Mansur Tural ile ‘Orası Soğuk' filmi üzerine söyleşi *

KurdishCinema / 13 Kasım  2008                               
                                                                                     
Mansur Tural'ın yönettiği Kürt filmi ''là-bas il fait froid'' (Orası
Soğuk) önümüzdeki günlerde gösterime giriyor. Fransa
yapımı film Paris'te Clüb Marbeuf'te basına tanıtıldı.

Film 1925'lerin Türkiye Kürdistan'ında başlıyor. Kocası ve
oğlu gözleri önünde katledilen bir annenin 75 yıl sonra
yaşadıklarının aslında hiç de farklı olmadığını acı bir şekilde
gözlerimizin önüne seriyor.

Yönetmen Tural ''Biraz psikolojiyi, biraz medreseyi
anlatıyoruz, Kürt tarihinde Medresenin rolünü anlatıyoruz.
Bunun yanında bugüne parmak basıyoruz yani dün ve
bugün ile ilgili bir fotoğraf diyebiliriz'' diye tarif ediyor filmi.

Yapımcığılığını Arc en Ciel Films'in üstlendiği film gösterime
girerken yine Kürtlerin çektiği acıların değişmediğini, aradan
geçen yıllara rağmen kaybedenlerin aslında hep Kürtler
olduğunu çarpıcı bir şekilde anlatıyor.

Fransa basınında mücize film olarak tanımlanan La bas il fait froid ''Orası soğuk'' gerçekten de
geçirdiği çekim aşamaları ile bir mucize.

Yönetmen Mansur Tural'ın senaryosunu da yazdığı bu filme aslında 1990'da Kozluk'ta
başlamış. Tural ile son filmini konuştuk...

*
Sayın Tural bize bu filmin hikayesinden bahsedebilir misin biraz, neyi anlatıyor ''Orası
Soğuk'' filmi?

- Bu fılm biraz karışık belki seyirciler de bunun farkında. Biz 1925'e
gidiyoruz, tekrar geri geliyoruz. Biraz psikolojiyi, biraz medreseyi
anlatıyoruz, Kürt tarihinde Medresenin rolünü anlatıyoruz. Bunun
yanında bugüne parmak basıyoruz yani dün ve bugün ile ilgili bir
fotoğraf diyebiliriz. Bizim için pek değişen bir şey yoktur, dün neyse
bugün de aynı şey tekrarlanıyor. Yani 50 önce olan Kürdistan'da
olan katiliamlar bugün aynısı tekrarlanıyor. Yani aradaki farkı ben
göremiyorum onun içinde ben öyle bir fotoğraf çizdim.

Bu filmede esas olarak iki noktaya vurgu yapmaya çalıştık. Kürtlerin
metropollerde ve Kürdistan'da yaşadıkları dramı birleştirmeye
çalıştık. Bu yüzden filmi öncelikle Türkiye'de çekmeyi planladık ama
bu olanağı bulamayınca gidip filmi İran'da çekmeye başladık. İran
hükümeti ile epey porblemler yaşadık, işte bu filmin politik olduğunu, Türkiye karşıtı bir film
olduğunu, gönderilen senaryo ile çekilen filmin ayrı senaryolar olduğunu iddia ederek filmi
durdurdular. Yani iki ay çalıştıktan sonra filmi durdurdular. Sonra gelip bir bölümünü avrupada
stüdyoda çektik. Fransa'da çeşitli mekanlar aradık.

Bir Fransız gazetesi mucize film yaratıldı diye anlatmıştı filmi yani İran'a git geri gel, negatifler
laboratuarda kaldı vermediler, gelip tekrar stüdyoda çektik. Bir ekip gönderip Türkiye'de çekelim
dedik bensiz olmuyordu Türkiyedeki çekimler. Çekimlerin içinde oyuncumuz hastalandı
çekimleri bırakmak zorunda kaldık ve oyuncuyu değiştirerek yeniden çektik aynı sahneleri.  
Aradan iki sene geçti yeniden toparlandık, bu sefer gidip Irak Kürdistanı'nda çekmeye karar
verdik. Ama bu çekimlerimiz istediğim düzeyde olmadı bir kere teknik düzeyde pek teknisyen
bulamıyorsun orda, karakter açısından Kürtçeler'i lehçeleri doyurucu kavramlar üzerinden
kurulmuyor.

*
Filmin çekimleri ne zaman başladı?

- Bu filme 1990 da Kozluk'ta başladım çekimlerine 18 yıl önce kepenk kapatma eylemlerinin
olduğu gün küçük bir kamera ile başladık çekmeye. İki üç saat sonra polis geldi kamerayı
negatifleri her şeyi alıp götürdüler bizi de içeriye attılar. Daha sonra bizi bıraktılar aradan iki yıl
geçti Avrupa'ya çıktım . Buraya geldikten sonra "Unutulanlar", "Yaşayan Ölüler", "Körler de
Karanlıkta Yürür" ve "Hevi" yi çektik. Bunların içinde "Hevi" çok sükse yaptı. Son olarak da "Orası
Soğuk" filmini çektik 18 yıl sonra.

*
Avrupa'da bir Kürt filmi çekerken karşılaşılan sorunlar nedir?

- Bizim bir konsolosluğumuz bir
organizasyonumuz bir devletimiz yok
ve buna rağmen sinema yapıyoruz.
Sinema yapmak bir devlet kurmaktan
daha zordur. Yani sinemayı
düşünmek yapacağım demek bile
kendi başına bir iradedir. Benim
tavsiyem bu işin içinde olan bizim
insanlarımızı bu işin içine çekmek.
Düşünün Avrupa'da kaç yönetmenimiz
kaç senaristimiz var çok az sayıda
olanı da işte zor imkanlarla,
senaryolarını değiştirerek, başka
yerlere adapte ederek çekiyorlar.                      
Mansur Tural'in Hevi filminden bir kare

Mesela Yılmaz Güney Fransada "Duvar" filmine çok büyük maddi olanaklarla girdi yani para var
ortada fakat mekan yok, oyuncu yok, karakter yok yer yok ve film havada kalıyor. Öbür filmlerine
bak para yok sadece eski küçük 1945'in 60'ın kameraları ile çekilen filmler fakat Cannes ödül
alabilir. Ama "Duvara" bak, dışarıda çekilen bir film kendi karakterini ruh halini yansıtamıyor.

Bu problem bizim için büyük bir problemdir, bir dağdır. Mesala Avrupada 2 milyon Türkiyeli var.
Bize 700 bin euroya mal olan bu filmin çekimi için finansal destek veren Fransız televizyonu
şöyle diyor: ''Biz anlayamıyoruz pariste 100 bin Kürt var. Bunların yarısı kürt filmini izleyeme gitse
film kendi parasını çıkarıyor ve buda yeni bir filme başlamak için maddi ve manevi motivasyon
sağlar''.

Ama yaptıkları ankette bir Kürt filmini ancak 5 bin kişi izliyor, bunlar da Fransız entelektüeller yani
Kürtler değil.

Bunun dışında en büyük sorun mekan ve dil sorunu yani. Bizim için en önemli sorun mekan
sonrasında dil yani Kürtçe. Yani bir halk eğer kendi kültürüne sahip çıkıyorsa kendi dili ile
eğimini yapar yapabildiği kadarıyla ki yarın bir adım daha ilerleyebilmen için.

*
Bu filmde sanki Türkiye'nin yıllardır değişmeyen sistemi eleştirdiğiniz gibi sanki Kürtler'e de
bir mesaj veriyorsunuz


- Ben birey olarak Türklüğe karşı değilim, ben birsinin birisine üstünlüğüne karşıyım yani bu a
ise öbürü b dir a olmazsa b de olmaz. Şunu iyi analiz etmemiz lazım Kürt etellektüeli serbest
olmalı ve hiçbir sınır tanımamalı, mesela ben tanımıyorum yanlış görüyorsam yanlış derim.
Entelektüel birikime sahip kesim yani kültürle ilgili yazarıdır, çizeridir söz sahibi olmalıdır,
konuşmalıdır, tabi bu demek değildir ki bir başkasını incitsin. Ahlaki sınırları aşmadan herkes
her şeyi söyleyebilmeli. Biz kapalı bir kutup içinde mecburiyetler bağında sadece naz ederek iş
yrürütürüz, bu da bizi geriye götürür. Her şeyden önce Kürtlerin birbirini dinlemesini
öğrenmelidir.

*
Bu film 8 Ekim'de izleyici ile buluşuyor. Bundan sonra ne yapacaksınız, yeni projeleriniz var
mı?

- Mültecilik temalı yeni bir projemiz var büyük dönüşüm dediğimiz yani 30 yılını Avrupa'da
geçirmiş bir Kürt entelektüelinin yaşadığı psikoloji problemlerini anlatan bir film.

Görsel olarak her şeyi görüyor analiz edebiliyor ama kafasında hep 30 yıl öncesinde kalmış
ordan çıkamıyor. Oysa o, 30 yıl önce Kürdistan'da polika yaparken daha doğmamış çocuk şimdi
30 yaşında ve ona karşı siyaset yapıyor ve bu kişilik doğmamış olanı hesaba katamıyor. Olay
Fransa'da geçiyor ve Fransa'da çekilecek. Fransa'da eğitim görevlisi olarak çalışan bu
entelektüelin yaşadığı çelişkiler ve Ortadoğu haritasındaki karmaşayı içe içe anlatıyor yeni
filmimiz. Bir kişilik hesaplaşması da diyebileceğimiz bir hikaye.

MANSUR TURAL KİMDİR?

Mansur Tural 1992 yılından beri Fransa'da siyasi mülteci olarak yaşana Batmanlı bir Kürt.
Fransa'ya geldikten sonra Felsefe okudu. Daha sonra Sinema Konservatuarını bitirdi. Başkent
Paris'te Arc en Ciel (Gökkuşağı) adında bir prodüksiyon şirketi kurdu. Bugüne kadar
''Unutulanlar'', ''Yaşayan Ölüler'', ''Körler de Karanlıkta Yürür'' ve ''Hewi'' olmak üzere 4 kısa metraj
bir de uzun metraj film çekti. La Bas il fait froid (Orası Soğuk) senaryosunu yazdığı ve yönettiği ilk
uzun metrajlı filmi. "Hewi" adındaki kısa metrajlı filmi 2002 yılında katıldığı Akdeniz film
festivalinde iki ödül aldı. Tural, Akdeniz film festivalinde "Hewi" filminin tüm işlemleri Kürdistan
filmi ibaresi ile yaptırınca Türkiye ve Fransa arasında diplomatik krize neden oldu.

* kaynak: Hüseyin Yapıcı - Fırat Haber Ajansı
Makaleler

Kürlerle Türk Sineması /
Müjde Arslan

Bahman Ghobadi ve
Sisin Metafizik Sineması
/
Kamuran Çakır

Kürt sineması için ortak
bir strateji arayışı

“Pars - Narkoterör”ün
Kürtçe Dil Politikası /
Omer F. Kurhan

Bir hatırlama çabası: 38
Belgeseli üzerine

“Kürt sineması estetikten
ödün vermemeli” / Medet
Dilek'le röportaj

Hüseyin Karabey'in
'Gitmek' filmi gösterime
giriyor

Kürtlerin haklı davası
için...

2007’de Kürt Sineması /  
Devrim Kılıç

"Kürt Sineması
gelişmeye açık"

"Kürt sinemacıları
cesaretlendiriyoruz"

Kürdistan artık çok ‘yakın’

'Trajedilerin hepsi
senaryo oldu’

1. Paris Kürt Film
Festivali başarılı geçti

Yeni bir film " Phêti " /
Caner Canerik

Kağıtçılar:  “Doza we,
dozame ye“ /
Medet Dilek

Belçim Bilgin'le röportaj:
Kürt
değerleri ile
büyüdüm

Dol: Güzel bir konunun
kötü anlatımı

Nazmi Kırık sınırları
aşıyor

Bir gün şehre bir film
gelir

Jalal Jonroy: 'Kürtler'in
sinemaya ihtiyacı var'

Genç yönetmen Buket
Aydın’dan iddialı bir
belgesel : İnsan-i Kamil

Gerçekliğin karanlık şiiri

Bir sürgün sineması
olarak Kürt Sineması:
Kendini sesini
görmek

Belgesel-kuşku ilişkisi

Gönül Yarası: 'Son
Mohikan’dan 'Gece
Bekçisi’ne, ya da ‘Genç
Kız ve Ölüm’ü Beklerken

Öfkeli ve özgür
yönetmenler

Nasıl bir sinema?

Sarhoş Atlar Zamanı
filminin dramatik
çözümlemesi

Caner Canerik'ten
çarpıcı bir belgesel: Was

Bir yaraya parmak
basmak istedim

Yangında filizlenen çiçek

Ünlü İtalyan yönetmen
Passolini

Kameramı kırsalarda
film çekeceğim

Kürdistani bir sinema
yaratmamız gerekiyor

Sessizlik kelimelerden
daha fazlasını anlatır

Ghobadi'nin Altın Lale
yolculuğu

Diyarbakır'da Kürt Film
Festivali

Çarpici bir belgesel
örnegi; Can Baz

Yılmaz Güney'in Kürtlüğü

Özgürlesme sorunu ve
sinema

Dersim 38

David ve Leyla:
Kültürel önyargilarin
elestirisi

Gölgenin sesi: Si u Ba

David ve Leyla

Si u Ba (Gölge ve Rüzgar)

Kürt düsmanligi üzerine
bir film

Nergisler Açmali

İlk Kürt filmi Zere

Türk Sinemasi'nda
Kürtler

Yilmaz Güney'le röportaj

Yusuf Yesilöz ile röportaj

Makale Arşivi  >>>