Bahoz/Fırtına Üzerine

İsmail Beşikçi *

KurdishCinema / 23 Kasım  2008                               
                                                                                  
Bahoz/Fırtına, bir Mezopotamya Sinema Filmi. Senaryosu Kazım Öz tarafından
hazırlanan bir film. Yönetmeni yine kazım Öz olan bir film.

Bu film hakkındaki duygularımı ve düşüncelerimi belirtmek istiyorum.

Çok yakın, çok genç bir arkadaşım var. Bana, üniversiteye başladığı yılları
anlatmıştı. 1980’lerin sonları, 1990’ların başları… Şöyle diyordu: “Türk
olduğumuzu biliyorduk, ama, Türklerin hangi boyundan olduğumuzu bilmiyorduk.
Kürtler, acaba, Türklerin hangi boyundandı? Bunu merak ediyorduk. Bunun için kitaplar
okumamız gerekiyordu. Kitapçılardan kitapla arıyor, kitaplar soruyorduk. Bir kitapçı Beşikçi’nin
kitaplarını okumamızı önerdi. Kürt köklerimize, Kürtlerin ayrı bir halk olduğuna bu okumalar
sürecinde vardık

Bahoz/Fırtına filminde de, liseyi henüz bitirmiş, İstanbul’da,
üniversiteye başlayan genç bir öğrenci var. Cemal.
Üniversitedeki devrimci Kürt öğrenciler, yeni gelen
öğrencileri de örgütlemeye çalışıyorlar. Cemal ile de ilişki
kuruyorlar. Cemal’e Kürlerden, Kürtlerin haklarından, bu
hakların Kürtlerin ellerinde alındığından söz ediyorlar.
Cemal, Tunceli’den geldiğini söylüyor, “Kürtler de Türk
değil mi?” diyor. Arkadaşları Cemal’le yoğun bir çatışma
yaşıyorlar. Bu çatışma, Kürt kızı Helin’in, bu
duyarsızlığından dolayı Cemal’i tokatlamasına kadar
varıyor ama ilişkileri koparmamaya özen gösteriyorlar.

Bahoz/Fırtına, son 30 yıllık, üniversitelerdeki devrimci
öğrenci mücadelelerini, özellikle Kürtlerin mücadelelerini
dile getiriyor. Filmin başında, politikayla,Türkiye’nin
toplumsal ve siyasal sorunlarıyla hiç ilgilenmeyen
öğrenciler, onların üniversitedeki yaşamları da dile
getirilmiş. Filmde Kürt mücadelesine önemli bir vurgu var.
Cemal’deki ruhsal ve zihinsel dönüşümün, fark etmenin,
nasıl geliştiği, bilincin nasıl yükseldiği, ilgiyle, heyecanla,
dikkatle izleniyor. Cemal’de okumalarına Beşikçi’nin bir kitabıyla başlıyor. Filmde çok önemli
mesajlar sözlerle değil, mimiklerle veriliyor. Örneğin, aydınlık, hafif bir gülümseme, gözlerin
hafifçe gülmesi, gözlerde parlayan bir ışık çok önemli mesajlar üretiyor. Bunu yaratıcı bir üslup
olarak değerlendirmek mümkündür. Filmde böyle 4-5 mesaj var.

Filmde trajik bir an, trajik bir sahne var. Trajik olan nedir? Otoriter, faşist bir yönetim düşünelim.
Güvenlik birimleri bir eve baskın yapıyor. Evde, ana-baba iki erkek çocuk/delikanlı var. Güvenlik
biriminin komutanı, kadına/anaya şöyle diyor: Bu aile yönetimimize karşı geldi. Talimatlarımızı,
direktiflerimizi dinlemedi. Bu cezasız kalamaz. Ceza olarak bu çocuklardan birini götüreceğiz,
kurşuna dizeceğiz. Hangisini götürelim, sen seç. İşte kadının buradaki durumu, ruhsal
gerginliği trajik bir andır. Kadın şüphesiz iki oğlun da korumaya, ikisini de yaşatmaya
çalışmaktadır. Fakat çocuklardan biri götürülüp kurşuna dizilecektir. Ve kadına seçim hakkı
tanınıyor. Bu trajik anda seçim falan olmaz. Trajik anı yaratan zaten bir tercihin olamayışıdır.
Çözüm, kadının ve çocukların dışındaki güçler tarafından verilen kararla gerçekleşir. Zaman
içinde gerçekleşir.

Bahoz/Fırtına filminde de buna benzer ağır bir trajik an var. Oğulun, Cemal’in, ve babanın,
üniversitenin boş bir ders salonunda karşılaşmaları… Oğul, polisin takibinden kurtulmak için
gizlenmektedir. Birkaç arkadaşı dışında kimse, kendisinin nerede olduğunu bilmiyor. Kayıp
olarak biliniyor. Baba oğlunu arıyor. Üniversite kantinlerinden, karakollardan soruyor. Kantin ve
dershane salonu aslında çok yakın. Cemal, pencereden dışarıyı izlerken bankta tek başına
oturan babasını fark ediyor. Ve arkadaşından, babasını bulunduğu yere getirmesini istiyor.
Arkadaşı, babasını getirmek üzere salondan çıktığı anda polis babaya yanaşıp bir şeyler
söylüyor ve ayrılıyor. Cemal, arkadaşını babasına gönderdiğine pişman. Arkadaş, polisten
habersiz. Babayı Cemal’in yanına getiriyor. Baba-oğul, sözü edilen bu dershanede karşılaşıyor.
Baba oğlunu eve, köye götürmek istiyor. Oğul mimikleriyle bunu kabul etmediğini bildiriyor.
Babanın ve oğlun dershanede oturuşları da bu çelişkiyi sergiliyor. Seyirci, babanın oğluyla,
oğlun babasıyla ne konuşacağını çok merak ediyor. Cemal derin bir ruhsal gerilim içindedir.
Artık mücadeleye katılma gereğini düşünmektedir. Bir taraftan da aileye bağlılık, aile
sorumlulukları var. İşte böyle bir gerilim içindeyken babayla karşılaşma gerçekleşiyor. Bu
ortamda bir merak, bir heyecan gelişirken, Cemal’in kendisinden haberdar olan arkadaşı,
polisin geldiğini haber veriyor. Cemal çok hızlı bir şekilde salonu terk ediyor. Baba da çaresiz bir
şekilde oğlun arkasından koşuyor ama, oğul kayıplara karışıyor. Beklenen diyalog
gerçekleşmiyor. Burada yönetmen Kazım Öz’ün yaratıcılığını görmek mümkün. Diyalog olsaydı
bu sıradan bir diyalog olurdu. Bu diyalog buradaki trajik anı çözmeye yetmeyebilirdi. Diyalog
belki de bu çok ağır trajik anı sulandırırdı. Trajik anı Cemal’in ve babasının dışındaki kişiler,
kimseler tarafından çözümleniyor. Trajik an Cemal’in arkadaşı ve takipteki polisler tarafından
çözülüyor. Burada bir yaratıcılık var.















Yoğun iç sorgulama sonunda, Cemal, mücadeleye katılma kararı vermiştir. Fırtına bir bakıma
da iç sorgulamadır. Artık kendi halkı arasındadır. Kendi insanları arasında onu tanıyanlar çıkıyor.
Ama o artık Mahmut olduğunu söylüyor. Bir düğünle birlikte mücadeleye katılıyor. Bir Kürt
düğünü. Ankara ve İstanbul’da Kürtlerin birçok düğününe katıldım. Bunlara da Kürt düğünü
deniyordu. Ama onlar Kürt düğünü falan değildi. Bozulmuş, Türkleştirilmiş bir folklor eşliğinde
Kürtçe bazı parçalar… Ama filmdeki tam bir Kürt düğünüydü. Düğün, nehirde, sal üzerinde
gerçekleşiyor. Yaşlı insanların halaya durmaları çok görkemliydi. Halaydan çok halaya durma,
halaya hazırlanma, daha görkemliydi, ürperticiydi. Dr.Cemşid Bender, “Zağroslarda yaşayan
Kürt atalarımızın görkemli bir yaşantıları vardı” derdi. Yaşlı insanların halaya durmaları, beni eski
çağlara, Zağroslara götürdü. Halaya durma, bana bir kişiyi daha hatırlattı. Mela Mustafa Barzani,
“halaya durmayan Kürt, Kürt değildir” dermiş. Düğünde Şıvan Perver’i de izliyoruz. 1970’lerin
sonlarındaki fırtınayı yaratan Şıvan Perver…Orhan Kotan, Şıvan Perver için şöyle derdi; Şıvan
Perver, şarkılarıyla, ajitasyonuyla uyuyan Kürdü uyandırdı, hareketlendirdi, sarstı. Artık bu Kürt
uyuyamaz…”

Cemal’in elinde bir taş parçası var. Oyma işlemeli bir taş parçası. Suyun kıyısında, henüz lisede
öğrenciyken tesadüfen Cemal’in elene geçen bir taş parçası. Ama öbür taşlar gibi bunu elinden
atamıyor, çıkaramıyor. Bu, Dersim’den İstanbul’a taşıdığı önemli bir şey. Zaman zaman
avuçlarının içinde dolaştırıp oyalanıyor. Bu taş parçasını uzun uzun inceleyip düşüncelere
daldığı da oluyor. Bu, kanımca köylerinin çevresinde yer alan, arkeolojik bir buluntudan
gelişigüzel koparılmış bir parça.

Cemal, sal üzerinde, halkının içinde giderken, elindeki bu taş parçasını suya kaydırıyor.
Çocukken, taş parçası tam da buralarda eline geçmişti. Dersim’den İstanbul’a götürdüğü,
İstanbul’dan tekrar yanında getirdiği, bu taş parçası, kanımca arkeolojik buluntunun bir parçası,
böylece ait olduğu yere dönmüş oluyor.

Bahoz/Fırtına filminin çok değerli, kaliteli bir oyuncu kadrosu var. Cemal, Helin, Orhan, Rojda
rolündeki oyuncular, çok başarılı, Öbür oyuncular da…Filmde slogan olmaması, bütün
ilişkilerin, sözlerin, doğal olarak seyretmesi değerlidir.

Son 30 yıllık, üniversitelerdeki devrimci öğrencilerin mücadelesi, özellikle Kürt mücadelesi,
bunun üniversite öğrencilerine yansıyan yönü, dikkatle, ilgiyle heyecanla izleniyor.


* kaynak: www.kurdistan-post.com
Makaleler

Bahoz Fırtına üzerine /
İsmail Beçikçi

Mansur Tural ile ‘Orası
Soğuk' filmi üzerine
söyleşi

Kürlerle Türk Sineması /
Müjde Arslan

Bahman Ghobadi ve
Sisin Metafizik Sineması
/
Kamuran Çakır

Kürt sineması için ortak
bir strateji arayışı

“Pars - Narkoterör”ün
Kürtçe Dil Politikası /
Omer F. Kurhan

Bir hatırlama çabası: 38
Belgeseli üzerine

“Kürt sineması estetikten
ödün vermemeli” / Medet
Dilek'le röportaj

Hüseyin Karabey'in
'Gitmek' filmi gösterime
giriyor

Kürtlerin haklı davası
için...

2007’de Kürt Sineması /  
Devrim Kılıç

"Kürt Sineması
gelişmeye açık"

"Kürt sinemacıları
cesaretlendiriyoruz"

Kürdistan artık çok ‘yakın’

'Trajedilerin hepsi
senaryo oldu’

1. Paris Kürt Film
Festivali başarılı geçti

Yeni bir film " Phêti " /
Caner Canerik

Kağıtçılar:  “Doza we,
dozame ye“ /
Medet Dilek

Belçim Bilgin'le röportaj:
Kürt
değerleri ile
büyüdüm

Dol: Güzel bir konunun
kötü anlatımı

Nazmi Kırık sınırları
aşıyor

Bir gün şehre bir film
gelir

Jalal Jonroy: 'Kürtler'in
sinemaya ihtiyacı var'

Genç yönetmen Buket
Aydın’dan iddialı bir
belgesel : İnsan-i Kamil

Gerçekliğin karanlık şiiri

Bir sürgün sineması
olarak Kürt Sineması:
Kendini sesini
görmek

Belgesel-kuşku ilişkisi

Gönül Yarası: 'Son
Mohikan’dan 'Gece
Bekçisi’ne, ya da ‘Genç
Kız ve Ölüm’ü Beklerken

Öfkeli ve özgür
yönetmenler

Nasıl bir sinema?

Sarhoş Atlar Zamanı
filminin dramatik
çözümlemesi

Caner Canerik'ten
çarpıcı bir belgesel: Was

Bir yaraya parmak
basmak istedim

Yangında filizlenen çiçek

Ünlü İtalyan yönetmen
Passolini

Kameramı kırsalarda
film çekeceğim

Kürdistani bir sinema
yaratmamız gerekiyor

Sessizlik kelimelerden
daha fazlasını anlatır

Ghobadi'nin Altın Lale
yolculuğu

Diyarbakır'da Kürt Film
Festivali

Çarpici bir belgesel
örnegi; Can Baz

Yılmaz Güney'in Kürtlüğü

Özgürlesme sorunu ve
sinema

Dersim 38

David ve Leyla:
Kültürel önyargilarin
elestirisi

Gölgenin sesi: Si u Ba

David ve Leyla

Si u Ba (Gölge ve Rüzgar)

Kürt düsmanligi üzerine
bir film

Nergisler Açmali

İlk Kürt filmi Zere

Türk Sinemasi'nda
Kürtler

Yilmaz Güney'le röportaj

Yusuf Yesilöz ile röportaj

Makale Arşivi  >>>