"Güneşi Gördüm" ve Kürt trajedisinde olay tahlilleri

KurdishCinema / 5 Nisan 2009                               







Nihat Nuyan*

“Sonuçta, sinema, derinden değişmiş bir toplumsal ortamda,
kendi tarihselliğini gerçekleştirmeyi bekliyor.”   Elie Faure

Mahsun Kırmızıgül’ün yeni filmi “Güneşi
Gördüm” kuşkusuz yeni tartışmaları da
beraberinde getirmiştir: Kürt coğrafyasının
görsel-işitsel alandaki işleniş biçimi ne
yöndedir ve bir olgu olarak “Kürt” nereye
koyulmalıdır? Elbette ki Kürt tarihi üzerine
yapılacak kapsamsız ve samimiyetten
uzak bir çalışma dahi Kürt toplumunun
özelde son 30 yılını savaş, göç, çaresizlik
ve nihayet ölüm ile iç içe yaşadığını ortaya
koyabilir. Nihayetinde karşılıklı
“uzlaşmazlıkların” bir süreci haline
dönüşen “çatışma yılları” her alanda bir
“savaş coğrafyasına” dönüşen Kürt
yaşantısında derin ve tahlili güç acılar
bırakmıştır. İşte Kürt toplumunun
yaşantısının bir parçası haline dönüşen bu
acılar; daha önce “Yeşilçam” sineması
içinde “ağa-köylü” çatışkısı şeklinde
ciddiyetten uzak analiz edilmeye
çalışılırken, daha sonra G. R. Şavata gibi
yönetmenler ve sistemin basitçi dizi
yönetmenleri tarafından piyasacı bir
zihniyetle ekrana ve beyazperdeye
gerçeklikten uzak tespitlerle taşınarak,
“Kürt” olgusu toplumda cehaletin
kucağında her türlü sapkınlığı yapabilecek
potansiyelde bir “terör” algısına dönüştürülmüş ve bu eksende her türlü cinayetin, sapkınlığın,
tacizin, hırsızlığın karaktere bürünmesi şeklinde toplumun tüketimine sunulmuştur. Zira Sinan
Çetin’in “Propoganda” filminin bir sahnesinde kendi canlandırdığı “çoban” karakterine ne dediği
anlaşılmaz gevelemelerden oluşan ve sonrasında İngilizce devam eden repliği söyletmesi
sanırım Türkiye’de sinema alanında Kürt olgusunun nasıl bir şekil alarak temsil edildiğinin
önemli bir göstergesidir. Aslında Beyaz-Hollywood’un Siyah-Toplum’u yansıtma şekliyle özdeş
olan bu tutum elbette zaman içerisinde İyi-Kürt, Kötü-Kürt terimlerini de yine kendisi üreterek
ırkçı güdülerini bir nebze örttüğünü gösterecektir. Bu bağlamda Kürt politik ve sosyolojik
analizinin (sinemadan uzaklaşabildiği ölçüde) konumuz dışında kaldığını belirterek asıl
sorunsalımız olan görsel-işitsel temsiliyeti incelemek gerektiği kanaatindeyim.

Kırmızıgül’ün "Güneşi Gördüm" adlı filmine gelince; ilk bakışta Kürt toplumunun sosyo-politik bir
tahlili, bu güne kadar “sorun”a yöneltilmiş en önemli ve “içten” analiz gibi görülen ve gösterilen
bu çalışmanın biraz derinine biraz daha derinden bakıldığında aslında sinemanın “beyaz dişli”
zencileri haline çoktan dönüşmüş Kürt toplumunun gerek ideolojik, gerekse psikanalitik yönden
çarpıtılarak yansıtıldığı görülebilir. Bir yandan askeri güç, bir yandan ise gerilla tarafından
baskıya maruz kalan köylülerin, köylerini boşaltmalarıyla başlayan yolculuğun sonunda
herkesin kendi yolunu çizmeye çalıştığı, politik kimlik ile seksüel kimliğin, “erkek çocuk”
özleminin vardığı boyutun (bununla birlikte “kız çocuk” isteyen başka bir ailenin arzusuna da yer
verilerek ikili istemin), umut tüccarlarının eline düşen “mültecilerin” yaşadıkları her yönlü
zorluğun, vb. yer yer trajikomik unsurlarla altının çizildiği film, anlaşılacağı üzere Kürt halkını her
yönüyle yansıtmayı amaçlarken, kendisini sistemin tavrının içine hapsederek gerçekliğin
içindeki “gerçekdışılığı” oldukça başarılı bir teknik anlatımla sunuyor. Bu filmle bir darbe daha
alan Kürt “olgusu”, izleyici kitle önünde ise “haa evet gerçekten böyleymiş, olaylara bir de bu
yönden bakmak gerekirmiş” hissi uyandırmayı elbette başarıyor.



















Filmde “Ben sizin için dağlara çıktım!” repliğinin sık sık vurgulandığı sahnelerde sanırım kimin,
kimin için dağlara çıktığı konusunda bir belirsizliğe vurgu yapılmakta. Ayrıca ilerleyen
sahnelerde, benim gibi bir Bekir Yıldız okurunun gözünden kaçmayacağını düşündüğüm vahim
sahnenin verileri yavaş yavaş sunuluyor ve nihayet altı pislenen “erkek” bebek, akli dengesi
yerinde olmayan abla ve olayların bilincine varamayacak yaşta olan diğer kız çocuk tarafından
Yıldız’ın “Demir Bebek” adlı öyküsüne benzer bir şekilde çamaşır makinesine atılarak yıkanıyor.
Bu sırada kalabalık ailenin eşcinsel eğilimli bireyinin adım adım bir “kadına” dönüşmesi ve ülke
dışına çıkmayı başaran diğer aile bireylerinin dramatik uyum süreci de gözler önüne seriliyor.

Seksen döneminde Diyarbakır Cezaevi’nde işkencelere maruz kaldıktan sonra ülkeyi terk eden
“dayı”nın yanına yerleşen bu ailenin, bir oğulları askerken, gerilla olan diğer bir oğullarının
askerler tarafından öldürülmesi filmi tam bir “kardeş kavgası” analizine yaklaştırırken, bu
çatışma sonrası gerilla cesetleriyle asker tabutlarının yan yana verilmesi ve aynı çatışmada
hayatını kaybeden bir askerin ailesinin üzüntüsü ile bu ailenin üzüntüsünün karşılaştırılması
yine filmde acının her yönden ele alınışı olarak sunuluyor. Nitekim yukarıda sözünü ettiğimiz
artık hali vakti yerinde, saygın “dayı”mız C. S. Tarancı’nın o meşhur “Memleket İsterim” şiirine
ses vererek toplumu barışa davet ediyor ve “demek ki hiçbir şey değişmemiş” tespitiyle bizi
yüzleştiriyor. Yine “haydi kızlar okula” sloganlarının atıldığı filmde “namus” adına işlenen
cinayetler toplumda bu kez biraz şekil değiştirmiş olarak “travesti” kardeşin zorlama infazına
dönüşerek kendisini göstermeyi ihmal etmiyor. Bunların dışında özelde yer verme gereği
duymadığım “mayında kopan ayak trajedisi” ve sonrasında kazanılan ayakla koşma sahnesinin
de film içinde film gibi durduğu bu çalışmada, hastanede yatan annenin durumu, kız çocukların
mahkeme tarafından esirgeme yurduna verilişleri ve “ulan İstanbul yine sen kazandın” tarzında
bir tutumun getirdiği köye dönüşün de ayrı birer konudan hareketle film içinde çoklu bir
değinmeyi sunduğunu ifade etmek istiyorum.

Kırmızıgül bu filmiyle sanırım güneşi görecektir fakat gerçekliğin uzağında temsil edilmeye
devam edilen Kürtlerin kendilerini nasıl bir imajın içinde ifade etmeyi başaracaklarını ilerleyen
süreçte elbette göreceğiz. “Mesaj” kaygısı gütmenin ötesinde doğrudan mesajlardan oluşan
filmin görsel analizi hakkında söyleyecek pek bir şey bulamamakla birlikte her şeye rağmen bu
filmle Kürtlerin sinemaya olan yakınlıkları açısından önemli bir gerçekliğin ortaya çıkacağını
düşündüğümü de inkar edemeyeceğim.


* 19 Mart 2009 /  nnuyan@yahoo.com
Haberler

2. Köln Kürt Film
Günleri'nin ardından /
Cudi Arif

Agıt, Hikmet Asutay

Kürt sineması'nda
karekterler problemi

Hewiti: Kumalık. Müjde
Arslan'dan yeni bir film /
Caner Canerik

Yakın planda Kürtler var

Kırmızı kalemle çizilen
insanların öyküsü

Transasia Express
belgeseli İsviçre'de
gösterime giriyor

Köln 2. Kürt Film Günleri

Bern Kürt Film
Festivali'ne hazırlanıyor

Close-Up Kürdistan
İstanbul'da

Genç yönetmen Erol
Mintaş

Şirin Cihani'ye İtalya'da
ödül

KurdishCinema.com'dan
senaryo ödülü

Kürt yönetmen Kalifa'ya
ödül

"Hayatın Tuzu" filmi
izleyiciyle buluştu

Butimar'a 9. Türkiye
Eczacılar Kongresi Kisa
Film Yarışması'nda
birincilik ödülü

Pirdesur Fransız Kültür
Merkezi'nde

Gitmek 14 Kasım'da
Türkiye sinemalarında

Gitmek filmine İsviçre'de
Türk sansürü

Kazım Öz'ün Fırtına filmi
14 Kasım'da
sinemalarda  

2. Paris Kürt Film
Festivali

Montreal Dunya Filmleri
Festivali

“Siyabo”nun belgeseli
çekildi

"Gurê bi Zengil" kurgu
aşamasında

Gerilla-yönetmen Halil
Dağ yaşamını yitirdi

İkinci Hamburg Kürt Film
Günleri Halil Dağ'a
adandı

Fırtına’ İstanbul Film
Festivali’nde

'Narkolepsi' Ankara Film
Festivali'nde

Oldenburg Kürt film
günler başladı

Paris Kürt video
sergisine davet

"Zarokên Axa Qelişî" adlı
Kürtçe filmin galasına
sansür

Gure bi Zingil’ın
çekimleri tamamlandı

‘Zarokên Ax a Qelişî’
Ceylanpınar’da

13 Kurşun'a onur ödülü

Yusuf Yeşilöz'ün son
belgeseli; Müzik Aşkı

Yüksekovalı oyuncu
Fransa yolcusu

Charlie Chaplin 30 yıl  
önce yaşama veda etti

Kürt oyuncu aranıyor

Londra’da Kürt filmlerine
yoğun ilgi

'Trajedilerin hepsi
senaryo oldu

1. Paris Kürt Film
Festivali başladı

Dortmund'da Kürt Film
Haftası

Diyarbakır'da ilk çocuk
sinemacılar

5. Londra Kürt Film
Festivali'ne çağrı

Nusaybin'de film
gösterisi

Mazıdağı'nda Mehmed
Uzun Festivali başladı

Amsterdam Kısa Film
Festivaliı

Ingmar Bergman öldü

Forster’den Kürt filmi

‘Son Oyun’a Fas’tan ödül

Hakkari'nin ilk Kürtçe filmi

Madımak Katliamı
belgesel oldu

Son Oyun'a Fas'tan davet

Filmi icin yardim bekliyor

Ankara'da belgesel
gösterimi

Cannes Film Festivali
başlıyor

Yarım Ay'a bir ödül de
Portekiz'den

Stuttgart'da Kürt Film
Günleri'ne büyük ilgi

Amin Korki'ye
Singağur'da iki ödül

Ankara Kürt Film Günleri
18 Mayıs'ta başlıyor

Stuttgart'da Kürt Film
Günleri

Dol'un Almanya galası
yapıldı

Hamburg'dan Kürt
filmleri geçti

Hamburg Kürt Film
Günleri

Kürt filmleri Hamburg'da

'Tandır' filmi festivallerde

Tünelin ucundaki ışık gibi

Hamburg Kürt Film
Festivali Programı

Hamburg Kürt Film
Festivali başlıyor

Paris Kürt Film Festivali

Yarim Ay Portekiz,
Amerika ve Almanya'da

David Tolhildan
Hamburg'ta

Haber Arşivi >>>