"Kürt sinemacıları cesaretlendiriyoruz" *

5. Londra Kürt Film Festivali’nin organizatörlerinden Mustafa Gündoğdu, “Yönetmenliği kariyer
edinmek isteyen ancak piyasa koşullarından dolayı umutları kırılan sinemacıları
cesaretlendiriyoruz” diyor.

KurdishCinema.com / 13 Aralık 2007

Her geçen sene daha nitelikli bir
muhtevaya bürünen ve büyük ilgi
toplayan Londra Kürt Film Festivali’nin
beşincisi, 30 Kasım-06 Aralık tarihleri
arasında gerçekleşti. Yedi gün boyunca
8’i uzun, 92’si kısa metrajlı film ve 40
belgeselin 39 ayrı gösterimle vizyona
girdiği festivalde geçen yıllara oranla
daha yoğun bir katılımın olduğu
gözlenirken, festival organizasyonunun
genelinde gözle görülür bir kalite
artışının olması dikkat çekti. Festivalin
kapanış galasının ardından biraraya
geldiğimiz Londra Kürt Film Festivali
(LKFF) Organize Komitesi Koordinatörü Mustafa Gündoğdu ile festivale ilişkin konuşma fırsatı
bulduk.

Festivalin beşinci senesini geride bıraktınız. İlk dört yılla karşılaştırdığınızda ortaya çıkan
sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz?

İlk festivalimizi 2001 yılında gerçekleştirmiştik. O dönemdeki ürünler, birkaç uzun birkaç kısa
metrajlı film ve birkaç tane de belgeselden ibaretti. Daha ziyade Kuzey Kürtlerinin sinema
çalışmalarının gösterildiği dar bir içeriğe sahipti. İkincisine de böyle bir yansıma oldu, ancak
üçüncü seneden itibaren ciddi bir gelişme içerisine girdik. Çünkü komitemize Güney Kürdistanlı
Kürtleri de dahil ettik. Program renklileşti. Gösterdiğimiz film sayısı arttı. Böylece festival daha
kapsayıcı bir çehreye büründü. Farklı insanları çekmeye başladık. Bu yılki organizasyon için,
katılım, kalite ve benzeri kıstaslar üzerinden değerlendirildiğinde yüzde yüz bir gelişme
olduğunu söyleyebilirim. Bu durum biraz da üretilen filmlerin sayısının artmasıyla doğru orantılı
gelişti. Özellikle Güney Kürdistan’da gençler arasında ciddi bir film faaliyeti yayılmaya başladı.
Keza Doğu Kürdistan’da da bu yönlü gelişen ivme festivalimizde direk yansımasını buldu.
Festivalimizin diğer festivallerden önemli bir farkı da ülkedeki insanlarla direk temasımızın
olmasıydı. Bu; normalde bir festivalin ulaşamayacağı filmlere direkt ulaşma imkanı yarattı. Bu
yöntemi Avrupa’da çalışan diğer arkadaşlara da önerdik. Zaman zaman Kürdistan’ın farklı
alanlarını ziyaret ediyoruz. Bu da bizim açımızdan avantaj sağlıyor.

Konuşmanınızda LKFF’nin 3’üncü yılının bir dönüm noktası olduğunu ifade ettiniz. Biraz açar
mısınız?

Londra’da temsil açısından güçlü dört ana Kürt derneğinden ikişer temsilci aldık. Bunlar
Halkevi, Kürdiş, Kürt Kültür Merkezi, Sürgündeki Kürt Derneği temsilcileriydi. İkisi Güney ikisi de
Kuzeyli Kürtlerin derneği. Bize göre bu dernekler buradaki tüm Kürtlerin temsilini yansıtıyor.
Ayrıca birde bağımsız olarak komitede ben varım. Tabii bunun dışında çalışmalarımıza,
organizasyonumuza gönüllü olarak destek veren kişiler de var. Bu şekilde gittikçe Kürtleri aşan
bir festival haline gelmeye başladı. Londra’da yaşayan diğer toplumların da ilgisi arttı. Bu
sebeple festivalin merkezini, etkinliğimizi daha rahat koşullarda sergileyebileceğimiz bir
noktaya kaydırma düşüncesine ulaşmış bulunuyoruz.

Londra’da gerçekleştirdiğiniz festivallerin Kürt sinemasına ne gibi katkıları oluyor?

    Burada festivalimizde gösterilen filmlerin
    çoğu başka herhangi bir festivalde
    gösterilmemiş olan filmler. Kürdistan’ın Kürt
    sinemacıların koşulları biliniyor. Çoğu kıt
    kanaat kendi olanakları ile sinema
    yapıyorlar. Özellikle kısa metrajlı filmeleri
    yapan Kürt sinemacılarının ürünlerini başka
    festivallere gönderme olanakları yok. Bu
    bakımdan bakıldığında LKFF’nin sunduğu
    büyük bir imkan söz konusu. Avrupa’nın en
    önemli şehirlerinden birinde bu filmler
    gösteriliyor. Söz konusu filmlerin Avrupalı
prodüktörler tarafından izlenmesinin olanağı yaratılıyor. Bu prodüktörlerin bu filmleri satın
alması ya da farklı televizyonda yayınlamak üzere gösterim haklarını alma girişimlerine ön ayak
olmuş oluyoruz. Bir diğeri; film yapma olanakları olmayan insanları film yapmaya teşvik ediyor
ve yönetmenliği kariyer edinmek isteyen ancak piyasa koşullarından dolayı umutları kırılan
sinemacıları cesaretlendiriyoruz.

Bu yıl bir kısa film yarışması düzenledik Yılmaz Güney anısına. Bu yarışmaya seksenin üzerinde
film katıldı. Bu çok büyük bir rakam. Biz biliyoruz ki; bu filmler arasında sadece yarışma tarihinin
açıklanmasının ardından çekilmiş, yani yarışmamıza özel olanları var. Çünkü biz yarının kaliteli
Kürt filmlerinin temelinin kısa filmlerle atılacağını, yetkin ve başarılı Kürt sinemacılarının bu
noktada ortaya çıkacaklarını düşünüyoruz. Belgesel ve uzun metrajlı filmlerin büyük bir kısmı ise
maddi kaygılar nedeniyle sinema sektöründe gözardı edileceğinden, vizyona girmeleri mümkün
olmayan filmelerin de gösterimini sağlamış oluyoruz. Festivalimizin ana kaygısı Kürt
sinemasının gelişmesine hizmet etmek. Maddi bir kaygı yok. Mali gelirlerin tamamı sponsorluk
üzerinden elde edilen gelirler ve bu gelirler direk festivalin masraflarına harcanıyor. Biz her yıl
Kürt yönetmenlerini festivale davet ediyoruz. Birbirleriyle iletişim ve dayanışma imkanlarını
sağlıyoruz. Londra çokkültürlü bir yer. Bu açıdan yönetmenler, farklı farklı izleyici kitlelerin
tepkilerini öğrenmiş oluyorlar.

Festivale sinema çevrelerinin ilgisi nasıldı?

LKFF’nin başarısı ile birlikte Avrupa ve Dünya’nın farklı yerlerinden çok ciddi teklifler almaya
başladık. Mesela New York ve İtalya’dan çok ciddi teklifler aldık. Yine festivalimizin bir diğer
amacı da Kürt sinema mirasını araştırmak ve filmleri desteklemek.

Bu yılki festivali karşılaştığınız ilgi açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Önceki yıllara göre artan sayıda bir katılım oldu. Sıkıntılarda yaşadık tabii ki. Kuzey Kürtlerinin
ilgisinin az olduğunu gördük bu yıl. Bu sanırım Kuzey Kürdistan’da sinema başta olmak üzere
sanatın genel anlamda yaşadığı kısırlıkla alakalı. Mesela biz Kuzey Kürdistan’da çekilen uzun
metrajlı filmlerden “Fotoğraf” filmini verdik ki bu film beş yıl kadar önce çekilmiş bir film. Bu bir
sıkıntı. Netice itibariyle biz ‘Vizontele’ gibi filmleri Kürt filmi diye gösterecek değiliz.

Festival süresince basın-yayın kuruluşlarının yoğun bir ilgisi ile karşılaştınız. Türk basınında
festivalinize ilişkin farklı bir tavır geliştiğine tanık olduk...

Geçtiğimiz yıllara oranla çok ciddi bir medya sponsoru desteği vardı arkamızda. Aralarında Roj
tv, Kurdsat, Kurdistan, Newroz, Rojhelat, Kurd Channel, Vin, Tishk, Zagros olmak üzere Kürtlerin
tüm tv kanalları bize sponsor oldu. Yine Londra’da dağıtılan yerel gazetemiz Telgraf reklam ve
haberleri ile ciddi destek sundu bizlere. Irak kanalı El-Şarkiya ciddi bir biçimde festivalimizi takip
etti. Ancak daha çok Kuzey Kürtlerine hitap eden medya organlarında yeterince yer bulmadığımız
kanısındayım. Arap basını ve İngiliz basınında çok ciddi yer bulduk. Ancak Türk medyası ile ciddi
sorunlar yaşadık. Birtakım kuruluşlarda gerçekle yakından uzaktan alakası olmayan yayınlar
çıktı...

Hayalleri Kürt Sinema Enstitüsü oluşturmak

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, sinemada Diyarbakır’a ait bir ekol
yaratmaktan bahsetti kısa bir süre önce. Siz değerlendirmenizde Kuzey Kürdistan’da sinema
alanında bir sıkıntı yaşandığından bahsettiniz. Bu açıdan Baydemir’in açıklamasını nasıl
değerlendiriyorsunuz?

Çok önemli bir açıklama. Eğer biz Kürt sinemasının merkezlerini, Güney’de Sülemaniye’de,
Hewler’de, Zaho’da, Duhok’da, Doğu’da Senendej’de, Mahabad’da, Kuzey’de Diyarbakır’da,
Dersim’de, Batman’da, İstanbul’da yaratabilirsek çok büyüyeceğimizi düşünüyorum. Diyarbakır
Belediyesi’nin sinemaya verdiği desteğin farkındayız. Görüşmelerimiz de var. Kürt sinemasına
katkı sunacak her türlü çalışmayı elimizden geldiğince destekleyeceğimizden kimsenin şüphesi
olmasın. Diyarbakır’da sinema atölyesinin kurulması ve ürünlerin çıkması festivalimiz açısından
büyük bir şanstır. Bu atölyelerden çıkan ürünlerin Londra başta olmak üzere dünyanın farklı
merkezlerindeki festivallerde vizyona girmesi için elimizden geleni yapacağız. En büyük
hayallerimizden biri küresel çapta bir Kürt Sinema Enstitüsü yaratmak. Bunu yaratabilirsek Kürt
sineması için her olanak yaratılmış olur. Kürtler şu anda en sıkıntılı, ancak aynı zamanda en
güçlü dönemlerini yaşıyorlar. Buradan hareketle, sinema ile bu sıkıntıları aşmak, bu gücü
büyütmek için her Kürdün el ele verip çalışması lazım. Siyasi hareketlerin şunu bilmesi
gerekiyor. Kürtlerin öcü gibi, kaba insanlar gibi gösterilmeye çalışıldığı bir dönemde bu
döngüden çıkmak, Kürtlerin sinema yapması ile mümkün. Bunun için Kürt sinemasını
elimizden geldiğince geliştirmemiz gerekiyor.

* kaynak: Halil Gam / Yeni Özgür Politika