Bahman Ghobadi ve Sisin Metafizik Sineması


KurdishCinema / 1 Eylül 2008                               
                                                                                           
Kamuran Çakır *

Neden Bahman Ghobadi? TV’nin ve image
maker’ların klişelerine karşı kendi imajlarını
üretmek isteyen biz sinemacılar ve sinemacı
olmayanlariçin Bahman Ghobadi neyi ifade ediyor?
Bu konuda yazmak elbette çok güç ve elzemdir.
Türkiye sineması Muhsin Ertuğrul’un tiyatral
bakışının gazabına uğramış felaketler ve kurbanlar
sinemasıdır. İran sineması ise divan edebiyatından
aldığı güç ile hala tanınmayı bekleyen büyük
yönetmenlerin sineması olarak var. İran, Türkiye,
Suriye, Irak ve dünyanın diğer ülkelerinde yaşayan
Kürt yönetmenler de bulundukları ülkenin
sinemasının içinde ve dışında var olmaktadırlar.
Türkiye sineması için çok özel bir durum söz konusu oldu. Çok özel bir olay. Türkiye’de sinema
diyebileceğimiz görsel ve işitsel olayı kendisine borçlu olduğumuz bir Kürt yönetmenden söz
ediyorum; Yılmaz Güney. Ulus Baker’in Yılmaz Güney sineması için yazdığı makalenin başlığını
hatırlayalım: Şok ve Beyin: Yılmaz Güney Sineması Üzerine. Sinemanın içinde özel bir olay ne
demektir? Bu daima doğuşu ertelenen bir imajın- öyle ki bir ülke sinemasını kendisi ile
başlatabilecek tipten bir imajın- üretilmesi demektir. Picasso’nun dediği gibi happy birtday değil
happy unbirtday! Türkiye sineması varlığını, kendi doğuşunu Muhsin Ertuğrul’a değil, bu doğuşu
hızlandıran ve bir kez daha sinema ile tiyatro arasında aşılmaz farklar olduğunu bize hatırlatan
bir Kürt yönetmene, Yılmaz Güney’e borçludur.

Pekâlâ, Bahman Ghobadi’nin Kürt sineması içindeki tekil konumunu nasıl belirleyeceğiz? İran
sineması bilindiği gibi çok büyük bir kültürün ve yönetmenlerin sinemasıdır. Ghobadi
sinemasının ayrıcalığı, tüm sinemasal aktivitesiyle kendini bir Kürt sineması olarak inşa
etmesinde yatmaktadır. Belki Türkiye sineması varlığını bir Kürt yönetmen olarak Yılmaz Güneye
borçludur ve bizler hala Kürt sinemasının varlık koşullarına dair virtüel işaretleri Yılmaz Güney’
de aramaya koşullandıracağız kendimizi; ama işte Bahman Ghobadi her şeyi alt üst ediyor.
Onun o metafizik sis sinemasını var etme tarzı; görsel işitsel malzemeleriyle her şeyi Kürdi
materyallerle ve güçlerle işlemektedir. Bahman Ghobadi ile birlikte artık Kürtler açık yüreklilikle
tüm galaksiye şöyle seslenebilmektedir: İşte size sisin metafizik sineması! İşte size Kürt
sineması! Evet, anlaşılan Bahman Ghobadi ile bizler sarih bir şekilde Kürt sinemasından söz
edebilecek ve Fransız, Rus, İtalyan, Amerikan, Alman sinemalarında olduğu gibi bu sinemanın
kendi imajlarına dair analizler oluşturabileceğiz. Özel olarak Ghobadi sinemasının imaj tipini
belirleyebileceğimiz gibi onun Kürt sineması içindeki tekil var oluşunu ve dünya sineması ile
yakınlıklarını ve uzaklıklarını da analiz edebiliriz.

    Bu yazıda Bahman Ghobadi’nin 2006
    yapımı Yarım Ay’dan bir miktar söz etmek
    istiyorum. Bu film kadim toprakların büyük
    müzisyeni Mamo’nun, İranlı komutanın
    dediği gibi bir tabur olacak sayıda müzisyen
    oğulları ile sınır boyu izledikleri bir yol
    öyküsüdür. Sınırda bir yaşam asla kolay
    değildir. Kürtler her zaman ekonomik, politik
    ve sosyal yaşamları ile sınırda yaşayan bir
    halk olmuştur. Ghobadi buna “siste
    yaşamak” der. Her şeyinizle sisin içinde
    olmak artık minör bir halkın hayat formu
    haline gelmektedir. Bundan kurtulmak
    imkânsız, hayatınızı sisin acımasız darbeleri
ile örgütlemesini bilmelisiniz. Eğer bir yönetmenseniz o halde işte size bir imaj: sisin metafiziği!
Eğer bir müzisyenseniz işte size sisli bir ses! Şayet bir ressamsanız işte size sisli bir çizgi ve
renk bloğu! Her şey çok açık. Bundan kurtuluş yok. Sınırda yaşam sisli bir formda işler.
Yaşamak pahasına, bidonlarına petrol doldurmak için kendilerini ölüme atan Kürt çocuklarının
ölümcül imajlarını hatırlayın. Ghobadi, bir keresinde, şayet yönetmen olmasaydım yaşamak için
uyuşturucu satan tiplerden olurdum dememiş miydi. Halepçe’den bize geriye kalan fotoğrafları
hatırlarsak sınırda işlerin ne derece güç olduğunu hissedebiliriz. Mamo, tüm bu tersliğe
rağmen hala göksel bir sesin peşinde olduğunu söyler. O sesi ise İran hükümetinin 1334
müzisyen kadını hapsettiği Alfaville kentinde bulmayı ummaktadır. Ghobadi, savaş endüstrileri
uğruna galaksimizdeki hayatı yaşanılmaz kılan, hayatın göksel güçlerini çarpıtıp kontrol altına
almak isteyen iktidarların kodlamalarına karşı çıkarak, sınırların altını sinemanın görsel ve
işitsel malzemesi ile oymakta ve kendi sissel metafizik imajını yasanın yargı gücüne karşı
labirentlerin ve mağaraların yaratıcı göksel gücü haline getirmektedir.

Mamo, hapishane-kentin bekçisine verdiği rüşvet ile göksel ve ölümcül bir sese sahip
olduğunu düşündüğü kadını da yolculuğuna katar. Niçin kadın? Mamo niçin ölüyü bile
diriltebilecek olan göksel sesi kadında arar. Bilindiği gibi İran’da kadının yaşamı erkeğin
yaşamından daha sislidir. Bu ölümcül bir sistir. Üstelik sanat erkek için olduğu gibi, bu ölümcül
sisi dağıtmak yerine aksine, kadın için, bu sisi daha da yeğinleştirme işlevini üstenmektedir.
Sanat, kendisine riayet eden kadını doğruca sisteme fişlemektedir. Tıpkı anne yemeklerinin bizi
sistemle bir göbek bağı içine sokması gibidir bu. O halde kadın ölümle daima bir çeşit zar
oyunu oynamaktadır. Kadın, bu sisin içinde Tanatos’a koşan göksel bir meleğe dönüşmektedir.
Filmde, Mamo’nun bir oğlu kendisine bilge adamın rüyasından söz eder ve bu yolculuğun onun
ölümüne mal olacağını ısrarla anlatmak ister. 14 neden kötü şans getiren bir sayıdır? Mamo
kızına, kendisinin onlarla gelmesine engel olan bu sayının kötü şansından öğrencilerine söz
etmemesi gerektiğini belirtir. Çünkü en nihayetinde ölüm bile kötü şans değildir, der. Zira oğlu
bilge adamın, Mamo'nun hayatına mal olacak olan Kameri ayının 14. gecesinin felakettinden
söz ettiğini ısrarla belirtir. 14 sayısı Ghobai'nin eski pagan inanışından ödünç aldığı bir simge
olabilir mi? Bir anda kendimizi bir Sofokles tragedyası içinde hissederiz. Mamo bu yolculuğun
mutlaka gerçekleşeceğini dağlara haykırır. Şimdi biraz düşünelim. Bu ölüm nereden gelecektir?
Ölümün kendisi metafizik olsa da ölümün geldiği bir yer vardır-dışarısı. Kendi ölümü, peşine
düştüğü arzusunun üzerinde odaklandığı yasaklanmış, unutulmaya terk edilmiş Mamo’nun
kendilerinde göksel ve ölümcül bir ses olduğunu iddia ettiği hapishane-kentin yarı büyücü
müzisyen kadınlarından gelecektir. Mamo, yazgısı ölümcül olanı arzulamakla kendi ölümünü de
arzulamıştır. Sanki bu yolculuk Mamo’nun yazgısı ile İran devletinin ölüme terk ettiği müzisyen
kadınların yazgısını kesiştirmektedir. Tıpkı Marcel Proust’un bal arısı ile orkide çiçeği arasında
tespit ettiği kontrpuan ilişkileri gibi.

Hala kendimize sormamız gereken virtüel
sorularımız var: bizim ölümcül ve göksel çiftimiz
hangisidir? Mamo göksel müziği ister. Üstelik,
bunu yalnızca ölümcül yazgıları olan müzisyen
kadınlarda bulacağını umacak kadar zekidir de.
Kadın ölümcül yazgısıyla göksel sese sahip
olacaktır. Bu sesi arzulayan erkek ise sadece
kadının yazgılı olduğu ölümü tadacaktır, öldüğünde
bu ses artık onu diriltmeyecektir bile, çünkü
kendisini Paul Klee’nin sözünü ettiği eksik olan
halkın hizmetine sunacaktır – sanatın kendisi ile
mümkün olabileceği geleceğin halkının hizmetine.
Mamo henüz bize uzak olan bir düşün adamıdır;
yazgısı ölümcül olan göksel sesli kadınların çiftidir o! Ghobadi filmimde horoz dövüşlerini
yöneten bir oyuncusuna Kierkegaard’dan şu cümleyi söyletir: “Ölümden korkmuyorum çünkü
ben varken o yok ve o varken ben de yokum.” Mamo, düzenlediği yolculuğu terk etmek isteyen
bir oğlunu kulağından vurur. Kaptan Ahap gibi kendisini Moby Dick’e ulaşmaktan uzak
tutabilecek her türlü girişimin önünü keser. Oğluna artık bu haliyle bu yolculuğa katılmak
zorunda olduğunu söyler. Çünkü sargılı başıyla oğluna Vang Gogh’a benziyorsun, der. Van
Gogh’un kardeşi Theo’ya yazdığı aralık 1881 tarihli mektubunu hatırlayalım: ““Geçenlerde
Michelet’nin La Femme, la Religion et Prétre’ini (Kadın, Din, Papaz) okudum. Bu gibi kitaplar
gerçeklikle dolu; ama, gerçeklikten daha gerçek olan nedir, yaşamın kendisinden daha çok
yaşam nerededir? Ve bizler, elimizden geldiğince yaşamaya çalışan bizler, neden daha yoğun
yaşayamıyoruz?”

* 21 Ağustos ‘08/Germencik
Makaleler

Kürt sineması için ortak
bir strateji arayışı

“Pars - Narkoterör”ün
Kürtçe Dil Politikası /
Omer F. Kurhan

Bir hatırlama çabası: 38
Belgeseli üzerine

“Kürt sineması estetikten
ödün vermemeli” / Medet
Dilek'le röportaj

Hüseyin Karabey'in
'Gitmek' filmi gösterime
giriyor

Kürtlerin haklı davası
için...

2007’de Kürt Sineması /  
Devrim Kılıç

"Kürt Sineması
gelişmeye açık"

"Kürt sinemacıları
cesaretlendiriyoruz"

Kürdistan artık çok ‘yakın’

'Trajedilerin hepsi
senaryo oldu’

1. Paris Kürt Film
Festivali başarılı geçti

Yeni bir film " Phêti " /
Caner Canerik

Kağıtçılar:  “Doza we,
dozame ye“ /
Medet Dilek

Belçim Bilgin'le röportaj:
Kürt
değerleri ile
büyüdüm

Dol: Güzel bir konunun
kötü anlatımı

Nazmi Kırık sınırları
aşıyor

Bir gün şehre bir film
gelir

Jalal Jonroy: 'Kürtler'in
sinemaya ihtiyacı var'

Genç yönetmen Buket
Aydın’dan iddialı bir
belgesel : İnsan-i Kamil

Gerçekliğin karanlık şiiri

Bir sürgün sineması
olarak Kürt Sineması:
Kendini sesini
görmek

Belgesel-kuşku ilişkisi

Gönül Yarası: 'Son
Mohikan’dan 'Gece
Bekçisi’ne, ya da ‘Genç
Kız ve Ölüm’ü Beklerken

Öfkeli ve özgür
yönetmenler

Nasıl bir sinema?

Sarhoş Atlar Zamanı
filminin dramatik
çözümlemesi

Caner Canerik'ten
çarpıcı bir belgesel: Was

Bir yaraya parmak
basmak istedim

Yangında filizlenen çiçek

Ünlü İtalyan yönetmen
Passolini

Kameramı kırsalarda
film çekeceğim

Kürdistani bir sinema
yaratmamız gerekiyor

Sessizlik kelimelerden
daha fazlasını anlatır

Ghobadi'nin Altın Lale
yolculuğu

Diyarbakır'da Kürt Film
Festivali

Çarpici bir belgesel
örnegi; Can Baz

Yılmaz Güney'in Kürtlüğü

Özgürlesme sorunu ve
sinema

Dersim 38

David ve Leyla:
Kültürel önyargilarin
elestirisi

Gölgenin sesi: Si u Ba

David ve Leyla

Si u Ba (Gölge ve Rüzgar)

Kürt düsmanligi üzerine
bir film

Nergisler Açmali

İlk Kürt filmi Zere

Türk Sinemasi'nda
Kürtler

Yilmaz Güney'le röportaj

Yusuf Yesilöz ile röportaj

Makale Arşivi  >>>