KÜRTLERLE TÜRK SİNEMASI

MÜJDE ARSLAN

KurdishCinema / 4 Kasım  2008
                              
                                                                                        
Türk sinemasında Kürtler kan davası sonucu
birbirini öldüren, ağa, eşkıya, mafya, şalvarlı,
tülbentli, suskun kadınlar, yoksul, çirkin
insanlar, küfreden komik karakterler olarak
temsil edilmiştir: Adı Kürt olmasa da onu ele
veren bir ismi, şivesi, aksanı, kültürü,
coğrafyası vardır. Berdel, kumaysa anlatılan
Kürdün hikayesidir; ismi Salako, Gülo, Davaro,
Koçero, Cemo, Davudo ise o yine Kürt’tür.
Kürtleri Türkler oynamış, Türk’ün gördüğü,
tanımladığı bir Kürt yaratılmıştır beyazperdede.

Şimdiye kadar Türk sineması içinde; büyük ve
önemli bir bölümünü oluşturan Kürtler üzerine
bir inceleme yapılmamıştı. Kürtçe asimilasyon
politikasıyla bağlantılı olarak Türkiye sineması
içinde nasıl suskunlaştı? Hangi klişelerle
temsil edildi, Kürtler anlatan filmler
hangileriydi? Bir sinema filminde Kürtçe ne
zaman duyuldu? Bu sorulardan hareketle
Türk sinemasının altı bini bulan film arşivinde
ilk yıllardan başlayarak bir yolculuğa çıkan ve
bu filmlerde Kürdün izini arayan Müslüm
Yücel’in bu çalışması Agora Kitaplığı
tarafından “Türk Sineması’nda Kürtler” adıyla
kitaplaştırıldı. Kitabın ilk bölümünde
asimilasyon politikasının evreleri ve tarihçesi
ayrıntılı bir şekilde ele alınıyor; Osmanlı’nın 19. yüzyılından, cumhuriyetin kuruluşuna, dil
devrimine gelişmeleri ilginç anektodlarla birlikte sunuluyor. Bu bölüm suskunlaştırılan Kürtler
gibi, Kürtçe’siz Türk sinemasının nedenlerini de açıklıyor.

Türk sineması 1990’lı yıllara kadar Kürdün adını kullanmaktan, Kürtçe’yi tek kelimeyle bile olsa
duyurmaktan kaçınır. Bu yüzden Hejar “Büyük Adam Küçük Aşk” filminde ilk kez Kürtçe
konuştuğunda, tüm seyirciyi ağlatmıştır. Aradan yıllar geçtikten sonra bu kez “Gönül Yarası”
filminde Kürtçe şarkı dinlerken ağlayan ve “Ağlamak için Kürtçe bilmek mi gerekir” diyen Dünya
seyircide aynı etkiyi yaratmıştır. Kürtçe duymak hâlâ duygusaldır, yasaktır, utançtır, Kürt olsun
Türk olsun herkesi acıtır; her şeyi başa döndürür; bunca zaman neden duyulmadığını sorgulatır.
Ancak vizyona giren, sinemasal kalitesiyle de kabul gören tamamı Kürtçe konuşan, Türkiyeli
sinemacıların çektiği bir sinema filmi yoktur. Yakın zamanda Yeşim Ustaoğlu’nun “Güneşe
Yolculuk”, Kazım Öz’ün “Fotoğraf”,  Yavuz Turgul’un “Gönül Yarası” gibi Kürtçe diyalogun yer
aldığı çok sayıda film sayılabilir. Bu da Türkiye’de asimilasyon politikasının hala sürdüğünün,
geçerli olduğunun kanıtı gibidir. Kürtçe sinemayı bugün İranlı, Iraklı, Avrupa, Amerika’da
sürgünde yaşayan Kürt yönetmenler başarıyla yürütüyorlar: Türkiye, Kürtçe’ye öyle yabancıdır ki,
Ghobadi’nin “Dema Hespê Serxweş” (Sarhoş Atlar Zamanı) filmi “Fransızca’dır” diye onay almış
ve sonrasında büyük tartışmalara yol açmıştı, oysaki filmin tamamı Kürtçe’ydi.

Türk sinemasında adı, kültürü, dili olan Kürt olmasa da Türk Sinemasında Atıf Yılmaz’ın “Dağları
Bekleyen Kız” filminden sonra tüm önemli, iz bırakan filmlerde Kürt coğrafyası kullanılmış,
Kürdün hikayesi anlatılmıştır; bu o derece yaygınlaşmıştır ki, sinemada başarının bir kriteri
haline gelmiştir: Bu da Atıf Yılmaz, Metin Erksan, Bilge Olgaç, Erden Kıral, Zeki Ökten, Yavuz
Turgul, Korhan Yurtsever, Sinan Çetin’in neden kameralarını o tarafa yönelttiklerini de açıklıyor.
Türk sinemasının, özellikle yurtdışında başarısı, en iyi gişe yapan filmleri Kürtleri anlattığı
filmlerdir; bu sebeple toplumsal gerçekçi filmler kadar popüler sinemanın da vazgeçmediği bir
alandır.

Güney’in Kürtler’i

Kitabın büyük bir bölümü Yılmaz Güney’e ayrılmış; Güney’in filmografisinde
onun kimliğiyle, yaptığı kişisel sinemasının da etkisiyle neredeyse tüm baş
karakterleri Kürt’tür. Coğrafya olarak da ya dağda eşkıya ya şehirde
mafyadırlar ilk dönem filmlerinde. Sonra peşinden Umut, Arkadaş, Sürü,
Yol, Duvar gelir. Bu filmler kuşkusuz her biri Türk sinemasının köşe taşı
filmleridir.

Yücel’in kitabında bölüm başlıkları bile kitabın içeriğine özetleyici bilgiler
veriyor: “Kalemin Gözü, Edebiyattan Sinemaya” bölümünde özellikle
sinemada Yaşar Kemal uyarlamaları üzerine durulmuş; eşkıya karakterli filmler analiz ediliyor.
“Türk Mafyası, Türk Mafyası ve Kürtler” bölümünde filmlerdeki mafya filmleri ele alınıp; bu
filmlerdeki Kürt kimliği ele alınıyor. Kitabın dikkat çeken bir diğer bölümü “Komedyenler Hep
Kürt”. Bu bölümde İlyas Salman, Şener Şen ve Kemal Sunal’ın çoğunlukla canlandırdığı çirkin
ve komik Kürt karakterleri üzerinde duruluyor. “Savaş Estetiği ve Sinema” bölümüyse ilk
yıllardan itibaren kurtuluş savaşı, cumhuriyetle birlikte isyanlar, iç savaş yıllarının sinemaya
yansımasını ve burada Kürdün nasıl algılanıp sinemada konumlandığı ele alınıyor.

Müslüm Yücel daha önce “Edebiyatta Ölüm ve İntihar” adlı incelemesiyle beğenileri toplamıştı;
“Türk Sinemasında Kürtler”le bu beğeniyi iyice pekiştirip kalemine güven kazandırıyor. Yücel’in
kaleminin başarısı iyi tespitlerinde, derin analizlerinde, kurduğu bağlantılarda yatıyor: Ayrıca
edebiyattan, siyasetten beslenen ortaklıklar kurmakta da son derece başarılı.
Türk sinemasında Kürtleri ele alan bu çalışma bu kez Kürtlerin yaptığı sinemaya ayna tutuyor;
zira artık Kürdün kendini temsil ettiği, kendi hikâyesini Kürtçe anlatma zamanıdır.
Makaleler

Bahman Ghobadi ve
Sisin Metafizik Sineması
/
Kamuran Çakır

Kürt sineması için ortak
bir strateji arayışı

“Pars - Narkoterör”ün
Kürtçe Dil Politikası /
Omer F. Kurhan

Bir hatırlama çabası: 38
Belgeseli üzerine

“Kürt sineması estetikten
ödün vermemeli” / Medet
Dilek'le röportaj

Hüseyin Karabey'in
'Gitmek' filmi gösterime
giriyor

Kürtlerin haklı davası
için...

2007’de Kürt Sineması /  
Devrim Kılıç

"Kürt Sineması
gelişmeye açık"

"Kürt sinemacıları
cesaretlendiriyoruz"

Kürdistan artık çok ‘yakın’

'Trajedilerin hepsi
senaryo oldu’

1. Paris Kürt Film
Festivali başarılı geçti

Yeni bir film " Phêti " /
Caner Canerik

Kağıtçılar:  “Doza we,
dozame ye“ /
Medet Dilek

Belçim Bilgin'le röportaj:
Kürt
değerleri ile
büyüdüm

Dol: Güzel bir konunun
kötü anlatımı

Nazmi Kırık sınırları
aşıyor

Bir gün şehre bir film
gelir

Jalal Jonroy: 'Kürtler'in
sinemaya ihtiyacı var'

Genç yönetmen Buket
Aydın’dan iddialı bir
belgesel : İnsan-i Kamil

Gerçekliğin karanlık şiiri

Bir sürgün sineması
olarak Kürt Sineması:
Kendini sesini
görmek

Belgesel-kuşku ilişkisi

Gönül Yarası: 'Son
Mohikan’dan 'Gece
Bekçisi’ne, ya da ‘Genç
Kız ve Ölüm’ü Beklerken

Öfkeli ve özgür
yönetmenler

Nasıl bir sinema?

Sarhoş Atlar Zamanı
filminin dramatik
çözümlemesi

Caner Canerik'ten
çarpıcı bir belgesel: Was

Bir yaraya parmak
basmak istedim

Yangında filizlenen çiçek

Ünlü İtalyan yönetmen
Passolini

Kameramı kırsalarda
film çekeceğim

Kürdistani bir sinema
yaratmamız gerekiyor

Sessizlik kelimelerden
daha fazlasını anlatır

Ghobadi'nin Altın Lale
yolculuğu

Diyarbakır'da Kürt Film
Festivali

Çarpici bir belgesel
örnegi; Can Baz

Yılmaz Güney'in Kürtlüğü

Özgürlesme sorunu ve
sinema

Dersim 38

David ve Leyla:
Kültürel önyargilarin
elestirisi

Gölgenin sesi: Si u Ba

David ve Leyla

Si u Ba (Gölge ve Rüzgar)

Kürt düsmanligi üzerine
bir film

Nergisler Açmali

İlk Kürt filmi Zere

Türk Sinemasi'nda
Kürtler

Yilmaz Güney'le röportaj

Yusuf Yesilöz ile röportaj

Makale Arşivi  >>>