‘Yakın Planda Kürtler’ var

KurdishCinema / 20 Şubat  2009                               

Toplumsal sorunlar üzerine çektiği film ve
belgesellerle dikkat çeken Kürt yönetmen Yüksel
Yavuz en son ‘Yakın Plan Kürtler’le kamerasını
Kürt sorununa yöneltti. Yönetmen belgeseli bu
belgeselinde Hamburg’dan Mahmur kampına
kadar karşısına çıkan herkesin fikrine yer veriyor.
Filmi İf Bağımsız Film Festivalinde İstanbul’da
gösterilen Yavuz’la son filmini konuştuk.

* Kürt sorununa el atmak bence cesurca bir şey.
Nasıl başladın?

- Sanatla uğraşan insanlar Türkiye’deki gündemi yıllardır, on yıllardır belirleyen bu sorunu
gözardı etmesi doğru bir şey değil. Burada yaşıyor olmamama rağmen, dışarıda yaşamama
rağmen beni de bu sorun etkiledi. Kaldı ki bu sorun sizi rahat bırakmaz, arkanızdan gelir.
Almanya’da hele hele 1980’lerin başında, ortasında büyük bir Kürt göçü oldu, sığınmacı olarak
gelip yerleşenler vardı, her gün sayı çoğalıyordu. Bende o dönemler bazı mahkemeler için
arada bir tercümanlık yapıyordum. Türkiye’den gelen sığınmacıların yüzde 95’i Kürtlerdi. İster
istemez haberdar oluyorsun, nelerin olup bittiğini öğreniyorsun. Bu olaya günün birinde el
atmam gerektiğini düşündüm ve öyle bir girişimde bulundum, film yaptım.

* Ne zaman başladın, ne kadar sürdü?

- Ben aslında 2003’ün Şubat, Mart ayında bir taslak hazırlamıştım, daha çok sorunun askeri
yönünü ele alacaktım, yani gerillaya katılmışların aileleri, asker olarak Kürdistan’da çatışmış
ölmüş askerlerin aileleriyle ilgili bir proje düşünüyordum. Sonra baktım sadece hikayenin
askeri yönünü ele almak doğru olmadığını düşündüm, onun kapsamını geliştirdim. Ben Türkiye’
den ayrıldığımda darbeye iki üç ay vardı. Babam 1984 yılında geri döndüğünde birkaç hafta
sonra silahlı çatışmaları başlatan olay oldu. Benim Türkiye’de olmadığım süreçte neler oldu,
ona yöneldim ve insan arayışlarına girdim; kimlerle görüşebilirim, kimlerle konuşabilirim, bana
bu süreci anlatacak insanlar kimler olabilir? İlk etapta ailemden yola çıkmam gerekti, o yüzden
annem-babamdan başladım.

* Bir film bu kadar kapsamlı bir sorunu ne kadar anlatabilir?

- Onun samimiyetine bağlı bence. İnsanları bulurken,
onlarla konuşurken, filmi kurgularken gösterdiği
samimiyete bağlı diye düşünüyorum. Ama benim filmim
amacı dünya seyircisine bu sorunu bir parça aydınlatmak.
Bir yerlerde Kürt-Türk çatışması var, Öcalan yakalandı
Türkiye’ye getirildi falan derken, onun içyüzünü pek
bilmedikleri, perde arkasından haberi olmadıklarını
gördüm. Bunun perde arkasını, insani boyutunu anlatmaya
çalıştım. İnsani boyutunu anlatarak bu soru dile getirmeye
çalıştım. Bu filmden yola çıkarak daha bir sürü filmin
yapılması gerektiğini düşünüyorum konuyu aydınlatabilmek
için.

* Film Almanya’da vizyona girdi, bazı ülkelerde gösterildi.
İzleyici sorunu nasıl gördü?

- Şu ana kadar Almanya’da vizyona girdi, 40 kadar
sinemada gösterildi. Avrupa’da birkaç festivalde gösterildi.
Kanada’da İnsan Hakları Film Festivalinde falan gösterildi.
Gelecek Nisan ayında bir kaç kanalda gösterilecek.
Yüz binlere ulaşacak. Sinema seyircisine gelince tepkiler şöyle oldu: Biz Kürt sorunu hakkında
bir şeyler bildiğimizi sanıyorduk ama bu filmi görünce ne kadar az şey bildiğimizi gördük, film
çok şey gösterdi bize dediler. Bu önemli bir tespit diye düşünüyorum. Dediğim gibi sorunun
perde arkasını, insani boyutunu insanlara, kamuoyuna anlatmak lazım, bu film bir başlangıç
olabilir. Ben yetenekli gençlere söylemek istiyorum, girişimde bulunup daha başka hikayeler
anlatmak lazım, başka belgeseller yapmak lazım.

* Filmi yatılı okuldan başlatmışsınız. Sizde yatılı da okumuşsunuz. Neden yatılı okul?

- 1920’li, 30’lu yıllarda isyanları bastırarak sorunu çözeceklerini düşündüler ve daha sonraki
yıllarda, Osmanlı gelenekten yola çıkarak bir devşirme politikasını sürdürdüler. Bunu
asimilasyon politikasına dönüştürdüler. Bunu da daha çok Kürt bölgelerinde Yatılı Okullarla
yapmaya çalıştılar. Bunu da büyük bir ölçüde başardıklarını düşünüyorum. Şuna Kürt nüfusunun
yüzde kaçı Kürtçeyi konuşabiliyor, yazabiliyor? Bir kaç yüz aydın dışında Kürtçeyi yazı dili olarak
konuşan pek az insan var. Bu büyük bir kültürel soykırımdır. Ben köyde doğup büyüyen bir Kürt
çocuğu olarak ilk defa Türk olgusuyla nerede karşılaştım, buradan hareketle bu film yaptım.

* 'Kültürel soykırım' diyorsunuz, Başbakan Erdoğan Almanya’da ‘Asimilasyonun insanlık suçu’
olduğundan bahse etti. Burada da bir bağlantı kurabiliyor musunuz?

- Şöyle söyleyebilirim: Geçenlerde Erdoğan, Şimon Perez’e ‘Siz İsrailliler öldürmeyi çok iyi
biliyorsunuz’ dedi, İsrail Generali de bence çok iyi karşılık verdi; ‘Kendisi aynada baksa iyi olur’
dedi. Aslında çok doğru bir laf. Türkiye’de son 25-30 yılda yaşananlar vahşet derecesine varan
bir vaka. Sadece 30-35 bin askerin öldürülmesi değil, gerillalarda yaşamanı yitirdi, bir sürü faili
meçhuller var, sivil insanlar öldürüldü. Bazıları bu sayının yüz, yüz elli bin arası olduğunu
söylüyorlar. Bugün, savaşın başlangıcında askere gidenlerin çocukları artık askere gidiyor ve o
savaş hala devam ediyor. Bu korkunç, çok korkunç bir şey. Bu toplumun aynı zamanda büyük bir
ayıbıdır da diye düşünüyorum.

* Filmde gerilla, asker, boşaltılmış köy görüntüleri var. Bu görüntüleri nereden temin ettiniz?

- Gerilla görüntüleri arşiv görüntüleri.
Diğer görüntüler, örneğin siyah beyaz
görüntüler var, Cumhuriyetin 10. yıl
görüntüleri bir Rus kameramanı
tarafından çekilmiş. Galiba tek
görüntüler ona aitti, çünkü 10. yıl
görüntüleri, 1933 yılında Atatürk’ün
arabası alana gelirken kameraların bağlı
olduğu elektrik kablolarını koparmış,
kameralar devre dışı kalırken sadece bir
Rus kameramanı görüntüleri kalmış. O
görüntüler benim bir arkadaşta mevcuttu,
onları kullandık. Çünkü filmde bir geriye
dönüş var, o dönemlere dönen. Diğer
görüntüleri biz kendimiz çektik. Hamburg’da başladık, Berlin, Stockholm, sonra Türkiye’ye
geldik. Yer yer iznimiz vardı, ama izin almadan çektiğimiz şeylerde vardı, olması da gerekti.

* Karakter seçimlerin de çok ilginç. Mesela görmeyen bir anne var. Mahmur’da kadın seçmişsin
konuşmak için, Diyarbakır’da bir erkek var. Karakter seçimini nasıl yaptın?

- Önceden düşündüm, taşındım kimler olabilir diye. İsmail Beşikçi aklıma geldi, Orhan Miroğlu’
nun ‘Dijwar’ kitabını okumuştum, onunla konuşacağımı düşündüm. Asker ve gerilla konusunda
da bir sürü gerillayla, bir sürü askerle görüştüm. Seçimi kolay olmadı, çoğu insan konuşmak
istemedi. Hele askerler hiç konuşmak istemediler ki içlerinde kulak kesenler bile vardı. Ben
onlara, ‘Kamera önüne ben geçecem, siz görünmeyeceksiniz’ dedim yine kabul etmediler,
konuşmadılar. Korkuları var. Askerliği bitirdikten sonra bunlara gözdağı veriliyor, ‘askerlik
konusunda bir yerde bir şey konuşmayacaksınız’ diye. Ama vicdanı sızlayan bir asker konuştu,
aslında onun gibi vicdanı sızlayan bir sürü insan var diye düşünüyorum.

O kör teyze de benim akrabam. Daha altı aylıkken gözleri köreliyor. O kör gözleriyle bir tarihe
tanıklık eden bir insan olarak onu aldım filme.

* Filmde köy boşaltmalar var. Göç etmiş bir anne “köyümüz cenneti” diyor. Konuştunuz mu
sorun nasıl çözülür, çözülürse dönerler mi?

- Mahmur kampında kendisiyle konuştuğum teyze ve Mahmur kampındaki insanlar, belli şartlar
altında yeniden köyümüze dönmek istiyoruz, eğer tazminatlar verilirse, evlerimizi yeniden
yapılacak şekilde yardım edilirse. Eğer yeniden baskılarla karşılaşırsak burada kalırız daha iyi
diye düşünüyorlar. Aslında geri dönmek istiyorlar.

4 bine yakın köy ve mezra boşaltıldı ve yerle bir edildi. Bu sosyal bir soykırımdır diye
düşünüyorum. Ki Kürtlerin varlığı, kaynağı sosyalliği köyden gelen bir şey ve devlet bunu bilinçli
bir şekilde, savaşı bahane ederek yok etti. Bu büyük bir kayıp. Bunun telafisi nasıl olabilir
bilemiyorum. Telafisi biraz zor, yeniden oralara dönmek, yeniden yaşam kurmak biraz zor diye
düşünüyorum.

* Yerel seçimler için neler söyleyeceksiniz?

- Kürt bölgesinde bütün partiler DTP’ye karşı birleşmiş, öyle tavırlar söz konusu. Siyasetin kale
olarak gördüğü yerlerde belediyeleri DTP’den almak için ordunun bile AKP’ye çalıştığını
gözlemliyorum. Burada düşmanlıkların ne dereceye vardığını görebiliyorsun. Çekişmelerin ne
dereceye vardığını, toplumsal uzlaşmanın ne derece uzak olduğunu görebiliyorsun.

Ama ben şahsen Karakoçanlıyım, eşimde Karakoçanlı. Karakoçan’da DTP adayının
kazanmasını çok istiyorum. Bence, Diyarbakır örneğinde olduğu gibi DTP’nin elindeki
belediyeler iyi çalışma yapıyorlar, halka daha iyi hizmet götürüyorlar, Kürt illerinde DTP’li Kürt
adayların kazanmasını istiyorum.

* Yeni bir proje var mı?

- Türkiye üzerine bir proje olacak. Daha çok bu topraklarda söylenen, çalınan müzikle, müziğin
çeşitliliğiyle ilgili, Türkiye mozaiğiyle ilgili bir projem var. Şimdi daha finansman aşamasında.
İlerde imkanım olursa Diyarbakır’da bir film çekmek istiyorum. Diyarbakır, kent olarak, mimari
yapısıyla filme çok uygun bir yer. Diyarbakır’ı seviyorum.

***

YÜKSEL YAVUZ KİMDİR?

1964’de yılında Karakoçan’da doğan yönetmen Yüksel Yavuz, Hamburg Ekonomi ve Siyaset
Üniversitesi’nde ulusal ekonomi ve sosyoloji öğrenimi gördükten sonra, 1992’de Hamburg
Plastik Sanatlar Üniversitesi’nde görsel iletişim okumaya başladı. Yönettiği filmler arasında,
“100 and one Mark” (1994) ve “My Father Was a Guestworker” adlı belgeseller (1995), ilk uzun
metraj kurmaca filmi “Nisan Çocukları” (1998), kısa filmi “The Man With the White Coat” (2000)
ve “Küçük Özgürlük” (2003) var.

kaynak: Fırat Haber Ajansı
Haberler

Kırmızı kalemle çizilen
insanların öyküsü

Transasia Express
belgeseli İsviçre'de
gösterime giriyor

Köln 2. Kürt Film Günleri

Bern Kürt Film
Festivali'ne hazırlanıyor

Close-Up Kürdistan
İstanbul'da

Genç yönetmen Erol
Mintaş

Şirin Cihani'ye İtalya'da
ödül

KurdishCinema.com'dan
senaryo ödülü

Kürt yönetmen Kalifa'ya
ödül

"Hayatın Tuzu" filmi
izleyiciyle buluştu

Butimar'a 9. Türkiye
Eczacılar Kongresi Kisa
Film Yarışması'nda
birincilik ödülü

Pirdesur Fransız Kültür
Merkezi'nde

Gitmek 14 Kasım'da
Türkiye sinemalarında

Gitmek filmine İsviçre'de
Türk sansürü

Kazım Öz'ün Fırtına filmi
14 Kasım'da
sinemalarda  

2. Paris Kürt Film
Festivali

Montreal Dunya Filmleri
Festivali

“Siyabo”nun belgeseli
çekildi

"Gurê bi Zengil" kurgu
aşamasında

Gerilla-yönetmen Halil
Dağ yaşamını yitirdi

İkinci Hamburg Kürt Film
Günleri Halil Dağ'a
adandı

Fırtına’ İstanbul Film
Festivali’nde

'Narkolepsi' Ankara Film
Festivali'nde

Oldenburg Kürt film
günler başladı

Paris Kürt video
sergisine davet

"Zarokên Axa Qelişî" adlı
Kürtçe filmin galasına
sansür

Gure bi Zingil’ın
çekimleri tamamlandı

‘Zarokên Ax a Qelişî’
Ceylanpınar’da

13 Kurşun'a onur ödülü

Yusuf Yeşilöz'ün son
belgeseli; Müzik Aşkı

Yüksekovalı oyuncu
Fransa yolcusu

Charlie Chaplin 30 yıl  
önce yaşama veda etti

Kürt oyuncu aranıyor

Londra’da Kürt filmlerine
yoğun ilgi

'Trajedilerin hepsi
senaryo oldu

1. Paris Kürt Film
Festivali başladı

Dortmund'da Kürt Film
Haftası

Diyarbakır'da ilk çocuk
sinemacılar

5. Londra Kürt Film
Festivali'ne çağrı

Nusaybin'de film
gösterisi

Mazıdağı'nda Mehmed
Uzun Festivali başladı

Amsterdam Kısa Film
Festivaliı

Ingmar Bergman öldü

Forster’den Kürt filmi

‘Son Oyun’a Fas’tan ödül

Hakkari'nin ilk Kürtçe filmi

Madımak Katliamı
belgesel oldu

Son Oyun'a Fas'tan davet

Filmi icin yardim bekliyor

Ankara'da belgesel
gösterimi

Cannes Film Festivali
başlıyor

Yarım Ay'a bir ödül de
Portekiz'den

Stuttgart'da Kürt Film
Günleri'ne büyük ilgi

Amin Korki'ye
Singağur'da iki ödül

Ankara Kürt Film Günleri
18 Mayıs'ta başlıyor

Stuttgart'da Kürt Film
Günleri

Dol'un Almanya galası
yapıldı

Hamburg'dan Kürt
filmleri geçti

Hamburg Kürt Film
Günleri

Kürt filmleri Hamburg'da

'Tandır' filmi festivallerde

Tünelin ucundaki ışık gibi

Hamburg Kürt Film
Festivali Programı

Hamburg Kürt Film
Festivali başlıyor

Paris Kürt Film Festivali

Yarim Ay Portekiz,
Amerika ve Almanya'da

David Tolhildan
Hamburg'ta

Haber Arşivi >>>