Bahoz - Bir kuşağı anlamak

KurdishCinema / 15 Aralık  2008                               

Her kuşağın her dönemin her fikrin bir anlatımı bir ifadesi
vardır; gerek edebiyatta gerekse görsel sanatta, illaki
sinemada…

Paris komünün den tutun Spartacüs’e, Che Guevera’dan
68’lere. Önemlerini ve yansıttıkları duygularını bu ifadelerle
bildik, anladık. Hiç fark ettiniz mi: 90 ları, alev alev yanan bir
ülkeyi, bu ülkenin fedai gençlerini anlatan kaç edebi,
sinemasal ürün biliyorsunuz? İşte Bahoz – Fırtına- tam da
burada dikkat çekici!

Kazım Öz’ün ikinci uzun metrajlı filmi olarak biliyoruz
Bahoz’u. Gerek konunun derinliği gerek teknik-maddi
imkansızlıkları gerekse de sansürlenme kaygılarını içten
anlayarak, eksikliklerini hoş görüyoruz.90 kuşağının
sinemasal ifadesidir Bahoz.

Öykü kendi dilinde başlıyor, tam da olması gerektiği gibi.
Ardına bir rüzgarı takarak gelen bir müjdeyle. Cemal
İstanbul’da üniversiteyi kazanıp yola düşmezden önce
yanına özlemini dindirsin diye kendi toprağından bir taş parçası alıyor. Tarihi bir kalıntının rast
gele bir parçası olarak o taş Cemal’le İstanbul’a giderken Cemal’in kaderini simgeliyor beklide;
saklı darmadağın edilmiş geçmişi ve geleceği… Cemal yola çıktığında bir cenazeden farksızdır.
Kendi dili ve benliğiyle var olamamak bir ölümdür ve bunu ayırdın da olamamak, ölümlerin en
beteridir. Yönetmen bunu ona yolda eşlik eden bir cenazeyle çok güzel veriyor ki dönüşünü
anlamlandırabilelim.

Üniversiteden adımını atar atmaz onu önce polis karşılıyor, sonra Türkiye’ li devrimciler. Hemen
ona yol yordam gösterip ilgilenecekken Dersim’ li olduğunu öğrenince ‘iyi’ diyip yanından
ayrılıyorlar; nede olsa ‘her kuş kendi sürüsüyle uçar’. Kendisi gibi Kürt olan Rojda ve Orhan’ın
kaderi de onunkiyle birleşiyor ve kendilerini Kürt öğrenci gençlik hareketi içerisinde buluyorlar.
Gruba katılışları aynı zamanda kimliklerini fark etmeleri ve devrimci duygularının gelişmelerini
sağlıyor. Cemal’in ısrarla inkar ettiği Kürtlüğü Helin’in elinden bir tokatla çarpıyor suratına. Ve
sıkış tepiş bindiği otobüste Kürtçe konuşan iki işçiye tahammül edemeyip onları otobüsten
Türkçe konuşmadıkları için atan, otobüsün diğer ‘sakinlerinden’… Cemal ‘Ailenin, Özel
Mülkiyetin ve Devletin Kökeni’ni okudukça, ‘Uluslararası Sömürge Kürdistan’ı’ kavradıkça
üzerindeki ölü toprağını da atıyor, gözlerin de başka bir ışık, yeni bir bilinç beliriyor. Yeni
bilincinin ilk eyleminde Molotof’u bir bankanın camındaki ‘para parayla kazanılır’ yazısına isabet
ettiriyor.















Yönetmen dönemi sadece ulusal ve sınıfsal çelişkileri ile değil, aynı zamanda sosyal-kültürel ve
örgütsel gelişimleri ile de başarıyla irdeliyor. Bir taraftan köprü altında, sokaklara kadar düşmüş
bir cinsellik yaşanırken diğer yanda kendi grubundan bir kadından hoşlandığı için ayakta
kendinden geçinceye dek eleştirilen-özeleştirisi alınan gençler, kitap okumak için kitap
fuarından ‘kamulaştırmak’ zorunda olmalar,’sınıf intiharı’nı ezbere anlatırken sorulunca cevap
verememeler… Film dönemi anlatmak kaygısı taşıdığı kadar bir ‘İç-sorgulama’ derdine de
girmiş belli! Filmin 3 saat olmasının sebebi de bu belli.

Sokak ortası yargısız infazlar, kendi gerçeğinden uzak kalmış polise bile maskara olmuş eski
‘siyasi’ler, gözaltında kayıplar,90’lı yılların tüm yaşanmışlıklarını filme iyice yedirmiş yönetmen.
Filmde izlenmesi, okunması gereken çok fazla alt-metin var .Özellikle Mahmut esprisi tam
seyirlik.

Cemal bir cenazeyle (kendisi cenazeden farksız) ayrıldığı ülkesine dönerken –çıkışını yapmak
için- halayla döner. Gerçek Kürdi bir halayla hem de. Giderken yanına aldığı taşı gediğine
koymaya dönmüştür…

Bahoz bir başlangıç ve Kazım Öz iyi bir başlangıç yapmış hiç anlatılmamış bu öyküye.
Makaleler

Bahoz Fırtına üzerine /
İsmail Beçikçi

Mansur Tural ile ‘Orası
Soğuk' filmi üzerine
söyleşi

Kürlerle Türk Sineması /
Müjde Arslan

Bahman Ghobadi ve
Sisin Metafizik Sineması
/
Kamuran Çakır

Kürt sineması için ortak
bir strateji arayışı

“Pars - Narkoterör”ün
Kürtçe Dil Politikası /
Omer F. Kurhan

Bir hatırlama çabası: 38
Belgeseli üzerine

“Kürt sineması estetikten
ödün vermemeli” / Medet
Dilek'le röportaj

Hüseyin Karabey'in
'Gitmek' filmi gösterime
giriyor

Kürtlerin haklı davası
için...

2007’de Kürt Sineması /  
Devrim Kılıç

"Kürt Sineması
gelişmeye açık"

"Kürt sinemacıları
cesaretlendiriyoruz"

Kürdistan artık çok ‘yakın’

'Trajedilerin hepsi
senaryo oldu’

1. Paris Kürt Film
Festivali başarılı geçti

Yeni bir film " Phêti " /
Caner Canerik

Kağıtçılar:  “Doza we,
dozame ye“ /
Medet Dilek

Belçim Bilgin'le röportaj:
Kürt
değerleri ile
büyüdüm

Dol: Güzel bir konunun
kötü anlatımı

Nazmi Kırık sınırları
aşıyor

Bir gün şehre bir film
gelir

Jalal Jonroy: 'Kürtler'in
sinemaya ihtiyacı var'

Genç yönetmen Buket
Aydın’dan iddialı bir
belgesel : İnsan-i Kamil

Gerçekliğin karanlık şiiri

Bir sürgün sineması
olarak Kürt Sineması:
Kendini sesini
görmek

Belgesel-kuşku ilişkisi

Gönül Yarası: 'Son
Mohikan’dan 'Gece
Bekçisi’ne, ya da ‘Genç
Kız ve Ölüm’ü Beklerken

Öfkeli ve özgür
yönetmenler

Nasıl bir sinema?

Sarhoş Atlar Zamanı
filminin dramatik
çözümlemesi

Caner Canerik'ten
çarpıcı bir belgesel: Was

Bir yaraya parmak
basmak istedim

Yangında filizlenen çiçek

Ünlü İtalyan yönetmen
Passolini

Kameramı kırsalarda
film çekeceğim

Kürdistani bir sinema
yaratmamız gerekiyor

Sessizlik kelimelerden
daha fazlasını anlatır

Ghobadi'nin Altın Lale
yolculuğu

Diyarbakır'da Kürt Film
Festivali

Çarpici bir belgesel
örnegi; Can Baz

Yılmaz Güney'in Kürtlüğü

Özgürlesme sorunu ve
sinema

Dersim 38

David ve Leyla:
Kültürel önyargilarin
elestirisi

Gölgenin sesi: Si u Ba

David ve Leyla

Si u Ba (Gölge ve Rüzgar)

Kürt düsmanligi üzerine
bir film

Nergisler Açmali

İlk Kürt filmi Zere

Türk Sinemasi'nda
Kürtler

Yilmaz Güney'le röportaj

Yusuf Yesilöz ile röportaj

Makale Arşivi  >>>