Ziyaretçi Defteri

Kürt sineması ve
sitemizle ilgili görüş
ve önerilerinizi  
Ziyaretçi Defteri'ne
yazabilirsiniz!

Nasmi Kırık sınırları aşıyor

KurdishCinema.com / 7 Ağustos 2007

Ali Güler*

“Dünyanın birçok ülkesinden
yönetmenler ve oyuncular festivale
geliyor. Ben de, en az bir Alman kadar
heyecanlıyım. Çünkü burda birçok film
izleme olanağını buluyorsun. Buraya t
ekrar gelmek istiyorum. Örneğin
Cannes film festivaline bir daha gitmek
istiyorum. Orada ödül almak istiyorum.
Bu benim hayalim.”

Nazmi Kırık, Kürtlerin profesyonel
sinema oyuncusu. Oynadığı her film,
uluslararası film festivallerinden
ödüllerle dönüyor. 1999 yılında oynadığı
ilk film olan “Güneşe Yolculuk”,
Berlinale’de Altın Ayı Ödülü için yarıştı.
2005 yılında, başrolünü paylaştığı
“Kilometro Zero” Altın Palmiye ödülünü
kaçırdı. O ise hala iddialı; “Ben
Cannes’a tekrar gitmek istiyorum. En
büyük hayalim ‘Altın Palmiye’yi
kaldırmak” diyor.

Bu yıl birbirinden kaliteli filmlerin
gösterildiği “57. Uluslararası Berlin Film
Festivali”nin Forum bölümünde
gösterilen “Dol” isimli Kürt filminin
başrol oyuncusu Nazmi Kırık, sinemada
tam gaz yoluna devam ediyor. Kürt ve
Türk sinemasında birçok filmde
oynayan Nazmi Kırık, şimdi de sınırları
aşarak uluslararasılaşıyor. Bugünlerde Fransız yapımı bir projede çalışan Nazmi Kırık ile 57.
Berlinale için geldiği Berlin’de Kürt sineması, oyunculuk ve yaşamı üzerine konuştuk.

Tiyatro sahnesinden sinema oyunculuğuna uzanan Nazmi Kırık’ın öyküsünü anlatır mısınız?

1992 yılında Amed’de tiyatro ile başlayan Nazmi Kırık’ın sanat öyküsü, Amed Mezopotamya
Kültür Merkezi’nin (NÇM) kapatılmasıyla İstanbul’da devam etti. Şube kapatılırken, 7 ay gibi bir
süre cezaevinde kaldım. Cezaevinden çıktıktan sonra aslında tiyatroyu bırakma düşüncem vardı,
ama oyunculuğu sevdiğim için bir türlü yapamadım. Ondan sonra İstanbul’a gelip devam ettim.

Bu sizin için zor olmadı mı?

Burada yeni bir yaşam, yeni ilişkiler ve çok zor şartlarda çalıştık. Yeniden sil baştan alma oldu.
Bu baya zorladı. Jiyana Nû Tiyatro ile yeniden profesyonel tiyotro yaşamıma başladım.

Peki sinemaya giriş nasıl oldu?

1998 yılında başladı. Yeşim Ustaoğlu, bir projesinin olduğunu ve bizi izlemek istediğini söyledi.
Gelip bizi sahnede izledi. Tiyatroda olan birkaç kişiyi seçti. Bunların içinde ben de vardım ve bize
senaryosunu verdi. Senaryosunu okuduğumda bana çok iyi gelmişti. “Güneşe Yolculuk” teklifini
kabul ettim. Kendisi de, benim için Berzan’ı düşünüyordu. Bu karakter benim de hoşuma
gitmişti. Ve böylece oynamama karar verildi. Bundan sonra Yeşim Ustaoğlu ile çalışmaya
başladım. Bana göre Türk sinemasında “Güneşe Yolculuk” çok başarılı bir filmdi. Benim de,
yaşamımı belirleyen filmdi.

    Nazmi Kırık için bir dönüm noktası mı?

    Tabii ki, benim için önemli bir film. Sinemaya girişimi birebir belirledi.
    Şuana kadar çalıştığım bütün yönetmenler, “Güneşe Yolculuk” filmini
    izledikten sonra benimle çalışmayı kabul ettiler.

    Bir referans mı?

Evet “Güneşe Yolculuk” benim için bir referanstır. Çünkü uluslararası alanda da birçok
festivalde gösterildi ve 30 civarında ödül alan bir film. Ben de böyle bir filmde oynadım.

Tiyatro ile sinemayı karşılaştırdığımızda hangisi daha cazip geliyor?

Bence ikisinin de kendisine göre farklılıkları var. Tiyatroda, seyirciyle yüzyüzesin. O heyecanı ve
coşkuyu birebir hissediyorsun, oradan gelen alkış seni büyülüyor. Motive ediyor. Sinema biraz
daha teknik, parça parça yapıyorsun. Bunun da gösterime girdiği zaman coşkusunu
hissediyorsun. Her ne kadar sinema biraz daha popüler olsa da, her ikisinin de kendine göre
zorlukları ve kolaylıkları var. Belki son dönemlerde sinemaya daha ağırlık verdim, ama tiyatro
benim hayatımda hep olacak. Tiyatroyu bırakmam. Tek kişilik oyunlar olsun, birkaç kişilik dar
grupla olsun, yapacağım. Bir şeyler yazıp sergileyeceğim.

Tiyatro, oyunculuk, senaryo ve yönetmenlik… Bütün bunları nasıl yetiştireceksiniz?

O kadar zor olacağını sanmıyorum. Yıllardır edindiğim bir deneyim var. Bir tiyatro
geçmişim var. Onun dışında sinema alanında şimdiye kadar 8 yönetmenle
çalıştım. Az çok bir deneyim edindim. Dünyaya bakıyorsun, birçok oyuncu daha
sonra da yönetmen oluyor. Çünkü işin mutfağında pişiyorlar. Ben de bu
mutfakta pişmeye çalışıyorum.

Oynadığınız ilk film olan ‘Güneşe Yolculuk’, 1999 yılında Berlinale’de ‘Altın Ayı’
için yarıştı. Geçtiğimiz yıl da ‘Kilometre Zero’ Cannes’te ‘Altın Palmiye’ için
yarıştı. Bu yıl ‘Dol’ Berlinale’de gösterildi. Peki Nazmi Kırık, ilk filmde ki gibi hala heyecanlı mı?

Büyük festivaller her zaman büyük bir heyecan yaratıyor. Geçen yıl filmimiz Cannes’te “Altın
Palmiye” için yarıştı. Tabii ki bu unutulmaz bir andı. Hollywood ve Avrupa’nın starlarıyla aynı
kulvarda yarışmak bir heyecan yaratıyor. Bu da beni daha fazla motive ediyor. Bir Kürt olarak
“ben de öyle filmlere imza atabilirim” hissi uyandırıyor. Yıllardır yapılan baskı ve politikalarla
halkımız öz güveninden yoksun bırakılmış. Ben son yıllarda bu öz güveni yakaladığıma
inanıyorum.

Dünya sinemasındaki gelişmelere bakarsak, Kürt sineması nerede duruyor?





















Dünyada birçok ülkenin 50-100 yıllık sinema geçmişi var. Bizim daha 3-5 yıllık bir tarihimiz var.
Buna bakarsak çok iyi bir yerdeyiz. Birçok yönetmen çıktı, ama şu anda temel bir sorun var: O da
ekonomik sorunlar. Belki biz başkaları kadar büyük bütçeli filmler yapmıyor olabiliriz. Hollywood
yapımlarıyla yarışamayız, ama bizim filmlerimiz direkt hayatın içinden geliyor. Bir sanat duygusu
taşıyor, hayatın içinden besleniyoruz, doğaldır. Bugün “Dol” filmine baktığımız zaman öyle milyon
dolarlı bütçelerle çekilmiş bir film değil, ama gerçek bir öyküsü var. Yaşanmış şeyler var. Bence
bu önemli. Örneğin “Güneşe Yolculuk” bir milyon dolara çekildi, ama dünyanın birçok yerinde
ödüller aldı. Hala hafızalarda olan bir film. Bence önemli olan, burada sen bu işi ne kadar
anlıyor ve biliyorsun?

Peki Kürtler bu işi biliyor mu?

Tabii ki. Bugün dünyada Kürtler kendi adına filmler yapıyor. Dünyanın belli başlı film
festivallerinde yarışıp ödüller alıyor. İnsanlara ulaşıyor. Örneğin bu festivalde (Berlinale) “Dol”u 3
bin kişi izledi. Bu büyük bir gelişme. İnsanlar artık Kürt sinemasını tanıyor anlamına geliyor.

Kürt sineması birkaç yönetmenin sırtında yürütülüyor. Doğru dürüst yapımcı yok. Neden?

    Çünkü “biz Kürtler için sinema çok önemli değil” mantığıyla
    bakılıyor. Siyaset herşeyin önünde görülüyor. Kültür ve sanata
    yatırım yapılmıyor. Halbu ki, bir tiyatro, bir müzik ve film o halkın
    tarihine kültürüne ve dile büyük katkı sunar. Hele bizim gibi halklar
    için çok çok acil şeyler bunlar. Kültür ve sanat adına yapılanlar
    bence bireysel beceriler ve çabalarla oldu. Organizeli bir katkı yok.

    Peki Kürt siyasal güçlerin Kürt sinemasına bakışı nasıl? Var mı bir
    politikası?

Olmaz mı, var tabii! Ama maalesef bu politikalar sözde kalıyor. Pratikleşmiyor. Bu güçler hep
uzak kalıyorlar. Örneğin Roj ve Kürdistan gibi televizyonlarda niye bugüne kadar bir dizi yok. Niye
bir dizi çekilmiyor? sorusunu sormak gerekiyor. Bu olmayınca tabii ki insanlarımız, Türk ve
başka televizyonları izleyecektir. Kültür ve dil böyle gelişir. Bu konuda ciddi bir adım yok. Bunların
yapılması gerekiyor. Bu hem Kürt diline hem de Kürt sinemasına büyük katkı sunacaktır.

Kürtlerde ciddi ve profesyonel oyuncu da yok?..

Var.

Nerede peki? Nazmi Kırık ve birkaç kişiyi saymazsak…

Zamanla çıkacaktır bu normaldir. Çıkacaktır. Ben çok çok yetenekliyim anlamında
söylemiyorum. Tabii ki, bu müthiş bir mücadeleyle olacak şey. Çok ilişki kuracaksın, çaba sarf
edeceksin, araştıracaksın…

Bir arayış mı?

Kendini ispatlayacaksın. İnsanlar durup dururken “Nazmi gel filmde oyna” demiyorlar. Benim
kara kaş, kara gözüme sevdalı değiller.

Berlinale’de ‘Dol’ nasıl karşılandı?

    Ben de ilk kez burada izledim. Açıkçası şaşırdım. Gösterildiği bütün
    salonlar tıklım tıklımdı. Müthiş bir ilgi vardı. Bu beni bayağı şaşırtı. En son
    salon 800 kişilikti ve doluydu. Soru soruyorlardı. Tartışıyorlardı. Bu bizi
    oldukça sevindirdi.

    Nazmi Kırık, Kürt bir oyuncusunuz. Ama şimdiye kadar Yılmaz Erdoğan,
    Yeşim Ustaoğlu, Sırrı Süreyya ve Önder Muharrem gibi Türk
    sinemasındaki yönetmenler ve Hiner Saleem gibi Kürt yönetmenle
    çalıştınız. Daha çok kendinizi nerede rahat hissediyorsunuz?

Yılmaz Erdoğan, bilinen biri. Yine Yeşim Ustaoğlu, eleştiri ve görüşlerimize oldukça açık biriydi.
Tabii ki, her yönetmenin kendine göre sinema yaklaşımı var. Hiner Saleem daha çok resim
kareleriyle çalışıyor. Bunun yanında Yılmaz Erdoğan’ın tarzı daha farklı. Ama ben şimdiye kadar
çalıştığım bütün yönetmenlerin yanında kendimi rahat hissetiğimi söyleyebilirim.

Seyirci tarafından ‘Organize İşler’, ‘Güneşe Yolculuk’ ve ‘Beynelmilel’ filmlerindeki
performansınız daha çok beğeniliyor...

Bence bu filmler daha büyük bütçe ile çekildiği için öyle görünebilir. Bilmiyorum,
belki de buradaki tiplemelerden kaynaklanıyor. Ama Hiner Saleem filmleri daha
çok dram ve trajik oluyor. Belki bunun etkisi de vardır.

Hiner Saleem ile yolculuk serüveniniz devam edecek mi?

Şu anda net bir şey yok. Olmaması için bir neden de yok. Uygun projeler olursa
olur tabii, ben onun sinemasını seviyorum, beğeniyorum.

Bu yılki Berlinale’yi nasıl gördünüz?

Ben yabancısı değilim. 1999 yılında “Güneşe Yolculuk” filmiyle “Altın Ayı” için yarıştık. Ama barış
ve Fipresci ödülünü aldık. Bu festival her yıl kendi deneyimine deneyim katıyor. Dünyanın birçok
ülkesinden yönetmenler ve oyuncular geliyor. Ben de, en az bir Alman kadar heyecanlıyım.
Çünkü burda birçok film izleme olanağını buluyorsun. Hele hele senin filmin oynuyorsa ayrı bir
heyecan. Bu yıl da yine birbirinden güzel ve ilginç filmler vardı. İzlenmeye değerdi. Ben buraya
tekrar gelmek istiyorum. Örneğin Cannes film festivaline bir daha gitmek istiyorum. Orada ödül
almak istiyorum. Bu benim hayalim.

Bu arada ‘Kimlik’ isimli bir de kısa metrajlı bir film çektiniz?

Evet şimdiye kadar edindiğim deneyimlerimi bu filme aktarmak istedim. Biraz özel bir şeydi.

Ama Antalya Altın Portakal Ödülü için yarıştı...

Evet güzel bir şey çıktı. Hala bazı festivallere gönderiyorum, ama birkaç kısa film daha çekmek
istiyorum. Bakalım yönetmenlik ve oyunculuğu nasıl birlikte götüreceğiz. Şu anda dünyada
birçok oyuncu var. Hem yönetmenlik yapıyor hem de oyunculuk yapıyor. Biz de bunu
deneyeceğiz. Sinema zaten pratikte öğrenilen bir şey, kitap okunarak öğrenilmiyor. Pratikte
öğreniyorsun.

Şu anda bir projeniz var mı?

Evet Fransa’da bir film projesi var. Senaryosu elimde okuyorum. Teklifimi bekliyorlar. Büyük
ihtimalle kabul edeceğim.

Filmin konusu nedir?

Bir mültecinin hayat öyküsü. Başrol değil, ama mülteci bir insanı oynayacağım.

‘Güneş’e Yolculuk’ yol aldırdı

1976 yılında Amed’de doğan Nazmi Kırık, ortaokulu Kızıltepe’de, Liseyi ise Amed’de okudu.
Çocukluğunda folklora ilgi duyan Kırık, 1992 yılında Amed Mezopotamya Kültür Merkezi’nde
(NÇM) tiyatro çalışmalarına başladı. Kurumun kapatılmasının ardından 1994 yılında İstanbul’a
gelip, NÇM’deki Jiyana Nû Tiyatro Grubu’nda sanatsal çalışmalarını devam ettirdi. Yeşim
Ustaoğlu’nun yönettiği “Güneş’e Yolculuk” filmiyle 1999’da sinemaya başlayan Kırık, ardından
Kazım Öz’ün “Fotoğraf”, Yüksel Yavuz’un “Küçük Özgürlük”, Hiner Saleem’in “Kilometre Zero” ve
“Dol”, Yılmaz Erdoğan’ın “Organize İşler” ve “Beynelmilel” gibi filmlerinde oynadı. Nazmi Kırık,
şimdiye kadar Berlinale’de “Altın Ayı” ve Cannes’te “Altın Palmiye” için yarıştı.


Kaynak: Yeni Özgür Politika / 24 Subat 2007