KurdishCinema

    What is on?

David & Layla released
in USA from 20th of July
2007

5th London Kurdish
Film Festival

“Pars - Narkoterör”ün Kürtçe Dil Politikası

KurdishCinema.com - 24 Şubat 2008

Ömer F. Kurhan*

Osman Sınav Kürt sorunundan beslenen ve Türkiye’de
Amerikan tarzı endüstriyel bir film sektörünün
yapılandırılması için çaba gösteren, kendi deyişiyle “ülkücü
ideallere bağlı olmayı sürdüren” bir sinemacı. Bir 12 Eylül
yapımı travma olan “fikirleri iktidarda, kendisi hapiste”
ülkücü hayal kırıklığından hareketle, hem devletin mevcut
işleyişini eleştiren hem de devleti temiz ve güçlü bir şekilde
yeniden yapılandırma iddiasına sahip hukuk dışı ve darbeci
derin devlet örgütlenmelerini yücelten kaba bir propaganda
sanatı icra ediyor. Son yıllarda, Genelkurmay destekli ve
sağı solu birbirine karışan Türk milliyetçiliği dalgası
üzerinde sörf yaptığı ve önemli bir sinemacı olarak sivrildiği
söylenebilir.

Show TV’de gösterime giren “Pars – Narkoterör, Bir
İhanetin Anatomisi” dizisi, Osman Sınav ve ekibinin icra
ettiği propaganda sanatının dizi film piyasasındaki son
halkasını temsil ediyor. Bu tip dizilerin fanları, hararetle “Pars – Narkoterör”ün “Kurtlar Vadisi”
nden daha iyi olup olmadığını ya da “Kurtlar Vadisi”nin kahramanı Polat Alemdar ile “Pars
Narkoterör”ün kahramanı Şamil Baturay’ı karşılaştırarak hangisinin daha bir idol olduğunu
tartışıyorlar.

Bu yazıda, gerekli görünmekle birlikte, “Pars – Narkoterör”ün özet de olsa dramaturjjik
çözümlemesini yapmayacağım. Daha ziyade, dizide çarpıcı bulduğum Kürt dili kullanımı ve
politikası üzerinde duracağım.

Rastlantı eseri “Pars - Narkoterör”ün tanıtım filmini izlediğimde çok şaşırdığımı itiraf etmem
lazım. Şaşırmama neden olan, dizide Kürt dili kullanımını hayli öne çıkarıldığı izleniminin
uyanmasıydı. Şaşkınlık uyandıran dizi müziğinin ana temasının kısmen Kürtçe kısmen Türkçe
olması değildi. Kürtleri konu alan ve asimilasyon programına uygun olarak Kürt popüler
kültürünü biçimlendirmeyi hedefleyen pek çok dizide Kürt müziği ve türküleri kullanılıyor.  Buna
karşılık, “Pars-Narkoterör”de anadilini bilen ve konuşan Kürtler vardı. Açıkça ve uzayacak şekilde
Kürtçe diyaloglara yer veriliyordu. Bu da diziye bir yerde çift dilli olma özelliği kazandırıyordu.

    Dizinin ilk bölümü izlendiğinde, durumun bir yerde
    şaşırtıcı olmaktan çıktığını söyleyebilirim:  “Pars –
    Narkoterör”de Kürtçe diyalogların kullanımı
    Kürtçenin normalleştirilmesine değil, tamamen
    kriminalize edilmesine ve gayri
    meşrulaştırılmasına dayanıyor. Şöyle ki, filmin baş
    aktrisi genç Zülüf’ün Kürt kökenli olduğunu ve
    anadilini bildiğini çok geçmeden öğreniyoruz.
    Memurluk yaptığı İstanbul Narkotik Şubesi’nde, bir
    operason sırasında konuşmaları dinlenen Kürt
                         Osman Sinav                             mafya mensuplarının Kürtçe konuşmaya
başlamaları sorun yaratıyor; çünkü ne dedikleri anlaşılmıyor. Zülüf konuşulanları anında
amirine çevirerek hem onu şaşırtıyor, ama aynı zamanda faydası tartışılamayacak kritik bir
hizmet veriyor. Bu nedenle de amirinin takdirini kazanıyor. Peki Zülüf çok iyi bildiği ve konuştuğu
belli Kürtçe’yi gündelik  hayatında kullanıyor mu? Hayır. Örneğin Van’da yaşayan annesi ile
telefonla iletişim kurduğunda ya da evlenme izni almak üzere doğup büyüdüğü memleketine
gidip ailesiyle görüştüğünde, Türkçesi yer yer Doğulu bir hal alsa da, Kürtçe konuşmuyorlar.
Böylece Kürtçe, salt kriminal evrene ait ve ancak deşifre edilmek üzere kullanıldığında bilinmesi
faydalı bir dil haline geliyor.

Öyleyse “Pars - Narkoterör”ün Kürtçe dil politikası kısaca şöyle özetlenebilir:
İnkarı abartmayıp Kürtçe türkü söylenmesine müsamaha göstermekte fayda vardır. Böylece
Kürterle daha barışık hale gelip beyinlerine daha kolay sızılabilir. Gerçekten de, televizyonda
Kürtçe türkü söylendiğini duyduğumda, ben de “N’oluyor?” diye bir dönüp bakmaktan kendimi
alamıyorum.

Kürt insanının dili Türkçe olmalıdır, ama ideal olmasa da Doğu aksanlı olmasına müsamaha
göstermekte fayda vardır. Böylece, milli hezeyana kapılıp Kürt soykırımı talep edenlere, temel
politikanın Kürtleri asimile etmek ve kazanmak olduğu, soy kırımın ikincil ve narkoterörizme
bulaşanlarla sınırlı olduğu hatırlatılıyor.

Kürtçe esas olarak suç (narkoterör) dünyasına ait bir dildir. Fakat narkoteröre karşı savaş
sırasında Kürtçeyi bilenlerden yararlanmak ve onları ajanlaştırmak doğru bir tutumdur.
Böylece Kürtçe, Kürtçeye karşı kullanıldığında da meşrulaşmaktadır.

Sonuç olarak, kaba inkarcılıktan vazgeçilerek
Kürtçe karanlık ve lanetlenmiş bir kavmin yok dili
olarak değil, ortadan kaldırılması gereken bir dil
olarak tarif ediliyor. Kürtçenin varlığı
reddedilemez; ama onu taşıyan öznelerin kâh yok
edilmesi kâh kazanılması (asimilasyonu)
üzerinden dereceli ölümü gerçekleştirilebilir.
Kürtçenin ölümünün köklerinden uzaklaşıp
okuyarak kendi ayakları üzerinde durmayı
başarmış, narkotikte devlet memuru
pozisyonuna yerleşmiş ve soy sop ırkçılığından
uzak vatansever bir başkomiserle (Şamil)
evlenme planı yapan Kürt kökenli genç kız
aracılığıyla gerçekleşecek olması, erkek egemen bir planla dereceli ölüme mahkum edilen
Kürtçenin kelimenin gerçek anlamında ana-dil olduğu kabulüne dayanır: Anne Kürtçe
konuşmazsa, çocuk da konuşmayacaktır.

Fakat bu planın uygulanması hiç de kolay değildir. Narkoteröre batmış köklerden kopuşun zorlu
olacağını, ama imkansız olmadığını Şamil’in Van’da binbaşı rütbesiyle teröre karşı savaş
yürüten ağabeyinden öğreniriz. Nitekim, rakibini saf dışı bırakarak narkoterörün Van hattına
bağlı İstanbul temsilciliğini ele geçiren uyuşturucu patronu meğerse Zülüf’ün gerçek babasıdır.
Bu da, Zülüf’ün köklerinden kopuş sürecinde çetin bir sınavla karşı karşıya kalacağını
göstermektedir.

    “Pars – Narkoterör”ün Kürtçe’ye dönük önerdiği dil politikası,
    temelde resmi devlet ideolojisiyle uyumludur. Fakat, ortada ciddi
    bir sıkıntı olduğunu ve bu politikanın kolayca hayata
    geçirilemeyeceğini kabul eder. Çözüm gücü tabii ki devlettir; ama
    gerçekçi bir yaklaşımla bir yönetim krizi yaşandığı ve devletin
    devletliğini yapamadığı kabul edilir. Bu nedenle, vatansever
    örgütlerin hemen devreye girip duruma el koyması ve gizli işler
çevirmesi gerekmektedir. Ergenekon operasyonunun “ülkücü ideallere bağlı” dizinin
yayımlandığı zamana denk gelmesi Osman Sınav ve ekibi adına bir şanssızlık olarak kabul
edilebilir. Bir kez daha ülkücü hayal kırıklığı meydana gelmiş gibi görünmektedir. Örneğin dizinin
ilk bölümünde alıntılar yapılan Pamukoğlu Paşa gibilerin karizması fena halde çizilmiştir. Fakat,
yoksul ve işsiz gençlerin akıl sağlığını bozmak üzere Polat Alemdarları ve Şamil Baturayları
kahramanlaştıran propaganda sanatına ihtiyaç sürmektedir. Dolayısıyla, Türk televizyon ve hâlâ
emekleme çağındaki sinema endüstrisi, asimilasyonu teşvik eden filmlere destek sunmaya ve
ulufeler dağıtmaya devam edecektir.

* kaynak:  29 Ocak 2008 / http://www.daplatform.com

“Pars - Narkoterör”ün
Kürtçe Dil Politikası

Bir hatırlama çabası: 38
Belgeseli üzerine

“Kürt sineması estetikten
ödün vermemeli”

Kürtlerin haklı davası
için...

2007’de Kürt Sineması /  
Devrim Kılıç

"Kürt Sineması
gelişmeye açık"

"Kürt sinemacıları
cesaretlendiriyoruz"

Kürdistan artık çok ‘yakın’

'Trajedilerin hepsi
senaryo oldu’

1. Paris Kürt Film
Festivali başarılı geçti

Yeni bir film " Phêti " /
Caner Canerik

Kağıtçılar:  “Doza we,
dozame ye“ /
Medet Dilek

Kürt değerleri ile
büyüdüm

Dol: Güzel bir konunun
kötü anlatımı

Nazmi Kırık sınırları
aşıyor

Bir gün şehre bir film gelir

Jalal Jonroy: 'Kürtler'in
sinemaya ihtiyacı var'

Genç yönetmen Buket
Aydın’dan iddialı bir
belgesel : İnsan-i Kamil

Gerçekliğin karanlık şiiri

Bir sürgün sineması
olarak Kürt Sineması:
Kendini sesini
görmek

Belgesel-kuşku ilişkisi

Gönül Yarası: 'Son
Mohikan’dan 'Gece
Bekçisi’ne, ya da ‘Genç
Kız ve Ölüm’ü Beklerken

Öfkeli ve özgür
yönetmenler

Nasıl bir sinema?

Sarhoş Atlar Zamanı
filminin dramatik
çözümlemesi

Caner Canerik'ten çarpıcı
bir belgesel: Was

Bir yaraya parmak
basmak istedim

Yangında filizlenen çiçek

Ünlü İtalyan yönetmen
Passolini

Kameramı kırsalarda
film çekeceğim

Kürdistani bir sinema
yaratmamız gerekiyor

Sessizlik kelimelerden
daha fazlasını anlatır

Ghobadi'nin Altın Lale
yolculuğu

Diyarbakır'da Kürt Film
Festivali

Çarpici bir belgesel
örnegi; Can Baz

Yılmaz Güney'in Kürtlüğü

Özgürlesme sorunu ve
sinema

Dersim 38

David ve Leyla:
Kültürel önyargilarin
elestirisi

Gölgenin sesi: Si u Ba

David ve Leyla

Si u Ba (Gölge ve Rüzgar)

Kürt düsmanligi üzerine
bir film

Nergisler Açmali

İlk Kürt filmi Zere

Türk Sinemasi'nda
Kürtler

Yilmaz Güney'le röportaj

Yusuf Yesilöz ile röportaj

Makale Arşivi  >>>
Makaleler