KurdishCinema


Özgürleşme sorunu ve sinema

Medet Dilek* 8.10.2004

İnsan ve uygarlıklar tarihi kadar eski ve kökenli bir sorundur özgürleşme sorunu.
Halen bir çözüme kavuşturulamamış ama bu sorunun da çözülmesi için verilen
kavgalar  da devam ediyor. Tarihler boyunca özgürleşme sorununun çözümü
adına birçok politik, sosyal ve sanatsal çıkışlar gerçekleşmiş/gerçekleşmektedir.
Çıkışların bazıları insanın köleleşmesine karşı çıkan büyük çığlıklar olabilmiştir.
Bizim özgürleşme sorununundan anladığımız dünyanın, toplumun yani insanların
çağdaş kölelikten kurtulmak için ortaya koyduğu emek, irade ve bunun için de
verdiği daha da insanlaşma ve özgürleşme kavgasıdır.

Özgürleşme sorununun çözümüne katkı sunan kimi çıkışlardan sözetmiştik, bu çıkışların arasında
sanatsal olan çıkışlarında olduğunu söyledik başlarda. Ama bu sanatsal çıkışlardan sadece
sinemaya değineceğiz.

Sinemanın gücünü, anlamını kavradığımızı pek de söyleyemeyiz." Niçin sinema, nasıl bir sinema,
kimin için sinema, sinema neyi hedeflemeli...?" gibi soruları sorup da ve yanıtını veremediğimizden
sinemanın önemini algılayamadık. Bundan dolayı da sinemanın özgürleşme sorunu ile olan o
önemli bağlantısını hiç mi hiç kuramadık. Sinema gerçekten de önem verilmesi gereken bir sanat
dalı mıdır? Bu soruya kesin yanıtım evet olacaktır. Söze önce şunu söylemekle başlamalıyız: Sanatın
hangi dalı olursa olsun üzerinde bir insan uğraşı yada emeği vardır. Bundan dolayı da sanat
insanidir. Her insani olan şeyde de toplumsallık vardır. Yani sanatın her dalı özünde toplumsalcıdır.
Burjuvazinin o   "tüketme zihniyetinin" zehirli eline geçmediği sürece.

Biz gelelim sinemanın ne kadar toplumsalcı olup olmadığına. Ama ilkin ‘toplumsalcılık nedir’e
sonrada ‘sinema da toplumsalcılık’ a bakalım. Nedir bu toplumsalcılık; gelişmelerin, yaşanılanların
ve dünyanın bütün siyasi, sosyal, sanatsal ve ekonomik olaylarının, güneşin, doğanın ve bilimin
aydınlığından yola çıkarak ya da onlardan güç alarak toplumun özgürleşmesine katkı sunacak
şekilde değerlendirme ve değiştirme girişimidir. Kısaca toplumsalcılık, özgür insanın yaşayabileceği
bir toplumun yaratılması çabasının adıdır.

Yedinci sanat diye de anılan sinemanın, toplumsalcılığın gelişimine ne gibi katkısı olmuştura gelince
bu konuda söylenecek çok şeyler var. Sanatın her dalı gibi sinema da sorunlara karşı duyarlı, ilgili
olmalı ve kendi sanatsal çerçevesinden de bu sorunlara dair üretimler ya da çözümler sunmalıdır.
Ancak böylelikle sinema toplumsallaşabilir. Düzenin, toplumsal özgürleşmenin önünü kesmek için
sinema üzerinde oynadığı oyunlar gün gibi ortadadır. Yasakladığı ve sansürlediği filmlerin genel
yapısına baktığımızda ortaya çok önemli birşey çıkıyor o da bu filmlerin genel de toplumsal sorunlara
el atmış olması ile toplumsalcı sinemanın değerli örneklerinden olmalarıdır.

Düzenin etkisi altına aldığı ve kendi çıkarları, siyasi anlayışı doğrultusunda biçimlendirdiği sinema,
iyiden iyiye kimliksizleşmiştir. Sanat diye ortaya sürülen sinema yapıtları toplumu ve beraberinde
insanları duyarsız, eylemsiz hale sokmakta ya da kısa kesip söylemeliyiz, insanı tamamen
salaklaştırmakta. Tamamen büyük bir sektör, bir eğlence unsuru haline getirilmiş olan sinema,
yeniden kendisini bulmalıdır. Ciddi ciddi kendisini bir eleştiri süzgecinden geçirip, sırf bir eğlence
sektörü olmaktan uzaklaşmalı ve tekrar sorumluluklarını hatırlamalıdır. Ancak toplumsalcı sinema,
insanların gelişimine bir katkı sunabilir ama, toplumsallıktan ve sanatsal, siyasal ve etik değerlerden
kopmuş bir sinema, sadece bir eğlence unsuru olmaktan kurtulamaz.

Toplumsalcı sinema, insanlara yeni ufuklar açar, insan bilincine yeni hücreler katar, estetik
anlayışına derin katkılar sunar. Yeni bir toplum düzeni yaratmak uğraşı içerisinde olan insanlara kimi
zaman moral, kimi zaman da onların zihinsel gelişimine katkı sunmakta başarılı olduğunu
söylemeliyiz toplumsalcı sinemanın. "Sinema tek başına toplumu değiştiremez ama, toplumu
değiştirecek insanları ayıltabilir, onların uykularını kaçırabilir " diyen Polonyalı yönetmen Andrzej
Wajda aslında bu sözüyle de toplumsalcı sinemanın genel çizgisinin nasıl olması gerektiğinin
ipuçlarını  vermiş oluyor. Andrzej Wajda'nın sözünden yola çıkarsak, insanları ayıltan ve insanların
uykularını kaçıran yapıtlara bir göz atalım. Dünya sorunlarının arasında çok problemli bir yere sahip
olan savaş üzerine kimi zaman ırkçı yaklaşımlar taşıyan, kimi zaman da haklı savaşlara destek çıkan
ya da savaş karşıtı birçok film yapıldı. Savaşı anlatan bir film, (Yazı Tura ) ancak  kulak kesicileri de
filmin karesine aldığında gerçekçi olabilecek ve özgürleşebilecektir. Kulak- kelle kesicilerinin
üzerinden atlayıp bir savaşı anlatmaya çalışan filmin özgürleşmek diye de bir sorunu olamaz.

Toplumsalcı diye tabir ettiğimiz sinema, eğlence sektörüne dahil olmak istemeyen, özgürleşme
sorununun çözümlenmesine kendi sanat alanından destek olmak isteyen sinemadır. Bu sinema
kendisini özgürleşme sorununun bir parçası olarak görür ve bu doğrultuda da yapıtlar ortaya çıkarır.
Kimi zaman kamerasını alır yoksul semtlere çevirir ve “ Bisiklet Hırsızları”nı ortaya çıkarır. Ya da yine
kamerasını Arjantin de sol muhalefete yapılan baskılara yönlendirerek bir “Tango” yu meydana getirir.
Ve kimi zaman da insanların ele almaya çekindikleri etnik sorununa kamerasıyla el atanlar “Bulutları
Beklerken”i doğurabilmekteler. Hangi kamera, insanlığı tehdit eden "yabancılaşmayı"   "Uzak "
filmindeki kadar başarılı anlatabilir.

Sinema, objektifini sokağa çevirdiği dönemler de daha fazla özgürleşmiş veya toplumsallaşmıştır.
Sokaklara ve sokakdakilerin sorunlarına kamerasını çevirmesiyle özünü yakaladığı dönemler
olmuştur. Bu dönemler sinemanın fazlasıyla "toplumsalcı sinema"cılık yaptığı dönemlerdi.
Sinemanın özgürleşme sorunu ile olan ilişkisini sağlıklı değerlendirmek istiyorsak biraz eskilere
gitmeliyiz. Bunun için de Sovyet Sineması, İtalya Sineması ve Özgür Sinema akımına  kadar gitmek
gerekir. Dünya sinemasını derinden etkilemiş ve toplumsalcı sinemanın önemli taşlarından sayılan
bu örnekleri mutlaka analiz etmek gerekiyor.

Sovyet sineması ya da diğer ismiyle devrim sineması, sinemanın toplumsalcılıkla tanışmasının
doruk noktalarındandır. Sovyet sinemasının önemli yönetmenleri (Vsevolod Illaryonoviç Pudovkin,
Aleksandr Petroviç Dovjenko, Sergey Mihayloviç Ayzenştayn... ) yaşadıkları o siyasi dönemleri
eserleriyle yorumlamışlardır. Kullanmış oldukları metodlar, biçimler ve anlatma gücünün halen bile
günümüzde aşıldığını söyleyemeyiz.

Toplumsalcı nitelik taşıyan o dönemin İtalyan Sineması, Yeni Gerçekçilik akımı ile tarihe geçmiştir.
1945 sonrası ortaya çıkan bu sinema akımı, 2. Emperyalist Paylaşım Savaşından çıkan toplumun
yoksulluğuna, açlığına ve bitişine karşı çıkan bir rol oynamıştır.

Özgürleşme sorununa bir katkı sunmuş olan bir sinema hareketi de 1959' da İngiltere de ortaya
çıkmıştır, ‘Özgür Sinema’ akımı. Bu sinema akımı, çalışan sınıfın problemlerine ve sosyal içerikli
konulara yapıtlarıyla el atmışdır. Bu çabaları kendilerini de özgürleşme sorununun  bir parçaları
olarak görmelerindendir, tıpkı 1950 Brezilyasındaki devrimci öğeler taşıyan "Yeni Sinema"sında
olduğu gibi.
Sinema katiyen üvey evlat olarak görülmemeli, gücü farkedilmeli ve bu sanat dalı alınıp doğru
kullanılmalıdır. Düzenin sinemaya verdiği "değer" kadar bizde sinemaya değer vermiş olsaydık
kimbilir neler olacaktı, neler değişecekti? Ama biz onu bile yapamadık. Sanatın hangi dalı olursa
olsun sanat ne kadar özgürleşirse, insan da o kadar özgürleşecektir. Sinemadaki kameranın
özgürleşmesi, insan beyninin de özgürleşmesidir. Sinemanın, özgürleşme sorunu ile derinden bir
bağlantısı vardır ve bu yüzden de sinema öz evlattır...

8.10.2004

*
Medet Dilek'in tüm yazıları:

1-
Özgürleşme sorunu ve sinema
2-Sinemada kadın
3-Öteki olana dair
Makaleler

Yılmaz Güney'in
Kürtlüğü

Özgürlesme sorunu ve
sinema

Dersim 38

David ve Leyla:
Kültürel önyargilarin
elestirisi

Gölgenin sesi: Si u Ba

David ve Leyla

Si u Ba (Gölge ve
Rüzgar)

Kürt düsmanligi üzerine
bir film

Nergisler Açmali

Ilk feminist Kürt filmi

Ilk Kürt filmi Zere

Türk Sinemasi'nda
Kürtler

Yilmaz Güney'le röportaj

Yusuf Yesilöz ile röportaj

Kürtlerin acilari
beyazperdede

Kürt sinemasi gelisiyor

Kürt Sinemasi ve
Bahman Ghobadi

Kürt filmini nasil
tanimlamali?

Gül-i Zare