Bir kahır zaman anlatısı : Dûr (Uzak)

Kemal Yıldızhan *

KurdishCinema / 1 Şubat 2009                               

Cümle mıntıka, eş-dost, komşu köy, tekmil
varlığında, Kürmeş diye bilinse, Derviş Ağuçan’ın
insanlığa seslenen mistik efsanesine
dayandırılsa da ne olur? 12 liraya değiştirdin mi
mühürü, “Güzelbahçe” deyiverirsin adına, olur
biter. Hem, vatandaşın bellekten önce Türkçe
konuşması, Türk olması lazım; tarihse, “yeni ve
şanlı” tarihimiz herkese yeter, Kürmeşlilere bile…

Kürmeş’te, bir duvarın dibinde, “ne zaman, kimin
zamanında” diye başlayan tartışmaya, ‘niye’yi de
biz ekler ve bunun üzerinden yürürsek, belki
belgeseldeki “uzaklık” fikrini oluşturan temel
argümana da ulaşmış oluruz. Ama böylesi
cazibeli, kolay bir alana girmeden, Kazım’ın
gösterdiği fotoğraf, kullandığı kavramlar
üzerinden bakarak da yukarıdaki fikre ulaşabiliriz
belki. Hem böylesi bizi ona daha çok
yaklaştıracak, fotoğrafa bir yerinden bakmak
yerine etraflıca bakma olanağı da sağlayacak
sanki.

Kahramanı köy olunca, Almanya’daki işçi gibi,
“mezarlığın oradan aşağı dereye, mağaralara
taraf, köye bakmamız gerekecek, Qozıx Dağı’nı
da görecek şekilde…”

Bu bakışta, önce cıvıl cıvıl, rengârenk insanlar olacak; sınıflarında sesimizi yutan cıvıltılar, beş
dakikalığına köy meydanına koşmak isteyen çocuk-çobanlar, daha gözü dışarıda olmayan
gençler, tarlalarını süren, ekinlerini biçebilen erkekler, onlara yarenlik eden kadınlar olacak.
Kapı önünde sohbetlere eşlik edilen çaylar, salonlara sığdırılamayan düğünler… Sonra,
torunlarını kendi elleri ile büyüten, onlarla hasret çekmeden aynı dili konuşan dedeler ve
nineler… Doğa da bu masalın içinde kendi rengi ve ahenginde, kimseye bir rahatsızlık
vermeden, iyi davranıldığı sürece cömert ve verimli…

Ne yazık ki, hayat mutlu
mesut bir fotoroman değil,
zaman da dosdoğru akan bir
çizgi!

En derin çizgileriyle vurur
zaman. Bir mezarlıklar kalır
geriye, bir de yaşlılar. Alınlara,
yüzlere, ellerdeki en derin
yarıklara yerleşir zaman.
Göçüp gidenlerden gölgelerin
ağırlığı kalır geriye, bir de
“yüzyıllık yalnızlıklar”…
 
Otobüs, minibüs, otomobillerin
her daim işlediği, köy yerinin
bir bayram yerine çeviren
coşkulu ve şen kalabalık, yerini
çoktan terk edilmişlik, tenhalık ve kimsesizliğe bırakır.

Tüm gerçek öykülerde olduğu gibi yaşlılar terk etmez köyünü, ya da en son onlar terk eder. Her
evin duvarında, yorgun bakışlara değen oğulların, kızlar ve torunların özlemle anılan
fotoğrafları… Anlamakta güçlük çekilir, neden bu kalabalık içinde yalnızlık?

Bükülmüş bedenlerden “Kimsesizlik ocağımızı yakmış. Evimizde, yalnız başına inleyip
duruyoruz.  Tanrı yalnız kalır, insan yalnız olur mu” serzenişine, “Hastalığımızda bir tas su
verecek kimse yok. Kapımı açık tutuyorum ki, öldüğümde kırmasınlar,” karışır.

Kalan göçene sitemli, kıskanç, hevesli bakar bakmasına, ama, Avrupa’nın kalemle çizilmiş
şehirlerinde, “dört demir arasına” sıkışmış, makinelerle boğuşan yalnızlıklar çekilir. Bir burukluk
var, göçenin gizli sorusu: aradığım bu mudur? Çocuğunun ardına takılan yaşlı bu soruyu da
sormaz, o yerinin burası olmadığını bilir zaten: “Namussuz Gülizar! Beni buraya gönderdin sen
orada keyfine bak!” Kameralardan yansıyanlarla Kürmeş’in özlemi giderilmeye çalışılır. Köyde
içlen sigaraya öykünülür.

İş mi, aş mı, savaş mı, nedir
göçen, göçtüren. Modern hayat
mı sebep? Her neyse o da
mutlu etmez kimseyi.
“Komşum gelmiş
yabancılığımın resmini
çekiyor”, der yabancı bir
dünyadan; sözü yetmez, ağıt
yakar derdinden.  

Bu belgesel gidenin de kalanın
da hüzünlendiği bir kahir
zaman anlatısıdır.

Tarihinde olmadığı kadar
yalnız Kürmeş, Her yere, her
şeye uzak. Yaşlı, çocuğuna-
torununa uzak, okul öğrencisine, ev sahibine, aşiret kavgasına uzak. Öyle bir uzaklık ki, gönlün
Kürmeş’te bırakıldığı, dönüşü olmayan yaman, sonsuz bir uzak. Kürmeş, Kürmeşlilere uzak.

Kazım, yolculukta kendine ulaşır mı bilinmez, Angelopoulos’la akrabalığına işaret, okulda, viran
evlerde, boş sokaklarda dolaştırdıkça bakışını, bizi de kendi derinliklerimize yolculuğa çıkarır.
Kameradan yüzünü kaçırmayan portrelerle, ay’ın bir gecelik seyahatinde, odadaki sohbetin
içinde muzur köylünün esprilerinin mahremiyetine götürür. Tarkovsky’den ödünç karelerle,
daldırdıkça suya, suda suretimizi gösterir bize. Onunla sohbetlere katılır, onunla ağıt yakılır,
onunla mezarlıkta dolaşılır.

Fark ettiniz mi, bilmem, Kürmeş’te en çok mezarlıklar kalabalık olur.

Aradığımız, ömrümüzün son deminde bir parça toprak, bir avuç gökyüzü ve bir parça huzursa, o
da Kürmeş’in mezarlığındadır. Çünkü o kadimdir, göçmez.

Sahi, bir gün mezarlık da göçerse ne olur?
                                                                                                               
* Kemal Yıldızhan - 29.03.2007
Makaleler

Politika ve Sinema:
Bahoz, Kamuran Çakır

Gitmek ve bir Türk kızı bir
Kürde aşık olursa /
Müjde Arslan

Dizi dizi şovenizm / Ömer
Leventoğlu

Hollywood'a karşı
alternatif sinema

Bir kuşağı anlamak /
Ewrehmun Baydemir

Bahoz Fırtına üzerine /
İsmail Beçikçi

Mansur Tural ile ‘Orası
Soğuk' filmi üzerine
söyleşi

Kürlerle Türk Sineması /
Müjde Arslan

Bahman Ghobadi ve
Sisin Metafizik Sineması
/
Kamuran Çakır

Kürt sineması için ortak
bir strateji arayışı

“Pars - Narkoterör”ün
Kürtçe Dil Politikası /
Omer F. Kurhan

Bir hatırlama çabası: 38
Belgeseli üzerine

“Kürt sineması estetikten
ödün vermemeli” / Medet
Dilek'le röportaj

Hüseyin Karabey'in
'Gitmek' filmi gösterime
giriyor

Kürtlerin haklı davası
için...

2007’de Kürt Sineması /  
Devrim Kılıç

"Kürt Sineması
gelişmeye açık"

"Kürt sinemacıları
cesaretlendiriyoruz"

Kürdistan artık çok ‘yakın’

'Trajedilerin hepsi
senaryo oldu’

1. Paris Kürt Film
Festivali başarılı geçti

Yeni bir film " Phêti " /
Caner Canerik

Kağıtçılar:  “Doza we,
dozame ye“ /
Medet Dilek

Belçim Bilgin'le röportaj:
Kürt
değerleri ile
büyüdüm

Dol: Güzel bir konunun
kötü anlatımı

Nazmi Kırık sınırları
aşıyor

Bir gün şehre bir film
gelir

Jalal Jonroy: 'Kürtler'in
sinemaya ihtiyacı var'

Genç yönetmen Buket
Aydın’dan iddialı bir
belgesel : İnsan-i Kamil

Gerçekliğin karanlık şiiri

Bir sürgün sineması
olarak Kürt Sineması:
Kendini sesini
görmek

Belgesel-kuşku ilişkisi

Gönül Yarası: 'Son
Mohikan’dan 'Gece
Bekçisi’ne, ya da ‘Genç
Kız ve Ölüm’ü Beklerken

Öfkeli ve özgür
yönetmenler

Nasıl bir sinema?

Sarhoş Atlar Zamanı
filminin dramatik
çözümlemesi

Caner Canerik'ten
çarpıcı bir belgesel: Was

Bir yaraya parmak
basmak istedim

Yangında filizlenen çiçek

Ünlü İtalyan yönetmen
Passolini

Kameramı kırsalarda
film çekeceğim

Kürdistani bir sinema
yaratmamız gerekiyor

Sessizlik kelimelerden
daha fazlasını anlatır

Ghobadi'nin Altın Lale
yolculuğu

Diyarbakır'da Kürt Film
Festivali

Çarpici bir belgesel
örnegi; Can Baz

Yılmaz Güney'in Kürtlüğü

Özgürlesme sorunu ve
sinema

Dersim 38

David ve Leyla:
Kültürel önyargilarin
elestirisi

Gölgenin sesi: Si u Ba

David ve Leyla

Si u Ba (Gölge ve Rüzgar)

Kürt düsmanligi üzerine
bir film

Nergisler Açmali

İlk Kürt filmi Zere

Türk Sinemasi'nda
Kürtler

Yilmaz Güney'le röportaj

Yusuf Yesilöz ile röportaj

Makale Arşivi  >>>