Ziyaretçi Defteri

Kürt sineması ve
sitemizle ilgili görüş
ve önerilerinizi  
Ziyaretçi Defteri'ne
yazabilirsiniz!

Belgesel-kuşku ilişkisi

KurdishCinema.com / 2 Haziran 2007







Medet Dilek

Belgesel filmcilik, sinema türlerin içerisinde çok önemli bir yeri işgal
etmektedir. Çok önemli bir yer işgal etmektedir derken niyetimin;
izleyicisinin, takip edicisinin ve hayranlısının çok olduğunu belirtmek
olmadığını söylemek istiyorum. Çünkü herkesinde bildiği gibi, belgesel
film izleyicisi oldukça az. Ama bütün bunlara rağmen belgeselciliği,
diğer türlerden önemli kılan kimi özellikler bulunmaktadır. Her şeyden önce belgeselcilikte de
belgesel filmlerde de popüler kültürün etkisi söz konusu olmamıştır.  
 
Kendisini popüler kültürden uzak tutmuş bir sinema türü ile karşı karşıyayız. Sizler, sinema
filmleri ile  popüler olmuş yönetmenleri, oyuncuları bilirsiniz de , peki hiç popüler olmuş bir
belgesel film ya da popüler olmuş belgesel film yönetmen ismi bilir misiniz?  Belgeselcilik,
popüler olmaya yapısı gereği kapalıdır, onun yüzdüğü deniz daha derin ve daha berraktır.

Kuşkuculuk, bir belgesel filmin olmazsa olmazlarındandır, özellikle de toplumsalcı kulvarda var
olan belgeselcilik için. Belgeselcilik, kuşku ile hayat bulur. Çünkü kuşkuculuk, belgesel filme
bilimsellik ve gerçekçilik katar. Belgeseli belge-sel olarak tanımlamaya çalışırsak  belgelerin
selliği diye bir şey karşımıza çıkıyor bu da şu anlama gelir, belgesel film aslında, belgelerin sel
gibi çok kullanıldığı filmlerdir. Bir belgesel film, geleceğe bir belge olarak kalacağını bilerek yola
çıkmalıdır. Ortaya koyacağı belgelerin yarını aydınlatması gerektiğini bilme bilinciyle belgelerini
her zaman kuşkudan geçirmelidir. Kuşkuyla yola çıkmayan belgesel filmin, gerçeğe
yaklaşması herhalde söz konusu değildir.

Bir toplumsal ya da siyasi sorunla ilgili bir belgesel film yapacağımızı düşünelim, ilk hazırlıklar
sorun ile ilgili bütün verileri, materyalleri bulmak ve araştırmak olacaktır. İşte kuşkuculuk burada
başlıyor yani belgesel filmin ilk aşaması olan hazırlık aşamasında. Toplamış ve dosyalara
yerleştirmiş olduğunuz verilere kuşku ile bakabilmek burada çok önemli bir hal almaktadır.
Biriktirilmiş verilere kuşku ile yaklaşmadığınızda siz ele almış olduğunuz  sorun ile bir
yabancılaşma yaşamış oluyorsunuz, böylelikle de sorunu her yönüyle inceleme yetisini
elinizden kaçırmış olacaksınız.

    Kuşkuyu kendine rehber edinen kimi belgesel filmlerinde başına
    gelenleri de hatırlatmadan geçemeyiz. 68 Siyasi Hareketliği dönemi
    içerisinde doğan Genç Sinema Hareketi, sokağın sesi olmak için
    kameralarını eylemliliklere yöneltmişlerdi. Ama kayıtlarını arşivlerinde
    tutmak onlar için bir büyük meseleydi. Her an arşivlerine siyasi erk
    tarafından el konulup yok edilebilirdi. Genç Sinema Hareketi içerisinde
    bir ses olan Ahmet Soner, bu arşivlerini ne zorlukla koruduklarını ya da
dışarıya çıkartmak zorunda kaldıklarını anlatırdı bir yazısında.

İsveçli  yönetmen PeA Holmquist’in “Köpeklerden Nefret Ederim”
adlı belgesel filmi Ermeni Sorunu’na dair bir şeyler söylemekte
olan bir çalışmadır. Bu soruna sistemin bakış açısıyla değil de
kuşku ile bakmayı yeğlemiştir. İşte zaten bütün sorun da burada
başlamıştı. Belgesel film, 9. Uluslararası 1001 Film Festivalinde
(2006), bu kuşkuculuğu yüzünden gösterimden çektirilmişti.
Munzur Festivali’nde gösterimine izin verilmeyen “38” adlı
belgesel film, bir kara döneme kuşku ve sorgu ile baktığından
anılması gereken belgesel filmlerinden yine biridir.
 
Kuşku, belgesel filminizin gerçekleri yansıtmasına vesile olacak
çok önemli bir anahtardır. Bu durum profesyonel çalışmalar içinde
amatör çalışmalar içinde geçerlidir. Çünkü kuşku ile beslenmesini
bilmeyen bir belgesel filmin insanlara anlatacağı  pek de bir şeyi
yoktur. Sanat ve estetik kaygının yanına bir de kuşkuyu eklediğimizi varsayalım ortaya çıkacak
yapıtın derinliğini, yüceliğini siz düşünün.