bir film

Nergisler Açmali

İlk Kürt filmi Zere

Türk Sinemasi'nda
Kürtler

Yilmaz Güney'le röportaj

Yusuf Yesilöz ile
röportaj

Makale Arşivi  >>>