KurdishCinema

Kürtlerin acıları beyazperdede

Müjde Arslan - Ali Güler

Yönetmenler Mesut Arif Salih ve Hüseyin Hassan Ali’nin bu yıl
Berlinale’de Kürt sinemasını temsil eden “U Nergiz Bişkivin”
(Ve Nergizler Tomurcuk Açınca) filmi, gösterildiği panorama
bölümünde İnsan Hakları ödülünü aldı. Yönetmenler, Kürtlerin
acılarının artık beyazperdeye yansıdığını ve Kürt yönetmenlerin de sinemada söz sahibi
olduğunu söylüyor. Mesut Arif Salih ve Hüseyin Hassan Ali’nin senaryosunu yazıp
yönettiği ve aynı zamanda başrolde oynadığı “U Nergiz Bişkivin” adlı film Kürtlerin yaşadığı
zulme karşı, dağa çıkarak halkı için mücadele eden peşmergeleri anlatıyor. ABD’nin Irak’a
müdahalesiyle çekimleri uzun süre duran filmin ekibinden iki kişi bu süre zarfında
yaşamını yitirdi. Film, düşük bir bütçeyle zorlu bir çalışmanın ürünü. Berlinale’de Kürtleri
temsil eden “... Û Nergiz Bişkivin” filminin genç yönetmenleri, Kürtlerin tarihte büyük acılar
çektiğini belirterek, “Bizim yaptığımız sadece yüzlerce acı gerçekten bir kesitti” dediler.

Hasan Hüseyin Ali ile filmin çekiliş sürecini konuştuk.

Film çekim süreci nasıl oluştu?

Daha önce de böyle bir film yapmak istiyorduk. Ama bir türlü imkan olmadı. Şu anki
yapımcımızla tanıştık. Projemizi ona anlattık. O da kabul etti. Senaryosu “devrim”
üzerineydi. Ardından ben Mesut’a birlikte çalışmayı teklif ettim. Bazı arkadaşlar dijital
çalışmaktan yanaydı, bazıları film. Bu arada Avrupa’dan Irak Kürdistanı’na bir kameranın
geldiğini duyduk. Bölge hükümetin yardımıyla o kamerayı bulduk. Bataryası, objektifi yoktu.
İlk önce bunun eksikliklerini tamamladık. Ama çok amatör yöntemlerle tabii. Senaryonun
ardından yer keşfine gittik. 2003 yılının ocak ayıydı. Bu hazırlıklarımız devam ederken,
Amerika’nın Irak’a saldırısı başladı. Çalışmalarımıza ara verdik. Aynı yılın yaz aylarında
çalışmalarımıza tekrar başladık. Bundan itibaren filmin bitimine kadar hiç ara vermedik.
Film çekimleri sırasında kamera arkasında çalışan iki kişi savaştan dolayı yaşamını yitirdi.

1975 yılından bu yana 30 yıl geçti. O günlerin bir filme yansıtabildiği bugünü denk geldiği
politik süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Biz bu dönemi yansıtmak istedik. Çünkü bizce bu önemli bir olaydı. Ve
    oradan başlamak istedik. 1980 yılında yapmak isteseydik nasıl ve nerede
    yapardık. Bırakın bundan 20 yıl öncesini 3 yıl önce bile yapamazdık. Bugün
    koşullar yavaş yavaş düzeldi. Kürdistan’ın bir parçası tam olmasa da,
    belirli ölçüde özgürleşti. İşte bu ortamı değerlendirmek gerekir. Halkımızın
    tarihinde
yaşadığı şeyleri bugün yansıtmak gerek.
Festivalde İnsan Hakları Ödülü’nü aldınız. Buna ilişkin düşünceleriniz...
Bu ödülü halkımıza armağan ediyoruz. Bu ödül bizim için büyük bir anlam ifade ediyor.
Amacımız daha büyük ödüller almaktır.

Önümüzdeki dönemlere ilişkin projeleriniz var mı?

Yeni çalışmalarımız var. Bu yönlü araştırmalarımız devam ediyor. Kürtlerin yaşamını
işlemeye devam edeceğiz. Tabii ki, bu bir parçayla sınırlı kalmayacak.

Bu film her şeyiyle Kurdi’dir

Filmi yaparken profesyonellerden destek aldınız mı?

Ne Avrupa’dan ne de başka yerden kimse yoktu. Biz açıkça söyleyebiliriz; Bu filmde
yalnızca Kürtler vardı. Biz bize idik. Bizden önce de Kürt filmleri yapıldı. Ama bakıyoruz; ya
kameramanı dışardan gelmiş ya da oyuncuları dışardan gelmiş. Bu Kürdistan’da ilktir.
Film her şeyiyle Kurdi’dir. Kürtlerle ilgili hangi hikayeye bakarsanız bakın, orada kendinizi
kesinlikle görürsünüz. O açıdan bizim için roller olağanüstü değildi. Çünkü o hikayeyi biz
de yaşadık, bizim de başımızdan geçti, yaşadıklarımızdı. Her şey doğal geçti. Tabii çekilen
zorluklar teknik ve araç gereç yetersizlikleri kastetmiyorum. Bizim için gerçekten de, bu
film çok önemliydi. İlk defa biz özgürce düşüncelerimizi yansıttık. Ve kendi halkımızın
hayatını anlattık.

Filmin hikayesi ne kadar gerçeğe dayanıyor?

Filmin hikayesi gerçek bir olaydan uyarlandı. Aşk, kan gözyaşı iç içe gelişiyor. Çünkü o
dönemde savaş bir grup peşmergenin üzerinde yürümüyor, bir bütün olarak halk içinde.
Doğal olarak, bütün gelişmeler iç içe oluyor. İnsanlar, Saddam’a karşı savaşırken, normal
yaşamlarını da yürütüyor. İki genç birbirlerine aşık da olabiliyor. Sonuçta hayat her şeye
rağmen devam ediyor. Biz de, bütün yaşamı işlemeye ve yansıtmaya çalıştık.

Sinemada ışığını takip ettiğiniz yönetmenler var mı?

Biz sinema üzerine okumadık. Çok istememize rağmen böyle bir şansımız olmadı. Ama
küçüklüğümüzden beri ilgimiz var. Yılmaz Güney’in filmleri geliyordu. İlk ‘Sürü’ filmi
ardından da ‘Yol’ filmlerini izledim. Bu filmler beni derinden etkiledi. Ardından dünya
sinemasını görme şansımız oldu. Bu tabii biraz geç oldu. Son yıllarda, Kürt sineması
belirli bir yere geliyor. Yılmaz Güney bizim için önemli bir mirastır. Bahman Ghobadi ve
Hiner Saleem iyi birer örnektir. Her ikisi de Cannes, San Sebastian film festivallerinde
ödül almışlardır. Bizi sevindiren ve mutlu eden Kürt sinemasının gelişmesidir. Önemli
olan Kürtlerin de, bu alanda söz sahibi olmaları.

Hüseyin Hasan Ali

1974 yılında Federal Kürdistan’ın Duhok kentinde doğdu. 1991 yılında yerel
televizyonlarda çocuk programlarını yapmaya başlar. Ardından çeşitli sanatçılara klip
çeker. Bu süre zarfından kısa metrajlı filmler de çeken Ali, birçok film festivalinde çeşitli
ödüller alır.

Mesut Arif Salih

1973 yılında Federal Kürdistan’ın Duhok kentinde dünyaya geldi. 10 yaşından itibaren
tiyatro yapmaya başlayan Arif Salih, tiyatro çalışmasını 22 yaşına kadar sürdürdü. Arif
Salih ardından, bazı yerel televizyonlarda çalışma başladı.

25/08/06

Kaynak: Evrensel
Makaleler

Yılmaz Güney'in Kürtlüğü

Özgürlesme sorunu ve
sinema

Dersim 38

David ve Leyla:
Kültürel önyargilarin
elestirisi

Gölgenin sesi: Si u Ba

David ve Leyla

Si u Ba (Gölge ve
Rüzgar)

Kürt düsmanligi üzerine
bir film

Nergisler Açmali

Ilk feminist Kürt filmi

Ilk Kürt filmi Zere

Türk Sinemasi'nda
Kürtler

Yilmaz Güney'le röportaj

Yusuf Yesilöz ile röportaj

Kürtlerin acilari
beyazperdede

Kürt sinemasi gelisiyor

Kürt Sinemasi ve
Bahman Ghobadi

Kürt filmini nasil
tanimlamali?

Dünyalar arasında

Gül-i Zare